Kayseri

Kayseri, beklediğimden çok farklı ve tahmin ettiğimden çok fazlasını bulduğum bir kent. Eşimin sık sık iş nedeniyle seyahat ettiği Kayseri’yi bu kez de birlikte, sadece tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerine odaklanarak gezelim istedik. Bu gezi sonunda rahatlıkla söyleyebilirim ki, gerek mutfağıyla, gerekse tarihi ve kültürüyle bir haftasonunuzu kesinlikle ayırın. Gelin, gezimizden derlediğim Kayseri notlarına hep birlikte göz atalım.

Kayseri
Kayseri

Ne Zaman Gidelim?

Kayseri, hepimizin bildiği üzere bir İç Anadolu kenti ve doğal olarak da karasal iklime sahip. Bu da benim için şu anlama geliyor; yaz dahi olsa gündüz terlemeden gezmek, gece ise serin ve rahat bir uyku çekmek. 🙂 Büyük ihtimalle bahar, her kentin olduğu gibi bu kentin de en güzel mevsimidir, ancak kışın fazlasıyla (hatta gezmenizi engelleyecek derecede dahi olabilir) soğuk olacağından eminim. Ha, kayak yapmak için gidiyorsanız o ayrı. 🙂 Sözün özü, yazın Kayseri’ye gitmekten korkmayın, çıkın çıkın gidin. 😉

Ulaşımı Nasıl Sağlayalım?

Ankara’dan ulaşım oldukça kolay. Varsa, kendi özel aracınızla yaklaşık 4-4,5 saatlik bir yolculuktan sonra Kayseridesiniz. Otobüs yerine özel araç kullanmanızı, özellikle Ankara’dan Kayseri’ye gidiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim, zira Kayseri içinde de arabaya ihtiyaç olacağını unutmayın. Evet, toplu taşıma var, ancak “Nereleri Gezelim, Görelim?” başlığı altında anlatacağım yerler birbirine uzak mesafelerde, dolayısıyla toplu taşıma, hele ki haftasonu seyahati için Kayserideyseniz, biraz vakit kaybı olacaktır.

Diğer şehirlerden de Kayseri’ye en kolay ulaşım, elbette havayolu. Kayseri Havaalanı, özellikle Kapadokya’ya seyahat eden çok sayıda yerli ve yabancı turist nedeniyle oldukça faal. Anadolujet ve Pegasus’un, İstanbul ve İzmir’den gün içinde karşılıklı çok sık uçuşları mevcut. Yani geriye sadece Kayseri’ye gelmeyi istemek kalıyor. 🙂 Ancak, Kayseri’ye gelmek için havayolunu tercih ederseniz, yine yukarıda bahsettiğim nedenlerden araç kiralama işini düşünmenizi tavsiye ederim.

Nerede Kalalım?

Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim Avrupa’nın kurtarıcı otel zincirlerinden Ibis Otel, Kayseri’de de var. Oldukça uygun fiyata temiz yatak ve temiz duş imkanı sunan bu otel, biraz şehir dışında kalsa da, özellikle aracınız varsa ve üst düzey bir konfor aramıyorsanız kesinlikle tavsiye edilir.

Nereleri Gezelim, Görelim?

Öncelikle şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Kayseri, beklentinizi fazlasıyla karşılayacak. Gitmeden önce sıkılır mıyız acaba düşüncesi, gittikten ve değişik yerler gördükten sonra yerini oldukça keyifli bir geziye bıraktı. Şimdi sıra yazının en keyifli kısmında, gezdiklerimizi, gördüklerimiz anlatmakta. Yediklerimiz, içtiklerimiz de tabi ki bize kalmayacak, o da bir sonraki başlıkta. 🙂

1.Sultan Sazlığı Milli Parkı

Sultan Sazlığı Milli Parkı, Kayseri

Sultan Sazlığı, Kayseri’ye yaklaşık 1 saatlik mesafede, Erciyes Dağı’nın güney kısmında bulunan bir milli park. Adı üstünde sazlıklarla dolu olan milli parkın içerisinde, sazlıkların içinden geçen tahta bir yürüyüş yolu bulunmakta. Sabredip bu yolun sonuna kadar giderseniz sizi yine etrafı sazlıklarla kaplı oldukça sempatik, minik bir göl karşılıyor. Tavsiyem, mutlaka dayanın ve yürüyüş yolunun sonuna ulaşın 🙂

Sultan Sazlığı Milli Parkı, Kayseri

Milli Parkın hemen giriş kapısının bulunduğu noktada bir kuş gözlem kulesi ile bölgedeki kuş türlerini tanıtan ufak da bir müze bulunuyor. Yani, kuş gözlemciliğine merakınız varsa, burası bulunmaz bir cennet.

Giriş Ücreti; Kişi başı 4,5-TL

2. Ali Dağı Sarnıçlı Yeraltı Şehri

Henüz çok yeni olan, 2010 yılından ziyaretçilere açılan bu yeraltı şehri oldukça dar koridorlardan oluşuyor. Yerin 200 mt. kadar altına indiğiniz bu şehirde, en keyifli kısım ise sarnıçın bulunduğu bölüm. Şehrin oldukça dar koridorlardan oluşması nedeniyle, gruplar halinde alınan ziyaretçiler, öncelikle bu dar koridorlardan geçerek bir salonda toplanıyor. Ardından da yaklaşık 20 kişilik gruplar halinde sarnıç kısmı için yine dar koridorlarda yürüyüşe geçiliyor. Ancak, önemli not, kapalı yer korkusu, kalp ve astım rahatsızlığı olanlar buraya girmesinler, zira sağlıklı insanlar için dahi sıkışıklık hissi yaratıyor.

Ali Dağı Sarnıçlı Yeraltı Şehri
Ali Dağı Sarnıçlı Yeraltı Şehri
Ali Dağı Sarnıçlı Yeraltı Şehri (Sarnıç Bölümü)
Ali Dağı Sarnıçlı Yeraltı Şehri (Sarnıç Bölümü)

Giriş Ücreti; Kişi başı 5-TL

3. Tavlusun

Tavlusun ve aşağıda anlatacağım Talas, Kayseri’de yaşayan Rum ve Ermeni halkın kente armağanı. Tavlusun, bu anlamda Talas kadar dikkat çekici olmasa da yolunuzu buraya mutlaka düşürmenizi tavsiye ederim. Bunun en büyük nedeni de oldukça bakımsız olan ancak hala görkemini koruyan Surp Toros (Gregoryan) Kilisesi. Kilisenin duvarlarındaki ve tavanındaki resim ve fresklere hayran kalacağınıza emin olabilirsiniz.

Surp Toros (Gregoryan) Kilisesi
Surp Toros (Gregoryan) Kilisesi

Ayrıca, her ne kadar bu kiliseye çok yakın olmasa da yine Tavlusun bölgesinde yer alan ve 1835 yılında inşa edilen Üç Azizler (Agia Triada) Kilisesi de mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Üç Azizler (Agia Triada) Kilisesi
Üç Azizler (Agia Triada) Kilisesi

4. Talas

Kuruluşu milattan sonraki ilk yıllarda, Hristiyanlığın erken devirlerine dayanan Talas, Kayseri’nin en keyifli ve Kayseri’ye gidildiğinde “mutlaka” görülmesi gereken yerlerinden. Talas’ın Ali Saip Paşa Caddesi olarak adlandırılan alt kısmı, Ermeni, Rum ve Türklerin tehcir ve mübadele dönemlerine kadar birlikte yaşadığı bir bölge. Dolayısıyla, Ermeni ve Rumların şahane işçilikleri ile yaptıkları evleri burada en net ve açık haliyle görmek mümkün. Kayseri halkı arasında da oldukça popüler olan ve trafiğe kapalı olan bu bölgede, evler kafelere dönüştürülmüş.

Talas Tarihi Kent Meydanı, Kayseri
Talas Tarihi Kent Meydanı, Kayseri
Talas, Kayseri
Talas, Kayseri

Talas’ın üst kısmında kalan ve Kayseri’nin bir çok yerinden görülen ve kiliseden camiye dönüştürülen, yeni adıyla Yaman Dede Cami, eski adıyla Panaya Kilisesi de mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Bu eski kilise, yeni camiye giderken Talas’ın üst kısmında yer alan sokaklarında ufak bir tur atmayı da ihmal etmeyin. Muhteşem fotoğraflar çekeceğinizi temin ederim. 🙂

Yaman Dede Cami (Panaya Kilisesi)
Yaman Dede Cami (Panaya Kilisesi)

5. Erciyes Dağı

Kayseri’ye girdiğiniz anda şehrin her yerinden görülen ve tüm heybetiyle şehri koruyup kollayan Erciyes Dağı, geziniz boyunca hep sizinle olacak 🙂 Bizim gezimiz yaz ayına denk gelmesine rağmen, adet yerini bulsun diye Erciyes’i de ziyaret ettik. En önemli tespitimiz, şehirle Erciyes arasındaki hava sıcaklığı farkının 10 C’yi bulduğu oldu. 🙂 Yazın aslında pek keyifli olmayan Erciyes’de biz gittiğimizde teleferik çalışıyordu. Özetle, serinlemek ve piknik yapmak gibi bir amacınız yoksa yazın gitmenizi pek tavsiye etmem. Ha tabi, bizim gibi “buraya kadar gelmişken Erciyes’e de bir selam verelim” derseniz, o ayrı 🙂

6.Şehir Merkezi (Kültür Yolu)

Kayseri, şehir merkezi ve merkezde bulunan meydanı bakımından, Türkiye’de şimdiye kadar gördüğüm en temiz ve düzenli şehir. Merkezde ve meydanın çevresinde o kadar çok tarihi eser var ki, bu meydan için “kültür yolu haritası” çıkarılmış ve kaldırımların üzerinde bu haritaya bağlı kalınarak işaretlemeler yapılmış. Bu yolu takip ederseniz, Selçuklu Müzesi, Roma Mezarı, Hunat Hatun Külliyesi, Sahabiye Medresesi dahil birçok tarihi ve kültürel simgeyi yaklaşık 1 saatlik kısa bir turla rahatlıkla görebilirsiniz.

Kendi aracınızla gittiyseniz (ya da araç kiraladıysanız) meydanda bulunan Hilton Oteli’nin arka tarafında hem paralı otopark mevcut hem de o bölgede sokak üzerinde ücretsiz parkedeceğiniz birçok yer bulabilirsiniz.

Nerelerde Yemek Yiyelim?

Yazıya başlarken Kayseri için kültür ve tarihin yanında mutfağıyla da bir haftasonunu hakettiğini yazmıştım. O zaman geçelim yemek ve mekan önerilerine. 🙂

1.Avlu Restaurant

Avlu, şehir merkezinde “kültür yolu”nda Tarihi Kayseri Mahallesi içinde bulunan, adını aldığı avlusuyla oldukça keyifli bir mekan. Burada meşhur Kayseri mantısıyla, kağıtta pastırmanın tadına baktık. Kesinlikle tavsiye edilir, enfesti.

Kayseri Mantısı
Kayseri Mantısı
Kağıtta Pastırma
Kağıtta Pastırma

Restaurantın önü oldukça geniş, yani yine otopark sorunu yok. Yemek ücreti, 2 kişi yaklaşık 70-TL.

2.Taş Mekan

Burası Erciyes yolu üzerinde, methini çok duyduğumuz Kayseri’yi tepeden gören bir mekan. Biz burada yemek yemekten ziyade kahvaltı yapmayı tercih ettik. Pastırmalı, sucuklu oldukça zengin serpme kahvaltı 2 kişi 70-TL.

Kahvaltı, Taş Mekan Kayseri
Kahvaltı, Taş Mekan Kayseri

3. Elmacıoğlu

Elmacıoğlu, iki şubesiyle Kayseri’nin oldukça ünlü restaurantlarından. Biz gezimizin 2. günü şehir merkezindeki “kültür yolu” üzerindeki şubesinde meşhur yağlamanın ve yine hayran kaldığımız kağıtta pastırmanın tadına baktık. Yağlama oldukça lezzetliydi, ancak itiraf ediyorum, Avlu’nun kağıtta pastırması daha lezzetliydi.

Yağlama
Yağlama

Gerek yurtiçinde, gerekse yurtdışında yeni yerler görmek, yeni tatlar keşfetmek en büyük zenginlik. Önyargılardan kurtulmak ve bilgiyi görerek, duyarak yerinde öğrenmek de büyük deneyim. Tüm bunları yaşayabileceğiniz Kayseri’yi, sadece bir haftasonunuzu ayırarak rahatlıkla gezebilirsiniz.

NOTLAR:

1.Kayseri’de yamaç paraşütü çok yaygın. Meraklıları Ali Dağ’dan kalkıp şehir merkezinde belirlenmiş bir parka iniş yapıyorlar. Hava güzelse kafanızı gökyüzüne kaldırın rengarenk paraşütleri görebilirsiniz. 🙂

2. Kayseri’ye gelmişken elbette mantı, pastırma, sucuk alışverişi yapıp, eve götürmeden olmaz. Biz alışveriş için tercihimizi hem yol üstünde olduğu için hem de daha önce deneyip beğendiğimiz için Çemen’s Gurme‘den yapmayı tercih ettik. Aklınızda olsun, tavsiye edilir.

Keyifli geziler…

Instagram:anilakinatman

Tekirdağ

Bu kez yolum Trakya’ya, Trakya’nın pek bilinmeyen kenti Tekirdağ’a düşüyor. Soğuk ve puslu bir günde iş amacıyla gittiğim Tekirdağ’ı keşfetme fırsatını elbette kaçırmıyorum. Üzerimde kalın kıyafetler, sırtımda çantam, işimi erkenden hallettikten sonra başlıyorum bu şehri keşfetmeye.

Huzurlarınızda Trakya’nın pek bilinmeyen şehirlerinden Tekirdağ…

Tekirdağ

Ulaşımı Nasıl Sağlayalım?

Ankara’dan en pratik ulaşım yolu, Çorlu Havalimanı’na uçakla gelmek elbette. Böylelikle İstanbul’u ve İstanbul trafiğini kolaylıkla pas geçerek, zamandan bolca tasarruf etmek mümkün. Ancak, akılda bulundurmakta fayda var; Tekirdağ, Atatürk Havalimanı’na da oldukça yakın. Dolayısıyla Ankara’dan Çorlu’ya günlük karşılıklı seferleri beklemeden de Atatürk Havalimanı’ndan kolaylıkla ulaşımı sağlamak mümkün.

Nerede Kalalım?

Benim seyahatim iş amaçlı olduğundan, şirketin ayarladığı otelde konaklamak durumunda kaldım. Tek dezavantajı şehre uzak olması olan ve dışarıdan her ne kadar çok iç açıcı gözükmese de temiz yatak ihtiyacını fazlasıyla karşılayacak bir otel olan Yayoba Otel‘e bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Bir diğer, belki de daha garanti alternatif için ise Ramada Otel‘i düşünebilirsiniz.

Nereleri Gezelim, Görelim?

Tekirdağ, her ne kadar diğer Trakya kentlerinin gölgesinde kalsa da köklü bir tarihe sahip. Üstelik, şehir merkezinde bulunan yerleri yaklaşık 2 saatlik bir sürede rahatlıkla gezmek mümkün. Gelin bu yerlere hep birlikte göz atalım.

  • Rüstem Paşa Cami: Kendisi ile aynı adı taşıyan bu cami, Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın eşi Rüstem Paşa adına, Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Ben gittiğimde tadilatta olduğundan ne yazık ki kapalıydı ve içini gezme şansını bulamadım. Ancak, dışarıdan bakıldığında dahi son derece zevkli ve estetik bir şekilde yapıldığını söylemek mümkün.
Rüstem Paşa Cami
  • Namık Kemal Evi: Vatanseverliğin işlendiği şiirleriyle bilinen ünlü şair Namık Kemal’in doğduğu evin yakınında bulunan bir evin restore edilmesiyle Namık Kemal’e adanmış bir müze burası. Müzede Namık Kemal’in eserlerinin yanısıra Tekirdağ’a özgü kıyafetler, mutfak eşyaları da sergilenmektedir. Giriş ücreti 2-TL, kapısında her ne kadar pazar ve pazartesi kapalı yazsa da pazartesi günü açık. Bizzat test edildi, onaylandı. 🙂
Namık Kemal Evi
  • Rakoczi Müzesi: Bu müze, Macar-Türk halkları arasındaki dostluğa istinaden, Macar halk kurtuluş kahramanı II. Rakoczi French’in şahsi eşyaları ve ailesine ait eşyaların sergilendiği bir yer olarak misafirlerini ağırlamaktadır. Burası pazartesi günleri kapalı ve ne yazık ki benim seyahatim de bu güne denk geldiğinden müzenin içini gezme şansım olmadı. Ancak, vaktiniz varsa, şahane bir deniz manzarası eşliğinde bu müzeyi de ziyaret edebilirsiniz.
Rakoczi Müzesi
  • Sahil ve Liman: Şehrin en keyifli yeri, elbette deniz kenarı ve liman. Özellikle hava güzelse çok keyifli yürüyüşler yapabileceğiniz limanda, kısa bir fotoğraf molası da verebilirsiniz.
Liman, Tekirdağ
Liman, Tekirdağ
Sahil, Tekirdağ
Sahil, Tekirdağ

Nerede Yemek Yiyelim?

Tekirdağ, pek tabii ki köftesiyle ünlü. Ben, bu lezzeti Hükümet Caddesi’nde bulunan Abdi Özcan‘da denedim. 1 porsiyonda toplam 10 köfte bulunuyor, ancak köfteler soğumasın diye 5’er 5’er servis ediliyor. Oldukça lezzetli bu köftenin 1 porsiyonunu fiyatı ise yanında ayranıyla birlikte 17-TL.

Tekirdağ Köfte
Tekirdağ Köfte

Tekirdağ, her ne kadar Trakya’da Edirne’nin gölgesinde kalmış olsa da son derece keyifli bir deniz kenti. Trakya gezinize, Tekirdağ’ı da ekleyerek, bu keyifli kente bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Keyifli geziler…

 

Pisa

Bir zamanlar Cenevre ve Venedik’le rekabet edebilecek bir deniz gücü olan Pisa, şöhretini son derece yanlış bir mimari projeden almaktadır. Ancak dünyaca ünlü Eğik Kule, bu kompakt ve etkileyici şehirde birçok ilgi çekici yerden sadece bir tanesidir. İyi korunmuş Romanesk binaların, Gotik kiliselerin ve Rönesans meydanlarının tadını bence turistlerden çok yerli halk çıkartmaktadır. 1406’da Floransa tarafından alındıktan sonra, Medici Ailesi, sanatsal, edebi ve bilimsel çabaları teşvik etmiş ve Pisa Üniversitesini yeniden kurmuştur. Bu sayede şehir gelişmeye başlamıştır.

Pisa’yı ziyaret eden birçok turist gezi rotalarını Piazza dei Miracoli anıtlarıyla sınırlarlar, ancak şehrin tarihi merkezini keşfetmek isterseniz en az 1 gününüzü, rahat rahat gezmek için ise 2 gününüzü buraya ayırmanızda fayda var.

Ulaşım

Özel araçla gidecek olursanız park ettiğiniz yerlere dikkat etmenizde fayda, genel olarak park ücretleri 2 € civarında.

Uçak: Pisa Uluslararası Havaalanı Galileo Galilei şehrin 2 km güneyinde, Toskana’nın en önemli uluslararası havalimanıdır ve çoğu büyük Avrupa kentine uçuşlar gerçekleşmektedir. Havaalanından şehre 5 dakikada bir kalkan otobüsler bulunmaktadır.

Tren: İtalya’da şehirler arası ulaşımda en rahat yol demiryoludur. Pisa, Floransa’ya demiryolu ile bağlı ve aynı zamanda Roma-La Spezia tren hattında yer alıyor. Livorno (1.80 €, 15 dakika da bir) ve Lucca (2.40 €), Roma (17,65 € ila 37,10 €, 2,5 ila dört saatte bir), Floransa (5,60 € ila 11,40 €, bir ila 1,5 saatte bir). Trenden indikten sonra dilerseniz yürüyerek, dilerseniz şehir içi otobüslerle ulaşımı sağlayabilirsiniz.

Gezilecek Yerler

Piazza del Duomo

Campo dei Miracoli (Mucizeler Meydanı) ya da Piazza del Duomo (Katedral Meydanı) olarak da bilinen bu meşhur meydanın kenarında duran Kule hepimizin bildiği dünyaca ünlü Eğik Kule yani Torre Pendente dir. 5,5 derece eğiktir. Bu eğimin sebebi ise zeminin yumuşak olması ve zamanla kulenin bir tarafa çökmesidir. 2001 yılında yapılan kurtarma çalışması ile zemin desteklenmiş ve kulenin çökme riski ortadan kaldırılmıştır.

Torre Pendente

Kuleye Çıkış : “Piazza dei Miracoli manzaralı kule için bilet satışı biraz karmaşıktır. Kuleye bilet (Bilet satış yerinde 15 €, online 17 € rezervasyonlu) ve Duomo biletleri ayrı ayrı satılmaktadır, ancak kalan mekanlar için kombine bilet mevcuttur. Bir veya iki / üç / beş mekan için 5/6/8/10 € ‘dur ve Vaftizhaneyi, Camposantoyu, Museo del Solo Duomo ve Museo delle Sinópie’yi kapsar. 10 yaşın altındaki çocuklara Kule dışı biletler ücretsizdir. Biletler meydanda ve internetten (www.opapisa.it) satılmaktadır. Kuleye çıkmak istiyorsanız için en az 15 gün önceden web sitesinden bilet ayırın, yoksa saatlerce sıra bekleyebilirsiniz.

Kuleye çıkış bir seferde 40 kişi ile sınırlıdır ve sekiz yaşın altındaki çocuklar kabul edilmemektedir.

Yaz aylarında, gece çıkışları vardır. Ben çıkmadım fakat Pisa’nın gece ışıkları ile keyifli bir manzarasının görülebildiği söylenmektedir

El çantaları da dahil olmak üzere tüm çantaları, merkezi bilet gişesinin yanındaki ücretsiz bagaj muhafazasına bırakmak mecburidir.

Ünlü Pisa Kulesi Eğiktir.. peki ya diğerleri??

Hepimiz Pisa’nın ünlü kulesinin eğik olduğunu biliyoruz, ancak çoğumuz bu kulenin kentteki çoğu yapının bu kuleye öncülük ettiğinin farkında değildir. Evet… Şehirdeki çoğu yapı yamuktur 🙂 Kentin kurulduğu alan, deniz seviyesinin neredeyse 2 metre üzerindedir ve 40 metre derine kadar kum ve kil karışımından oluşmaktadır. Ne yazık ki, şehrin ortaçağ mimarları durumun farkında değillermiş ve yapılarını sağlam olmayan zemine inşa etmişler. Eğer mimar Bonanno, Pisa kulesini daha geniş bir çevreye sahip olacak şekilde tasarlamış olsaydı, muhtemelen Pisa kulesi bugünkü şöhretine sahip olamayacaktı. Oraya gittiğinizde fark eder misiniz bilmem fakat; Duomo 25 cm, Vaftizhane ise yaklaşık 51 cm kuzeye eğimlidir.

Şehirde bulunan diğer eğilimli kuleler ise, Via Santa Maria üzerindeki Chiesa di San Nicola’nın sekizgen çan kulesi ve Via San Michele degli Scalzi üzerindeki Chiesa di San Michele degli Scalzi kulesidir.

Piazza del Duomo

Gelelim Pisa Kulesi yanındaki Katedrale; 1064 yılında Buscheto tarafından inşaa edilen Duomo, Pisa Katedrali, ilk başta Avrupa’nın en büyük katedrali olması ve Pisa’nın Akdeniz hakimiyetini göstermek için tasarlandı fakat zeminin uygun olmaması nedeni ile tasarımında değişiklikler yapıldı ve kat sayısı azaltıldı. Medici döneminden kalan 24 ayar altınla süslü ahşap tavanı ve 14. yüzyıldan kalma sekizgen Minberi ve Mermer figürleri görmenizi de tavsiye ederim. Carrara mermerinden Figürler Heykeltıraş Giovanni Pisano tarafından yapılmıştır.

Romulus ve Remus

Katedralin kabartmalı kapıları bronzdan yapılmıştır. Orjinalleri 14. yüzyılda yangın nedeni ile yok olmuştur. Fakat aynı yüzyılda yenilenmiştir. Katedralin bana göre en ilginç tarafı içindeki avizedir. Galileo salınma uzaklığı ne olursa olsun bir avizenin hep aynı hızda sallandığını keşfetmiştir. Bu keşfi bu katedraldeki avize üzerinde yaptığı denemelerle bulmuştur. Bu nedenle avizenin adı Galileo Avizesidir. Katedralin içinde bulunan çoğu eser Katedralin yanındaki müze de sergilenmektedir. Mucizeler Meydanında, Operal Del Duomo Müzesini, Camposanto’yu ve Sinopie Müzesini gezebilirsiniz.

Kısa Kısa Şehrin diğer görülmeye değer yerleri

Piazza Cavallotti’nin kuzey tarafında yer alan Palazzo dell’Orologio bulunan kulede, 1288 yılında Kont Ugolino della Gherardesca’nın oğlu ve torunları, Melante savaşında düşmana yardım ettiği şüphesiyle açlıktan ölene kadar mahkum edildiği kuledir.  Bu olay ve Melante Savaşı, Dante‘nin Inferno’sunda da (Cehennem) geçer. (Meraklıları görmek isteyecektir)

Palazzo dei Cavalieri

Piazza’nın (meydanın) kuzeydoğu kesiminde yer alan Palazzo dei Cavalieri, Vasari tarafından yeniden tasarlandı ve olağanüstü bir sgraffito (oyulmuş taş veya tuğlanın üç boyutlu trompe yaratmak için çizilmiş sıva ile kaplanmış bir yüzey) içeriyor. Bu alan İtalya’nın en prestijli üniversitesi olarak kabul edilen Scuolo Normale Superiore ‘nin içinde yer alıyor.

Güneye doğru, şehrin ortaçağ kalbi olan Borgo Stretto (Borgo Caddesi) çevresindeki bölgede, anıtsal oyun salonlarının altında bulunan keyifli dükkanları ve kafeleri görebilirsiniz. Ayrıca Borgo’daki Chiesa di San Michele cephesindeki ilginç grafitileri (15. Yüzyıldan kalma) de görebilirsiniz.

Lungarno Caddesinin doğusundaki Museo Nazionale di San Matteo‘da 13. yüzyıldan kalma eski Benedictine manastırında yer alan ortaçağa ait eserlerden oluşan bir müze bulunmaktadır. Müzede, Nicola ve Giovanni Pisano, Andrea ve Nino Pisano, Francesco di Valdambrino, Donatello, Michelozzo ve Andrea della Robbia’nın eserleri de dahil olmak üzere 14. ve 15. yüzyıl Pisa heykellerinin önemli bir koleksiyonu vardır. Masaccio’nun St Paul’ı, Fra ‘Angelico’nun Mütevazı Madonna’sını ve Saint Catherine’in Simone Martini’nin Polyptych’inini kaçırmayın.

Arno ve Lungarno

Farklı bir döneme ait sanatı görmek için, Lungarno da nehir kenarında bulunan Babette Food and Art Cafe’ye gidebilirsiniz. Açık renkli tuğla duvarları, yerel sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Oldukça keyifli bir mekan, oturup kahve içebilir, ufak atıştırmalıklarla karnınızı doyurabilirsiniz.

Festivaller ve Etkinlikler

17 Haziran’da Arno’da (Şehrin ortasından geçen Nehir) şehrin koruyucu azizini anmak için düzenlenen bir kürek yarışması olan Regata Storica di San Ranieri düzenlenir. Asıl görsel ziyafet ise, bu olaydan önceki gecede (16 Haziran) San Ranieri onuruna Arno nehri boyunca uzanan caddeler yaklaşık 70.000 mum ile aydınlatılarak kutlanır.

Luminaria

Haziran Ayının son Pazar günü, Gioco del Ponte (Köprü Oyunu) için, ortaçağ kıyafetindeki iki grup, Ponte di Mezzo’nun üzerinde savaş temsili yapılıyor.

Piazza del Duomo

Türkiye’nin Kayak Merkezleri

Kış sporları deyince akla ilk gelenler elbette ki kayak ve snowboard’tur. Siz de bu keyifli sporları yapıyor veya yapmayı düşünüyorsanız bu yazımız tam sizlere göre demektir. Aşağıdaki listede sizler için Türkiye’nin kayak merkezlerini kaleme alıyoruz. Kayak severlerin deneyimlerine ve yorumlarına göre kısa bilgilerle hazırlanmış Türkiye’nin Kayak Merkezleri rehberimizde ulaşım, konaklama, pist uzunluğu, lift sayısı ve ücretlerini bulabilirsiniz.



Türkiye’nin Kayak Merkezleri



Uludağ

Uludağ Kayak Merkezi
Uludağ Kayak Merkezi

Eski Türk filmlerinin çekildiği, Gülşen Bubikoğlu’nun zengin koca bulmak için gittiği ünlü Uludağ tam da burasıdır. Türkiye’nin en eski ve dolayısıyla en gelişmiş Kayak Merkezi olarak ün salmıştır. Bu nedenle, en çok tesisin bulunduğu ve eğlence hayatının da kayak pistleri kadar bol olduğu bir merkezdir. Uludağ aynı zamanda  bir Milli Parkı’dır.

Ulaşım: Bursa ilinde bulunan ve şehir merkezine 36 km mesafedeki Uludağ’a özel aracınızla, otobüsle veya uçakla ulaşım mümkündür. Karayolu ile ulaşımda, Uludağ Ankara’dan 420 km, İstanbul’dan 200 km uzaklıktadır. Havaalanı ise Bursa’nın Yenişehir ilçesinde bulunmaktadır ve Uludağ  Kayak Merkezine 60km mesafededir. Havaalanı veya Bursa şehir içinden minibüs, taksi ve dolmuşla Kayak Merkezine gitmek mümkündür. Anadolu Jet, Bora Jet ve Türk Hava Yolları çeşitli seferler düzenlemektedir. Ankaralılar için güzel haber, buraya ulaşımın direk uçuşla olmasıdır. İstanbul yolcularının Ankara’da aktarma yapması gerekmektedir.

Konaklama: Uludağ Türkiye’nin en zengin konaklama tercihini sunan Kayan Merkezidir. Uludağ’da I. ve II. Bölge olmak üzere iki farklı pist-lift alanı mevcuttur. Hangi bölgeyi tercih ettiğinize göre otelinizi seçmeniniz öneririz. İlk merkez olması dolayısıyla I. Bölgede daha çok otel ve pist vardır. Ancak II. Bölge otelleri ve pistleri de daha yenidir. Önerilerimiz, I. Bölge’de Grand Yazıcı, Beceren, Ağaoğlu ve ; II. Bölgede Mandra,

Pist Uzunluğu: Yaklaşık 25 Km’dir.

Pist ve Lift Bilgileri:  I. ve II. Bölgedeki liftler birbirinden farklıdır. Teleski ve telesiyejle çıkılabilen toplam 21 tane lift ve bunlara bağlı her düzey için pist bulunmaktadır.

Lift Ücreti: Tek çıkış dışında tüm Skipass’ler Uludağ’ın tamamında geçerli.

Tek çıkış: 10 TL (sadece alındığı Liftte geçerli) – 4 Saatlik: 50 TL

1 Günlük: 90 TL – 1.5 Günlük: 120 TL – 2 günlük: 160 TL

3 Günlük: 220 TL – 4 Günlük: 260 TL – 5 Günlük: 300 TL


Palandöken

Palandöken Kayak Merkezi
Palandöken Kayak Merkezi

Erzurum ilçesinde bulunan Palandöken, toz kar denilen kar kalitesi dolayısıyla Türkiye kayak merkezleri arasında Alplere benzetilmektedir. Son dönemde, Dünya Üniversiteler Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yaparak adını duyurmuştur. Türkiye’nin en uzun pistine sahip olması ile de ünlüdür.

Ulaşım: Karayolu ulaşımı epey uzak olduğundan, Erzurum’a havayolu ile ulaşım tercih edilmektedir. Palandöken, şehir merkezine sadece 4-7km mesafede olduğundan kayak merkezi ulaşımı, taksi, özel araç veya belediye otobüsüyle (haftasonu ve tatillerde) sağlanabilmektedir.

Konaklama: Dağdaki otellerin çoğu direk pistlere çıkmanı imkanı verdiğinden bütçenize göre tercih edebilirsiniz. Ancak Dedeman Palandöken Resort Oteli dağın en eski otellerinden biri olarak en güzel konumuna sahiptir. Bunlar dışında Palan Ski & Convention Resort Hoteli, Dedeman Palandöken Ski Lodge Hoteli , Sway Oteli daha yeni tesisler olarak önerebiliriz. Şehir merkezinden dağa gitmek uzun sürmediği için daha uygun fiyatlı otellerde zaman zaman tercih edilmektedir.

Pist Uzunluğu: Yaklaşık 28 km’dir. Türkiye’de 12 km ile kesintisiz en uzun  parkuru sunan kayak merkezidir.

Pist ve Lift Bilgileri: Her seviyeye uygun kayak ve snowboard pistleri vardır. 2 si olimpik toplam 22 adet pist bulunmaktadır. Bunlar içinde Ejder, Kuzey, Güney, Güney Yolu en eski ve bilinen pistlerdir. Bu pistlerde toplam 5 adet telesiyeji, 1 adet teleski’i, 2 adet baby lifti ve 1 adet gondol lifti hizmet sunmaktadır.

Lift Ücreti: Skipassler tüm Palandöken’de geçerlidir.

Haftaiçi günlük: 40 TL, Haftasonu günlük: 50 TL , Tek çıkış: 5 TL.


Sarıkamış

Sarıkamış Kayak Merkezi
Sarıkamış Kayak Merkezi

Kars ilinin Sarıkamış ilçesinde bulunan Sarıkamış kayak merkezi kristal toz kar kalitesiyle Türkiye’nin yeni parlayan kayak merkezidir. Uzun süredir kayak imkanı sunmasına rağmen konumu dolayısıyla yıllarca gelişememiştir.

Ulaşım: Havayolu en tercih edilen ulaşımdır. Kars havaalanından kayak merkezi 50 km’dir. Havaalanından otobüsle Sarıkamış şehir merkezi üzerinden ulaşım sağlanabilir ya da özel araçla/taksi ile direk kayak merkezine gidilebilir.

Konaklama: Hotel Çamkar Sarıkamış, White Park Otel, Kayı Snow otel tavsiye edilebilir.

Pist Uzunluğu: 12 km civarı.

Pist ve Lift Özellikleri: Her düzeye uygun pist bulunmaktadır. Toplam pist sayısı 9’dur. 4 telesiyej bu pistlerde hizmet vermektedir. Skipass hepsinde geçerlidir.

Lift Ücreti: Günlük: 45 TL


Kartalkaya

Kartalkaya Kayak Merkezi
Kartalkaya Kayak Merkezi

Bolu’ya bağlı kayak merkezi, pistleri çok uzun olmasa da kar sıkıntısı yaşanmaması ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle kayak severlerin gözde tercihlerinden birisidir. Hem Ankara’ya hem de İstanbul’a yakınlığı buranın günübirlik kayak gezileri için ideal bir merkez olmasını sağlamaktadır. Ancak lift ve otel fiyatları görece daha pahalıdır.

Ulaşım: Ankara ve İstanbul’dan karayolu ile ulaşım yapılmaktadır. Bolu’ya 38 km uzaklıktadır. Günübirlik veya haftasonu otobüslü turlar mevcuttur. Özellikle Ankara’dan gidenler için yaklaşık 2 saat sürdüğü için arabayla gitmek oldukça kolaydır. Ankara’dan gidenler Dörtdivan kavşağından dönerek yolu kısaltabilirler.

Konaklama: Kartal ve Dorukkaya otel direk pistlere çıkış imkanı sağlayan en bilindik iki otelidir.

Pist Uzunluğu: 20 km civarındadır.

Lift ve Pist Özellikleri: Kartal ve Dorukkaya otellerin iki farklı pist alanı ve liftleri vardır. O nedenle hangisinin pistlerini tercih ediyorsanız o otele gitmenizi tavsiye ederiz. Her iki alanda her türlü düzeye uygun pist (Kartalkaya 12, Dorukkaya 11 adet) bulunmaktadır. Toplamda 2 adet telesiyej, 6 adet telesiki ve 3 adet baby lift vardır. Dorukkaya ayrıca snowpark imkanı sunmaktadır.

Lift Ücreti: Kartal ve Dorukkaya otellerinin kendi pist alanlarından geçerli liftleri ve skipassleri vardır.

Kartal Otel lift ücretleri Haftaiçi Günlük: 190TL, Haftasonu Günlük: 130 TL.

Dorukkaya Otel Lift ücretleri Haftasonu Günlük: 130TL.


Kartepe

Kartepe Kayak Merkezi
Kartepe Kayak Merkezi

İstanbul’a yakınlığı dolayısıyla İstanbullu kayak ve snowboard severlerin gözde kayak merkezlerinden birisi olarak ismini duyurmuştur. İzmit’e bağlı Kartepe Kayak merkezi, ayrıca Sapanca Gölüne yakınlığı dolayısıyla da ilgi çekici bir gezi rotasıdır.

Ulaşım:  İstanbul’a 115 km uzaklıktadır. Genellikle otobüsle günübirlik turlarla veya özel araçla gidilmektedir.

Konaklama: Kayak merkezinde sadece The Green Park Resort Kartatepe oteli bulunmaktadır. Ancak çevredeki otellerde veya kiralık dağ evlerinde kalmak mümkündür. Bunlar arasında Yazıcılar Otel, Sessiz Çiftlik Evi önerilebilir.

Lift ve Pist Bilgileri: Her düzeye uygun pist bulunmaktadır. 12 adet piste 4 liftle ulaşılmaktadır.

Lift Ücreti: Green Park Resorta ait olduğundan skipass tüm lift ve pistlerde geçerlidir. Haftasonu tam gün:  100 TL, Haftasonu Saat 13:00’ten sonra: 60 TL

Haftaiçi tam gün: 60 TL


Erciyes

Erciyes Kayak Merkezi
Erciyes Kayak Merkezi

Kayseri’ye bağlı Erciyes Kayak merkezi, Türkiye’nin özellikle güney illerindeki kayak ve snowboard severler için bir alternatiftir. Türkiye’de en uzun telesiyej hizmeti veren merkez olarak ün salmıştır. Son yıllardaki yatırımlarla konaklama, pist ve lift alanlarını genişletmiştir.

Ulaşım: Erciyes’e karayolu ve havayolu ulaşım alternatifleri değerlendirilebilir. Kayseri merkeze 25 km uzaklıkta olan dağa ulaşım da oldukça kolaydır. Kayseri Havaalanından ve belediye önünden belediye otobüsleri kalkmaktadır.

Konaklama: Grand Eras Erciyes, Mirada Del Monte, Ramada Resort Erciyes önerilebilir.

Pist Uzunluğu: 55 km uzunluğunda.

Lift ve Pist Bilgileri: Her düzey için uygun pistleri bulunmaktadır. 31 pist alanı için 16 lift hizmet vermektedir.

Lift Ücreti: Skipassler tüm pist alanlarında geçerlidir. Aşağıda verilen ücretler tam bilet fiyatlarıdır. % 20’ye yakın indirimli öğrenci skipassleri de bulunmaktadır.

1 Çıkış: 12 TL – 7 Çıkış: 45 TL – Günlük: 70 TL

30 Çıkış: 160 TL – 50 Çıkış: 200 TL – Sezonluk: 500 TL


Davraz

Davraz Kayak Merkezi
Davraz Kayak Merkezi

Özellikle Akdeniz Bölgesindeki kayak ve snowboard severler tarafından tercih edilen Isparta’ya bağlı Davraz Kayak merkezi yeni başlayanlar için uygun pistlere sahiptir.

Ulaşım: Isparta’ya 26 km uzaklıktadır. Özel araçla veya Antalya’dan günübirlik turlarla ulaşım mevcuttur. Isparta  Süleyman Demirel Havaalanı 58 km mesafededir.

Konaklama: Davraz Davka Butik Otel, Süleyman Demirel Üniveristesi Tesisleri ve Kayak merkezine 8 km mesafedeki Davraz Dağ Evleri de başka seçeneklerdir.

Pist Uzunluğu: 23 km civarındadır.

Lift ve Pist Özellikleri: Her düzey için uygun toplamda 13 pist ve 4 lift ile hizmet vermektedir.

Lift Ücreti: Tüm Davraz pistleri için geçerlidir.

Haftasonu günlük: 65 TL, Haftaiçi günlük: 35 TL, Tek Çıkış: 7-10 TL; Sezonluk: 500 TL

Ayrıca 2,3,4,5 günlük ve 5-10 çıkışlık opsiyonlarda sunmaktadır.


Ilgaz

Ilgaz Kayak Merkezi
Ilgaz Kayak Merkezi

 

“Ilgaz, Anadolu’nun sen yüce bir dağısın” şarkısına ilham veren Kastamonu il sınırındaki Ilgaz Dağı Milli Park’ı içindeki görece küçük bir kayak merkezidir. Fiyatların düşük olması, pistlerin yeni başlayanlar için uygunluğu, Ankara Üniversitesinin tesisleri ve Ankara’ya yakınlığı dolayısıyla Ankara’da kayağa heveslenen herkesin bildiği bir merkezdir. Milli Parka giriş ücretlidir.

Ulaşım: Karayolu ile ulaşım tercih edilmektedir. Ankara’dan günlük otobüs turları vardır. Arabayla gidecekler, Çankırı-Kastamonu yolunu kullanarak Ilgaz  Dağı Milli Parkına ulaşabilirler. İstanbul gibi uzaktan gelecek kayak severler için Kastamonu Havaalanı kayak merkezine 40 km uzaklıktadır.

Konaklama: Ankara Üniversitesinin tesislerinde kalma imkanınız varsa en uygun fiyatlı konaklama imkanlarındandır. Bunun yanında, Ilgaz Doruk Otel ve Mountain Resort Otel tercih edilebilir.

Pist Uzunluğu: 7-8 km’dir.

Lift Sayısı: 3 adet pist bulunmaktadır. 1 adet telesiyej, 1 adet taşıma bandı  ve teleski hizmet vermektedir.

Lift Ücreti: Günlük 40 TL ve Tek çıkış 10 TL



 

Hayfa

HAYFA

İsrail’in kuzeyinde, Carmel Dağı’nın eteklerinde yer alan, İsrail‘in oldukça önemli bir sanayi, üniversite ve liman kenti olan Hayfa‘dayız. Hayfa, 2. Abdülhamit tarafından Şam-Medine arasında bulunan Hicaz Demiryolu‘nun bir durağı olmasıyla da ayrıca bir öneme sahip.  Tel Aviv‘den yaklaşık 1 saatlik tren yolculuğuyla rahatlıkla ulaşılabilen Hayfa, ayrıca Bahai dini için de oldukça özel. Bahai dininin kurucusu Hz. Bahaullah‘ın gelişini hazırlayan Hz. Bab‘ın makamı da Hayfa’da, Bahai Bahçeleri‘nde bulunmaktadır.

Hayfa
Hayfa

Ulaşım

Hayfa’da Hof HaKarmel, Bat Galim ve HaShmona olmak üzere toplam 3 adet istasyon bulunmakta. Tel Aviv’den Nahariyya yönüne giden trene bindiğinizde, sözünü ettiğim her istasyonda tren duracak ve siz gitmek istediğiniz yere (bu, büyük ihtimalle Bahai Bahçeleri’dir. 🙂 ) en yakın durakta inebileceksiniz.

Hayfa’ya geldiğinizde Bahai Bahçeleri’ne gitmek için ise yürüyebileceğiniz gibi, toplu taşıma ya da taksiden faydalanabilirsiniz. Ancak, belirtmeden geçemeyeceğim, yürümek, tarafımca kesinlikle tavsiye edilmemektedir, zira bahsettiğimiz oldukça dik ve duraksız bir yokuş. 🙂

Ayrıca Hayfa’ya aracınızla da gelebilirsiniz. Akka‘dan yarım saat, Tel-Aviv’den 1,5 saatlik uzaklıkta. Birçok park yeri bulmanız mümkün, ana yol üzerinde genellikle ücretli.

Bahai Bahçeleri’ne ulaşım hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Konaklama

Hayfa gezimiz, Tel Aviv’den günübirlik seyahat şeklinde gerçekleşti. Ancak Hayfa’da konaklamak isterseniz, Bat Galim Boutique Hotel‘e bir göz atmanızı tavsiye ederim.

BAHAİ BAHÇELERİ

Hz. Bab’ın Makamı

1844 yılında, Hz. Bab, kendisinden daha büyük bir elçinin geleceğini ilan etmiş İranlı bir tüccardır. Dolayısıyla Bahai dinine mensup kimseler için Hz. Bab, Hz. Bahaullah’ın gelişini müjdeleyen bir elçi olduğundan oldukça kutsal bir kimsedir. Görüşleri nedeniyle 1850 yılından halk önünde öldürüldükten sonra, müritleri tarafından bedeninden kalanlar özenle saklanmış, 60 yıl kadar korunduktan sonra ise Hayfa’da Carmel Dağı’nın yamaçlarında defnedilmiştir. Hz. Bab’ın mekanı olarak bilinen altın kubbeli yapı ise 1953 yılında tamamlanmıştır.

Bahai Bahçeleri, üst bahçeler, Hz. Bab’ın makamı ve alt bahçeler olmak üzere toplam 3 bölümden oluşmakta. Hz. Bab’ın makamı olarak bilinen altın kubbeli yapı, bahçelerin tam orta yerinde bulunuyor ve buraya giriş, sadece Hatzionut Caddesi‘nden yapılıyor. Her gün ücretsiz olarak saat 09:00-12:00 arası ziyaret edilebilen makama girerken sizi öncelikle Bahai dinine mensup bir kimse karşılıyor ve ayakkabılarınızı çıkarmanızı istiyor. Ardından makamda sakız çiğnememek, konuşmamak gibi uymanız gereken kuralları sıralıyor ve hangi ülkeden geldiğinizi sorarak, o dilde hazırlanmış Bahailik’e ilişkin bilgilendirme broşürü veriyor. Sonrasında Hz. Bab’ın makamına girmenize izin veriyor.

Dışarıdan oldukça görkemli duran makamın içi ise oldukça sade ve zevkli. Etrafta gül yaprakları ve duvarda Bahailerce okunan özel bir duanın Arapça aslı ile İngilizce tercümesi duvarda asılı duruyor. Ortada bulunan bölmenin etrafında odalar ve bu odalar arası kapılarla birbirine geçişler mevcut, fotoğraf çekmek ise kesinlikle yasak. Makamın etrafındaki eşsiz güzellikteki bahçelere göz attıktan sonra, Bahailik ve bahçelere ilişkin son ücretsiz İngilizce turun saat 12:00’de olduğunu öğrendiğimiz Yefe Nof Caddesi’ne doğru yola koyuluyoruz.

Hz. Bab'ın Makamı, Hayfa
Hz. Bab’ın Makamı, Hayfa

NOT: Bahçelerin içinde makamdan en üst terasa geçiş bulunmamakta. Bunun nedeni ise, Bahailerin, hac zamanı, bunu bir hac görevi olarak yerine getirmesi. O nedenle, bahçelerin en üst katına ulaşmak istediğinizde normal caddeye çıkarak üst kattaki girişe gitmeniz gerekiyor.

Bahçeler (Teraslar)

Muhteşem simetrisi ve eşsiz güzelliğiyle, trenden indiğinizde göreceğiniz ilk şey bu bahçeler olacak. Dünyanın her yerinde Bahai dinine inanan Bahailer için bu teraslarda çalışmak ise son derece önemli bir görev. Haziran 2001’de halkın ziyaretine açılan, toplam 18 anıtsal terastan oluşan bu bahçeler ise, Hz. Bahaullah’a inanan ve yanında bulunan 18 kişiyi temsil etmekte ve bahçelerin içinde hayatı simgeleyen su ise sürekli akmakta.

Bahai Bahçeleri, Hayfa
Bahai Bahçeleri, Hayfa

Rehberimizin anlattığına göre, Hz. Bahaullah, Akka’da inançları nedeniyle sürgünde cezaevindeyken karanlıktan çok korkması nedeniyle bahçeler, sürekli aydınlık olacak şekilde tasarlanmış. Bahçelerin her tarafından lambalar bulunmakta ve karanlık çökünce de tamamı yakılarak, Hz. Bahaullah’ın karanlık korkusuna sembolik bir gönderme yapılmaktadır.

Bahçelerin dizaynında sadece ve sadece estetik güzellik düşünülmüş, dolayısıyla bahçelerde karşılaşılan tasarımların sembolik olarak hiçbir anlamı bulunmadığını ve hiçbir şeyi simgelemediğini de not etmekte fayda var.

Bahai Bahçeleri, Hayfa
Bahai Bahçeleri, Hayfa

Stella Maris Manastırı ve St. Elias Mağarası

Stella Maris Manastırı, diğer bilinen adıyla Carmelite (Karmelit) Manastırı, Carmel (Karmel) Dağı’nda bulunuyor. İlyas Peygamber’in öğretilerine göre yaşayan Karmelitler, eski dönemlerde bir çok reforma imza atmışlar. Hatta bu kimseler ayakkabı yerine sandalet giydikleri için “Çıplak Ayaklı Karmelitler” olarak da bilinmekte. Ayrıca Ünlü Avivalı Azize Teressa da Karmelitlerden. Carmel Dağı’nda hem keşişler, hem de biraz daha yüksekte rahibeler için manastır bulunuyor. Manastırın bir diğer adı da Star of the Sea, yani Denizin Yıldızı.

Stella Maris Manastırı Kubbesi

Manastıra ulaşım için iki yol var. Birincisi ve kolay olanı, Teleferik. Akka – Hayfa yolu üzerinde Hayfa’ya girişte hemen sol tarafta teleferik durağını bulabilirsiniz. 3 adet küreden oluşan teleferik sizi manastırın önüne kadar çıkartıyor. Teleferik kullanmak niyetindeyseniz öncelikle St. Elias Mağarasını ziyaret etmenizi öneririz. İkinci yol ise, fantastik bir patika, oldukça dik fakat ormanın içinden giden keyifli bir yol.

St. Elias Mağarası ise (Elijah’s Cave) Yahudi Nebi’lerden Elijah’ın yaşadığı mağara. Küçük bir yer ve Yahudiler için oldukça önemli.

Bilim Müzesi

Bilim Müzesi, teleferik durağından yaklaşık 5 dk.lık yürüme mesafesinde ve Hayfa’da en çok ziyaret edilen yerlerden. Fizik, kimya, astroloji ve biyoloji gibi birçok bilim dalında sergi mevcut. Kesinlikle görmeye değer yerlerden. Hafta sonları çocuklarını getiren ailelerden dolayı oldukça kalabalık olabiliyor.

Plaj

Hayfa Plajları, İsrail’in en iyi plajları arasında yer almakta. Hem denizi, hem plajı hem de sosyal olanakları ile oldukça keyifli. Hatta Dado Zamir Plajı‘nda dalga sörfü yapma imkanınız da var. Duş, tuvalet ücretsiz; park, kafe ve restoranları ile oldukça popülerdir. Dor Habonim Plajı ise İsrail’in en sevilen plajlarından biri ve çocuklar için de oldukça eğlenceli, ancak ne yazık ki toplu taşıma ile kolaylıkla ulaşılabilecek yerde değil. Dor Habonim’de ayrıca Sky Diving yapmak da mümkün.

Hayfa Plaj

Alışılmışın dışında olmasıyla Hayfa, İsrail gezinize mutlaka eklemeniz gereken duraklardan. Akka ve Hayfa geziniz için sadece 1 gün ayırarak oldukça farklı bir kültürün içinde kendinizi bulabilirsiniz.

Keyifli geziler…

NOT: Çağlar Yavaşoğlu’nun katkılarıyla hazırlanmıştır.

Instagram: anilaakin

Akka

AKKA

Dinler tarihinin en önemli topraklarında, bu sefer yolumuz, İsrail‘in kuzeyine, Akka’ya düşüyor. Geçmişi M.Ö. 1500’lere dayanan, dünyanın en eski ve kesintisiz yerleşimin olduğu şehirlerden Akka, İngilizce’de Acre, İbranice’de ise Akko olarak adlandırılıyor. Mısırlılar tarafından kurulan kente, yüzyıllar boyu Kenaniler, İbraniler, Araplar, Memlükler, Yunanlar, Romalılar gibi birçok farklı millet ev sahipliği yapmış, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in bu toprakları fethi ile kent, Osmanlı egemenliğine girmiş, Cezzar Ahmet Paşa’nın burada beylerbeyi ve vali olarak görev yapması esnasında da büyük değişim ve gelişim göstermiştir. Müslüman ve Yahudilerin uyum içinde yaşadığı kent, 1918 yılına kadar Osmanlı egemenliğinde kalmış; 1918 yılından İsrail devletinin kuruluşuna kadar geçen sürede ise İngiliz hakimiyeti sürmüştür.

Akka
Akka

Şehrin en önemli figürü ise, şehirde birçok yerde adının geçtiğini göreceğiniz Cezzar Ahmet Paşa‘dır. 1799 yılına kadar hiçbir şekilde yenilmeyen Napolyon, bu kıymetli liman şehrini almak istemiş, ancak Komutan Cezzar Ahmet Paşa’nın oluşturduğu savunma hattıyla ilk defa yenilerek, geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Doğu’nun zenginliklerinin Batı’ya götürülmesinde kilit nokta olmuş bu kent, aynı zamanda tutukluların cezalarını çektikleri yer olması bakımından da önemli bir rol oynamaktadır. Bahailik dininin kurucusu, Hz. Bahaullah, düşünceleri nedeniyle İran’dan sürgün edildikten sonra, cezasını Akka‘da çekmiş ve akabinde yine Akka‘da vefat ederek, burada gömülmüştür. Dolayısıyla, Akka’nın Bahailik dininde de oldukça önemli bir yeri vardır.

Ulaşım

Tarihi eski şehir ve halihazırda halkın yaşamakta olduğu yeni şehir olmak üzere ikiye ayrılan Akka, Tel Aviv‘e trenle yaklaşık 1,5 saatlik mesafede. Araç kiraladıysanız gayet düzgün bir otoyoldan yaklaşık 120 km Tel-Aviv’in kuzeyinde. Otoyollar ücretli ve çok da ucuz değil, dilerseniz yolunuzu 15 dk civarı uzatıp (Trafik ışıklarından dolayı) ücretsiz yoldan da gidebilirsiniz. Yarım günde rahatlıkla gezebileceğiniz bu kentte, Akka gezinize, karşı kıyıda bulunan Hayfa kentini de, ister Akka’dan önce, ister Akka’dan sonra dahil edebilirsiniz.

Tren saatleri ve ücretleri için tıklayınız.

Konaklama

Bizim Akka’ya gezimiz, yazıdan da anlaşılabileceği üzere, günübirlik oldu. Ancak, Akka’da kalmak isterseniz, fiyat/performans ve konum bakımından denize nazır olan Nzar Khoury for Hosting‘e bir göz atmanızı tavsiye edebilirim.

Gezilecek, Görülecek Yerler

Doğu Akdeniz’de tam ortada bulunan liman kenti Akka’nın tarihine değindikten sonra gelin, hep birlikte bu tarihi ve kadim kentte gezilecek, görülecek yerlere göz atalım.

Akka’nın en önemli görülecek yerleri, trenden indikten sonra istasyondan yaklaşık 20 dk.lık yürüme mesafesinde bulunan eski, tarihi şehirde bulunmakta. Cezzar Ahmet Paşa tarafından yaptırılan, surlar içinde eski şehre girdikten sonra ilk durak, içinde çok güzel bir bahçesi ve avlusu bulunan Kale.

Akka Sokakları
Akka Sokakları

Kaleden çıktıktan sonra ise eski şehrin tarihi sokaklarında kaybolmadan önce, yeşil kubbesiyle yeterince ilgi çeken Cezzar Ahmet Paşa Cami‘ne uğruyoruz. Bu cami, Haçlı Kilisesi’nin yıkılarak yerine külliye şeklinde yapılmıştır. Ayrıca tek minareli olması nedeniyle de geleneksel Osmanlı mimarisinin en özel örneklerindendir. Cezzar Ahmet Paşa’nın vefatından sonra yerine geçen oğlu Süleyman Paşa ile birlikte bu camide yer alan türbede mezarı bulunmaktadır.

Akka
Cezzar Ahmet Paşa Cami, Akka

Akka, bir Yahudi şehrinden çok bir Arap şehri görünümünde. Bunu, eski şehrin sokaklarını gezerken oldukça hissediyorusunuz. Ancak, her ne kadar Arap şehri görünümünde olsa da, azımsanmayacak bir Yahudi nüfusu elbette mevcut. Bunu, sokaklarında gezerken sürekli tabelalarına denk geldiğimiz sinagoglardan da rahatlıkla anlayabiliyoruz. Bizim yolumuz, gezimiz esnasında Ramhal Sinagogu‘na düşüyor. Oldukça sade ve geçmişi 18.yy’a dayanan bu sinagogdan çıktıktan sonra ise meşhur Turkish Bazaar‘a göz atıyoruz. Eski şehrin olduğu yer, yani surların içi oldukça iyi tabelalandırılmış, dolayısıyla kaybolma riski yok. Sadece nereye gitmek istediğinizi bilmeniz yeterli. 🙂

Rahmal Sinagogu, Akka
Rahmal Sinagogu, Akka
Turkish Bazaar, Akka
Turkish Bazaar, Akka

Gezimiz esnasında, liman kapısının hemen yanında yer alan ve şehrin hemen her yerinden görünen, Osmanlı miraslarından Saat Kulesi‘ne selam vermeden geçmiyoruz elbette. İsrail topraklarında bulunan ve Osmanlı Dönemi’nden kalan 7 saat kulesinden birisi olan Saat Kulesi’nin girişinde yer alan kitabede ise, bu saat kulesinin Sultan 2. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı anısına yaptırıldığı yazmakta.

Saat Kulesi, Akka
Saat Kulesi, Akka

Liman ve şehrin tarihi çarşısı, gittiğimiz sezonun ve bulunduğumuz saatin etkisinden olsa gerek oldukça sakin. Tarihi çarşıda ise meyve, sebzelerin yanısıra ev eşya ve gereçleri ile birlikte Türk şarkıcılarına ait kasetleri (evet evet, yanlış yazmadım; KASET 🙂 ) bulmak mümkün. Yine şehrin tarih kokan sokaklarında turlayarak, surların dışına çıkıyoruz ve Tel Aviv’e dönmek üzere tren istasyonuna varıyoruz.

Tarihi Liman, Akka
Tarihi Liman, Akka
Tarihi Çarşı, Akka
Tarihi Çarşı, Akka

Akka’dan bahsederken değinilmesi gereken bir diğer önemli yer ise, biz her ne kadar zamanımızın kalmaması nedeniyle gidememiş olsak da, Bahailer için oldukça önemli bir mekan olan Hz. Bahaullah’ın Makamı ile Bahji Köşkü. İran’da yaşayan ve dini öğretileri nedeniyle Akka’ya sürgün edilerek, 9 yıllık mahkumiyetin ardından, mahkumiyet koşullarının yumuşamasıyla birlikte Bahji adı verilen bir malikaneye taşınan Hz. Bahaullah, 1892 yılında burada vefat etmiş ve köşkün yanındaki bir binada gömülmüştür. Akka, bugün Bahailer için en kutsal yer ve her gün namazda yüzlerini döndükleri noktadır.

NOT: Hz. Bahaullah’ın makamı, cuma-pazartesi günleri arası saat 09:00-12:00 saatleri arasında; Bahji ise haftanın her günü 09:00-16:00 saatleri arasında halkın ziyaretine açıktır.

Akka, çok fazla kişinin bilmediği ve fakat çok eski bir tarihe sahip, oldukça köklü bir şehir. Aynı zamanda farklı dinden insanların bir arada uyum ve huzur içinde yaşamalarıyla da örnek bir kent. Yolunuz İsrail’e düşerse mutlaka yarım gününüzü bu kadim şehre ayırın, hem Osmanlı’nın hem de tarihi çok daha eskilere dayanan insanlığın izlerini takip edin.

Keyifli geziler…

Instagram: anilaakin

Yurtdışında Balayı İçin En İyi 10 Yer

Balayı, evlilik hazırlıklarının en keyifli kısmı. Biz de, “İçimdeki Gezgin” ekibi olarak, özellikle evlilik planlarını yaz dönemine göre yapanlar için yazın hem denizin, kumun, güneşin keyfini çıkarabilecekleri hem de keyifli vakit geçirebilecekleri yerleri listeledik. Bu listemizde Yurtdışında Balayı için en iyi 10 Yer‘i bulabilirsiniz.

Gelin, hep birlikte bu listeye göz atalım.

Yurtdışında Balayı İçin En İyi 10 Yer



TAYLAND

İstanbul’dan uzun bir yolculuğun ardından kendinizi cennette hissedeceğiniz bir yer Tayland. Balayı için başkent Bangkok’un yanısıra, Phuket Adası da oldukça popüler bir destinasyon. Denizin, kumun, güneşin tadını doyasıya çıkarabileceğiniz bu egzotik ülkede, aynı zamanda farklı bir kültürün izlerini de sürebilirsiniz. Detaylı Bangkok ve Phuket gezi rehberi için tıklayınız.

Konaklama: Sea Sun Sand Resort (Phuket)

Ulaşım: THY, Thai Havayolları


MALTA

Malta
Malta

Malta, balayı için çok akla gelmeyen bir alternatif. Hem gezilip, hem denizin, kumun, güneşin tadını çıkarılıp biraz da dinlenmek arayışında olan çiftler için kesinlikle düşünülmesi gereken bir destinasyon. Detaylı Malta gezi rehberi için tıklayınız.

Konaklama: Pebbles Boutique Apart Hotel, Preluna Hotel & Spa

Ulaşım: THY


CAPRI ADASI

Napoli’den yaklaşık 1 saatlik deniz yolculuğuyla ulaşabileceğiniz Capri Adası, özellikle düğün yorgunluğunu atmak için ideal. Napoli’ye oldukça yakın olması nedeniyle, rahatlıkla Napoli’yi ve çevresini gezmek de mümkün.

Konaklama: Hotel Belvedere e Tre Re

Ulaşım:THY (Napoli)


DUBAI

Son dönemlerin gözde destinasyonlarından birisi Dubai. Arap kültürüyle modern kültürün karışımı olan bu şehirde, denizin, kumun, güneşin tadını doyasıya çıkarmak mümkün.

Konaklama: The St. Regis Hotel, The H Dubai

Ulaşım: THY, Pegasus


NICE

Fransız Rivierası’nın en gözde şehirlerinden Nice’de, upuzun kumsallarda güneşin ve Akdeniz’in tadını çıkarabilirsiniz. Ayrıca balayı tatilinize Marsilya ve Cannes’ı dahil ederek, oldukça keyifli vakit geçirmek de mümkün.

Konaklama: Le Grand Hotel

Ulaşım: THY, Pegasus


IBIZA

Eğlence adası olarak biline Ibıza, İspanya’nın dünyaca tanınmış, en ünlü adalarından. Balayınıza deniz, kum, güneşin yanında çılgın partilerin eşlik etmesini isterseniz İbiza oldukça iyi bir alternatif.

Konaklama: La Torre Del Canonigo

Ulaşım: THY (Barselona ve Valencia), Pegasus (Barselona), Borajet (Dönemsel olarak direkt uçuş)


DUBROVNIK

Hıravtistan’ın en gözde şehirlerinden Dubrovnik, deniz, kum, güneşin ve aynı zamanda tarihin adresi. Düğün yorgunluğunu atmanız için ideal rotalardan olan Dubrovnik, İstanbul’dan yaklaşık 2 saatlik uçuş mesafesinde.

Konaklama: Apartment Nera

Ulaşım: THY


LOS ANGELES

İstanbul’dan uzun bir yolculuğun ardından ulaşabileceğiniz Los Angeles’da, Venice Beach’de güneşin ve denizin tadını çıkarırken, LACMA’da sanata doyabilir, ayrıca enfes yemeklerin tadına bakabilirsiniz. Detaylı Los Angeles gezi rehberi için tıklayınız.

Konaklama: The Orlando Hotel

Ulaşım: THY


TUNUS

Tunus, balayı için farklı bir rota. Kültür ile deniz tatilinin içiçe geçtiği bu ülkede, şehre yaklaşık 1 saatlik mesafede bulunan Hammamet’de denizin keyfini çıkarırken, şehir merkezinde bu etnik şehre ilişkin ilginç deneyimler yaşayabilirsiniz. Tunus gezi rehberi için tıklayınız.

Konaklama: Sheraton Tunis Hotel

Ulaşım: THY


KKTC

Sadece 1 saatlik bir uçuşla enfes bir denize ve eşsiz tarihi mekanlara ulaşmak mümkün. Akdeniz’in en önemli adalarında Kıbrıs, düğün yorgunluğu atmak için en uygun adreslerden. Detaylı KKTC gezi rehberi için tıklayınız.

Konaklama: Kemerli Konak Butik Otel (Girne)

Ulaşım: THY, Pegasus, Anadolujet, Atlasjet, Onurair, Borajet

UYARI: Listede yer alan bazi oteller bizzat tarafımızca deneyimlenmemiş olup, fiyat/performansa göre tavsiye niteliğindedir. 

 

 

 

Beytüllahim (Bethlehem)

Bu sefer yağmurlu bir günde, kilometrelerce uzakta, oldukça ilginç olacağını bildiğimiz bir bölgede düşüyoruz yollara. Kudüs‘den yaklaşık yarım saatlik mesafede olan Beytüllahim (Bethlehem), Filistin sınırları içerisinde bir şehir. Yani, bu da demek oluyor ki, Beytüllahim’e gidebilmek için İsrail‘den Filistin’e geçiş yapmak gerekecek. Asıl ilginçlik de burada başlıyor.

İsrail seyahatine Beytüllahim’i dahil etmeden önce elbette güvenlik konusunda detaylı araştırmalar yaptım ve hepsinde ulaştığım tek sonuç; İsrail ve Filistin dışında başka bir ülkenin pasaportuna sahipseniz, geçişler oldukça rahat ki test edildi, onaylandı. Filistin tarafında ise Türk pasaportu tam anlamıyla kral muamelesi görüyor. Kazıklanıp kazıklanmadığımızı öğrenebilecek kadar uzun kalamadık ama Türkiye’den geldik dediğinizde kocaman bir gülümseyle birlikte “Turkiya” karşılığını alabileceğinizi rahatlık söyleyebilirim.

ULAŞIM VE GÜVENLİK

Kudüs‘de, Şam Kapısı’nın (Damascus Gate) hemen karşısında yer alan otoparkvari dolmuş duraklarından “Bethlehem” e giden otobüsü buluyoruz. Bindiğimiz otobüs, sağanak yağmurun eşlik ettiği yarım saatlik bir yolculuktan sonra bizi 300 no’lu güvenlik noktasının (Checkpoint 300) girişinde bırakıyor.

NOT-1: Otobüs konusu biraz karışık. Kimi otobüsler Yahudiler için son derece büyük önem taşıyan “Rachel’s Tomb”a gidiyor. DİKKAT!! Bizim düştüğümüz hataya düşmeyin. Rachel’s Tomb, Filistin tarafında değil, İsrail tarafında. Otobüse binerken şoförle mutlaka konuşun.

NOT-2: Beytüllahim’e giderken araba kiralamak da bir başka seçenek. Ancak, tam olarak ne ile karşılaşacağımızı bilmediğimiz bir coğrafyada, nereye gideceğimiz net olmaksızın gezmek açıkcası bizi biraz endişelendirdi. Kudüs’den kiraladığınız aracın sigortası, Beytüllahim’de geçerli değil. Geçerli olabilmesi için, Kudüs’ün doğu tarafında bulunan şirketlerden kiralamalısınız. Konuyu detaylı olarak otelinizle görüşmekte fayda var. 

NOT-3: Güvenlik noktası, bildiğimiz anlamda bir sınır kapısı değil. İsrail’in kendince çizdiği sınırlara göre Filistin’den ayrıldığı yere kurduğu ve ülkeye giriş-çıkışları denetlediği bir nokta. Ne yazık ki, İsrail’de bunlardan çok var. Dolayısıyla İsrail vizeniz tek girişlik ise dahi endişeye mahal yok, herhangi bir giriş-çıkış damgası basılmıyor.

Güvenlik noktasına geldikten sonra sizi uzun ve dolambaçlı koridorlar bekliyor, buraları geçtikten sonra bir anda kendinizi Filistin’de buluyorsunuz. Evet, Filistin tarafına geçerken herhangi bir kontrolden geçmedik. Ancak, bu, geçilmeyeceği anlamına gelmiyor. Pasaportunuz mutlaka ama mutlaka yanınızda olsun !!!

beytüllahim filistin israil
Güvenlik Noktası, Beytüllahim/Filistin

Bizim planımız, öncesinde yaptığımız çalışmalara göre, güvenlik noktasından geçtikten sonra yaklaşık 2,5-3 km uzaklıktaki görülmesi gereken yerlere yürüyerek gidip, dönüşte yine yürüyerek güvenlik noktasına gelmek ve İsrail’e geçerek, otobüsle Kudüs’e dönmek şeklindeydi. Ancak, hava şartları buna izin vermediği gibi, sonrasında zaten buraları yürüyerek gezmenin mümkün olamayacağını gördük.

BEYTÜLLAHİM (BETHLEHEM)

Güvenlik noktasından çıktığınız yerde sizi taksiler bekliyor olacak ve belli bir ücret karşılığında şehri gezdirmek için sizi ikna etmeye çalışacaklar. 🙂 Biz, ilk başta bizi görmek istediğimiz yerlerin bulunduğu merkeze bırakması için taksiciyle anlaştık, ancak sonrasında taksici, elindeki broşürden gezilecek yerleri gösterip bizi ikna etti ve 200 NIS karşılığında önemli yerleri görebileceğimiz birkaç saatlik Beytüllahim turu yapmış olduk. Tavsiye eder misin derseniz, yağmurlu bir havaysa ve aşağıda “Nereleri Gezelim, Görelim?” başlığı altında detaylı anlatacağım graffitileri görmek istiyorsanız, cevabım evet. Zira, örneğin aşağıda bulunan Filistinli bir kız çocuğunun İsrail askerini aradığını gösteren graffiti (Graffiti-6), bir dükkanın içerisinde bulunuyor, yani bu da demek oluyor ki, orayı bilmezseniz bu graffitiyi göremeden dönmeniz muhtemel. Şoförümüz büyük bir Türkiye hayranı olduğundan bize çok uygun fiyat verdiğini söyledi ancak diğer milletlere mensup turistlerden ne kadarlık bir ödeme talep ettiğini elbette bilemeyiz. 🙂 Sizin tercihiniz de bizim gibi gezmek olacaksa, en azından bir fikir olsun. 200 NIS’den aşağıya anlaşırsanız ne ala ! 🙂

NERELERİ GEZELİM, GÖRELİM?

Kutsal Doğuş Kilisesi (Church of Nativity): Hristiyan inancına göre, Hz. İsa’nın Beytüllahim’de doğduğuna inanılır. Konstantin, İstanbul’u aldıktan sonra, annesi Helen kutsal topraklara bir yolculuğa çıkar ve Hristiyanlar için önemli ve kutsal yerlere kiliseler yaptırır. Bunlardan birisi de, tam olarak Hz. İsa’nın doğduğuna inanılan yere yapılan Kutsal Doğuş Kilisesi’dir. Hristiyanlar için de bu nedenle oldukça kutsal kabul edilen kent, Kudüs’e gelindiğinde mutlaka ziyaret edilecek yerler listesindedir.

Beytüllahim Filistin İsrail
Kutsal Doğuş Kilisesi (Church of Nativity)
Beytüllahim Filistin İsrail
Kutsal Doğuş Kilisesi (Church of Nativity)

Süt Mağarası Şapeli (Milk Grotto Chapel):Kutsal Doğuş Kilisesi’nin hemen yan sokağında yer alan bu şapel, Kilise’ye yaklaşık 5 dk.lık yürüme mesafesinde. Bu kilisenin en büyük özelliği, bakire Hz. Meryem’in Hz. İsa’yı doğurduktan sonra, Hz. İsa’ya süt verirken, sütünün bir damlasının yere düşmesiyle mağaranın tamamen bembeyaz olduğu inancıdır.

beytüllahim filistin israil
Süt Mağarası Şapeli (Milk Grotto Chapel)
Beytüllahim Filistin İsrail
Süt Mağarası Şapeli (Milk Grotto Chapel)

Çobanların Alanı Kilisesi (Shepherds’ Fields Church): Yunan Ortodoks kilisesi olan bu kilise, Yahudiler tarafından dışlanan birkaç çobanın kendilerini Hz. İsa’ya adamaları üzerine kurulmuştur. Hristiyan inancına göre, bir ışık hüzmesiyle bir melek büyük bir kurtarıcının doğumunu müjdeler. Bunun üzerine, bu kilise inşa edilmiştir.

Beytüllahim Filistin İsrail
Çobanların Alanı Kilisesi (Shepherds’ Field Church)

GRAFFİTİLER

Beytüllahim gezisinin en ilginç ve hikayesi elbette ki en gerçek olan yer, graffitilerin olduğu duvarlar. Bu graffitiler, şehirde birçok yerde bulunmakla birlikte, en önemlisi, İsrail-Filistin arasında sınır çizgisi (!) olarak kabul edilen duvarlara yapılanları. Mizahi bir yaklaşımla yapılan bu graffitiler, aslında nerede olduğunuzu ve ne amaçla yapıldıklarını hatırlayınca, yerini burukluğa bırakıyor. Bir yandan yapılan sanata saygı duyarken, bir yandan savaşın ve dışlanmışlığın aslında hayatın ne kadar içinde olduğunu farkediyorsunuz. Evet, turistik bir aktivite olarak buraları da gezdirdi Filistinli şoförümüz. Ancak asıl amaç, dünyaya bir nebze de olsa seslerini duyurabilmek. Bu kısma ilişkin anlatacak pek bir şey yok, sanıyorum ki, aşağıdaki fotoğraflar yeterli olacaktır.

beytüllahim filistin israil
Graffiti-1
beytüllahim filistin israil
Graffiti-2
beytüllahim filistin israil
Graffiti-3
beytüllahim filistin israil
Graffiti-4
beytüllahim filistin israil
Graffiti-5
beytüllahim filistin israil
Graffiti-6

Graffitileri de gördükten sonra artık dönüş yoluna geçiyoruz. Filistinli şoförümüze, tüm iyi niyetimizle ülkesinde en kısa zamanda her şeyin iyi olmasını dilediğimizi söyledikten sonra Kudüs’e dönmek üzere güvenlik noktasına geliyoruz. Yine herhangi bir pasaport kontrolüyle karşılamıyoruz. Ancak, bu sefer, x-ray’den “ötmeden” geçmek için üzerimizdeki her şeyi bırakıyoruz. Filistinlileri arkamızda bırakarak, tekrar Kudüs’e dönmek üzere otobüsümüze biniyoruz.

En kısa zamanda, bu topraklara da barış ve huzurun gelmesi dileğiyle keyifli geziler…

Instagram: anilaakin

Özgürlükler Şehri: Amsterdam

Amsterdam, tüm dünyanın en gözde şehirlerinden. Özgürlükler şehri, her yıl milyonlarca turist ağırlarken, buraya gelen insanlar ve yerel halk kendilerine tanınan özgürlüklerin tadını son derece medeni bir şekilde, kimseye rahatsızlık vermeden çıkarıyor.  Burada aslında kısıtlamaların insanlarda daha çok yanlış eğilimlere yol açtığına bizzat tanık oluyorsunuz.

İki kere bulunduğum Amsterdam, her ne kadar son derece popüler olsa da bence Hollanda’da Amsterdam’dan daha güzel ve keyifli şehirler mevcut. Sözünü ettiğim bu güzel ve keyifli şehirleri başka yazılardan anlatmayı elbette planlıyorum ancak öncelikle gelin, cazibe merkezi Amsterdam’ı bir de benim gözümden okuyun. 😉


Amsterdam

Amsterdam
Amsterdam

Ne Zaman Gidelim?

Amsterdam, Avrupa’nın kuzeybatısında bulunan bir şehir. Dolayısıyla Türkiye’de sıcağa alışan bünyeler için yazın da oldukça serin. Biri Mayıs’da biri Temmuz’da olmak üzere iki kere gittiğim bu şehirde, her ikisi de aslında Türkiye için sıcak bir döneme gelmesine rağmen montlarla ve çoraplarla gezmek durumunda kaldık. Dolayısıyla yazın Türkiye’nin sıcağına aldanıp oraya fazlasıyla yazlık modda gitmemek gerek. Özetle, üstünüze bir şeyler mutlaka alın. 🙂


Nerede Kalalım?

Amsterdam, normal Avrupa şehirlerinden daha büyük bir alana yayılmış bir şehir. Dolayısıyla, şehir merkezinden toplu taşıma kullanılarak gidilebilecek mesafelerde de güzel oteller bulmak mümkün. Özellikle şehir merkezindeki oteller oldukça pahalı ve fiyat-performans olarak son derece düşük olması nedeniyle, şehir dışında yer alan otellere de göz gezdirmenizi tavsiye ederim.

Mercure Hotel Amsterdam City South
Mercure Hotel Amsterdam City South

Biz, ilk gidişimizde şehir merkezinin dışında bulunan Mercure Hotel City South‘da kalmayı tercih ettik.  (İçimdeki Gezgin ayrıcalığı ile Rezervasyon için Tıklayınız). Fiyat-performans bakımından oldukça memnun kaldığımız otelin, tek dezavantaj olarak nitelendirilebilecek özelliği, şehrin biraz dışında kalmasıydı. Ancak, çok yakınından tren geçtiğinden toplu taşıma ile ulaşım oldukça kolaydı.

Quentin England Hotel
Quentin England Hotel

İkinci gidişimizde ise şehir merkezinde bulunan Quentin England Hotel’i tercih ettik. (İçimdeki Gezgin ayrıcalığı ile Rezervasyon için Tıklayınız). Ancak, her ne kadar her yere yürüyerek gidebilsek de, kaldırım seviyesinin altındaki odaları ve havalandırmaktan çok yolun tozunu içeri dolduran ufacık pencereleri ile küçücük banyosuyla pek keyifli bir konaklama deneyimi yaşadığımızı söyleyemeyeceğim. Üstelik, sözünü ettiğim otele, sadece ve sadece şehir içinde olduğu için yüksek miktarda ödeme yapmak durumunda kaldık. O nedenle, özellikle de çok binişli ulaşım kartlarından alarak en azından rahat bir uyku uyuyarak, şehrin tadını daha çok çıkarabilirsiniz.


Ulaşımı Nasıl Sağlayalım?

amsterdam
Amsterdam

THY’nin, Pegasus’un, Atlasglobal’in kampanyalı biletlerini takip edip, İstanbul’dan yaklaşık 3,5 saatlik yolculuktan sonra bu şehre ulaşabilirsiniz. Yolculuğunuz İstanbul çıkışlı olacaksa elbette ki farklı havayolu firmaları da bulunmakta. Ancak, bizim yolculuklarımız Ankara çıkışlı ve İstanbul aktarmalı olduğundan valizlerin transferi bakımından THY ya da Pegasus’u tercih etmek daha mantıklı oluyor. Eskiden THY’nin Ankara’dan direkt Amsterdam uçuşları da vardı, ancak gerekli verimi alamamış olacaklar ki, bu uçuşu kaldırdılar.

Amsterdam’a vardığımızda, kalış gününüze göre, çok binişli kartlarını tercih edebilirsiniz. Ancak, burada kalacağınız otele göre değerlendirme yapmakta fayda var. Nitekim, şehir içinde gezilecek yerlerin tamamı yürüme mesafesinde. Kalacağınız oteli de şehir merkezinden seçerseniz, çok binişli ulaşım kartlarına gerek duymayacağınızı rahatlıkla söyleyebilirim.

Amsterdam içi ulaşım ve çok binişli ulaşım kartı ücretleri için tıklayınız.


Nereleri Gezelim, Görelim?

Hollanda, sadece eğlence hayatıyla değil, kültürel olarak da son derece gelişmiş, Rembrant, Van Gogh gibi ünlü ressamlar yetiştirmiş bir ülke. Bunun yanında, Amstrerdam’ın 2. Dünya Savaşı’nı da son derece ağır atlatması nedeniyle o dönemin izlerini de yaşayabileceğiniz bir şehir. Eğlence ve turistik aktivitelerle birlikte, Amsterdam’ın kültür hayatına da kısa bir göz atmakta fayda var. Hepsi yazının devamında…

  • Anne Frank’in Evi: 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Yahudilere yaptığı zulmün simgesi haline gelmiş Anne Frank’in evi, müzeye çevrilmiş ve ziyaretçilerini beklemekte. Son derece etkileyici bir yer olan bu ev, iki bölümden oluşuyor. İlki, herkesin gördüğü ( zamanında Nazilerin de gördüğü) bölüm. İkinci bölüm ise Yahudi olan Anne Frank ve ailesinin gizli bir bölmeden geçerek Nazilerden saklandığı ve yaklaşık 2 yıl boyunca yaşadığı evin arka kısmı. Yazdığı günlükle savaşın simgesi haline gelen Anne Frank ve ailesinin bu gizli bölmede saklandıkları 2 yılın sonunda öğreniliyor ve Polonya’da bulunan Bergen-Belsen Kampı’na gönderiliyorlar. Aileden ne yazık ki sadece baba Otto Frank kurtuluyor ve kızının yazdığı günlüğün basılarak tüm dünyanın yaşanan bu zulümden haberdar olmasını sağlıyor, saklandıkları ev de müze haline getirilerek halkın ziyaretine açılıyor. Son derece etkileyci bu müze, akşam geç saate kadar açık. Mutlaka bir kaç saatinizi ayırarak burayı gezin, oldukça etkileneceğinizi söyleyebilirim. Müze hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınız.
  • Rijksmuseum: Meşhur “Iamsterdam” yazısının bulunduğu meydanda yer alan ve çoğunlukla Rembrant’ın fotoğraf kadar gerçekçi eserlerine ev sahipliği yapan bu müze, mutlaka Amsterdam’da görülecekler listenizde olmalıdır. “Ben müze gezmeyi sevmem, buraya kadar gelmişken bir de müze mi gezeceğim?” diye düşünüyorsanız, çok şey kaçırıyorsunuz. Oldukça keyifli eserler bünyesinde barındıran bu yerde zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Müze ziyaret saatleri ve bilet bilgileri için tıklayınız. Ayrıca, yine aynı bölgede yer alan Van Gogh Müzesi de bir diğer alternatif. Ne yazık ki, bizim iki müze gezecek kadar fazla vaktimiz olmadığından Van Gogh Müzesi’ni gezemedik, ancak Van Gogh severseniz, bu müzeyi de listenize ekleyebilirsiniz.
Rijksmuseum, Amsterdam
Rijksmuseum, Amsterdam
"Iamsterdam" Amsterdam, Hollanda
“Iamsterdam” Amsterdam, Hollanda
  • Heineken Experience: Hollanda’nın ünlü bira markası olan Heineken’in, aynı zamanda özel turlar düzenlenen bira fabrikası. Buraya girerken size bir bileklik veriliyor, bira yapımını öğrendikten sonra size verilen bu bileklikle bir bira içebiliyor aynı zamanda Heineken’in şehir içindeki mağazasından size özel bir hediye (Bize güneş gözlüğü denk gelmişti 🙂 )alabiliyorsunuz. Özetle, biraya özel bir merakınız yoksa fazlasıyla turistik bir aktivite 🙂 Ancak, bizim gibi bira merakınız varsa da oldukça eğlenceli. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Heineken Experience, Amsterdam
Heineken Experience, Amsterdam
Heineken, Amsterdam
Heineken, Amsterdam
  • Vondelpark: Avrupa şehirlerinin en önemli özelliği, şehirlerde mutlaka insanların nefes alabileceği büyükçe bir yeşil alan olması. Bir diğer özelliği ise, dev meydanları. Amsterdam’da insanların nefes alacağı yer ise Vondelpark. Burası, şehrin göbeğinde, yürüyerek rahatlıkla ulaşabileceğiniz, üstelik hava da güzelse keyifli vakit geçirebileceğiniz ve bol oksijen alabileceğiniz bir park. Bu parka mutlaka uğrayın, kısa bir yürüyüş yapın, son derece keyif alacağınızın garantisini verebilirim.
  • Dam Square (Dam Meydanı): Yukarıda da belirttiğim gibi Avrupa şehirlerinin en karakteristik özelliklerinden birisi de dev meydanlarının olması. Amsterdam’da bulunan meydanın adı Dam Meydanı. Etrafında çokça kafe ve restaurant bulunduran bu meydanda, Madame Tussauds’a uğrayabilir, biz öğrenciyken okutulan İngilizce kitaplarından çok iyi bildiğimiz ünlülerin balmumu heykelleriyle fotoğraf çektirebilirsiniz.
Dam Meydanı, Amsterdam
Dam Meydanı, Amsterdam
Madame Tussauds Müzesi Dam Meydanı, Amsterdam
Madame Tussauds Müzesi Dam Meydanı, Amsterdam
  • Red Light District: Amsterdam denilince herkesin en çok merak ettiği yerlerin başında Red Light District gelmekte. Aslında insan bedeninin tamamen meta olarak kullanıldığı bu yerde, kırmızı ışıkta kadınların, mavi ışıkta ise transeksüellerin camların arkasından kendilerini dışarıdaki topluluğa beğendirmeye çalıştıklarına şahit oluyorsunuz. Amsterdam’ın en önemli bölgesi olan Red Light’da, aslında fotoğraf çekmek yasak. Ancak, kanal kenarına kurulan bölge, o kadar turistik olmuş ki, farklı milletlerden insanlar akın akın burayı ziyaret ediyor. Bizim gibi kapalı ve oldukça baskı altında yaşayan toplumlar için her ne kadar ilginç olarak düşünülse de, aslında durum son derece dramatik.

Nerelerde Yemek Yiyelim?

Hollanda, yemek konusunda oldukça fakir bir mutfağa sahip. Bizim Amsterdam’da en büyük kurtarıcımız Vapiano adlı İtalyan restaurantı oldu. Hem uygun fiyata, hem lezzetli hem de doyurucu yemekler yiyebildik. Bir diğer tavsiye edilebilecek restaurant ise, yine yerel bir restaurant olmayıp, İspanyol mutfağından yemekler sunan Pata Negra oldu. Pata Negra, salaş, fakat oldukça lezzetli yemekler yapan, keyifli bir mekan. Bunlar dışında, Hollanda’nın okyanusa kıyısı olduğu dikkate alındığında, son derece lezzetli balıklara ve deniz ürünlerine rahatlıkla ulaşabileceğinizi de unutmayın.

Bunlar dışında, elbette Amsterdam,  mantar ve space cake olarak bilinen keyif verici maddeleriyle de meşhur. Ancak, burada üzerinde durulması gereken nokta, bunların asla ve asla uyuşturucu olmadığı. Abartmamak ve ağır olanlarından denememek koşuluyla bu tür aktivitelere girişmek, arkadaşlarınızla paylaştığınız keyifli bir anı olarak hatıralarınızda yer alacak. Mantar, coffe shop denilen ufak dükkanlarda satılan, tadı çiğ cevize benzeyen, aslında yemesi çok da lezzetli olmayan bir ürün. Satıcının tavsiyesiyle, marketten aldığımız yoğurtla karıştırıp yedik. Tek etkisi, renklerin parlaklaşması (ben ilk başta her ne kadar bana bi şey olmadığını iddia etsem de etkisi geçince aslında etki ettiğini farkettim 🙂 ) ve anlamsızca, kahkahalar atarak gülmeniz. Space cake satan en ünlü mekan Bulldog. Biz de oradan, bildiğiniz kakaolu kek olan space cake’i alıp, denedik. Ancak, kek, gerçekten etki etmedi 🙂 Sanırım yedikten sonra hemen uyumamak gerek. 🙂

Amsterdam, son derece popüler bir turistik destinasyon olmasının yanı sıra, aslında son derece özgürlükçü bir kent. Uyuşturucunun, cinselliğin ve kumarın tamamen serbest olduğu bu ülkede, yerel halkın bu serbestliği hiçbir şekilde suistimal etmediğine tanık oluyorsunuz. Sadece Amsterdam’la kalmayıp, Hollanda’nın diğer kentlerini de içine alan büyük bir Hollanda turunu mutlaka gezi listenize ekleyin.

Keyifli geziler…

Instagram: anilaakin

 

Lahey

Her ne kadar “İçimdeki Gezgin” tohumları ilk olarak Münih ile atılmış olsa da, büyümesinde hatta dallanıp budaklanmasında Hollanda‘nın, özellikle de Lahey‘in yeri büyüktür. Lahey, 2012 yılının Temmuz ayında mesleki eğitim için gittiğim ve hayatımda sadece güzelliklerle hatırladığım bir yere sahip oldu.

Lahey, İngilizce’de “The Hague”, Flemenkçe’de “Den Haag”, Fransızca’da ise “La Haye” olarak adlandırılan bir şehir. Bu üç farklı isimlendirmeden, Türkçe Lahey olarak adlandırılan şehrin isminin hangi dilden geldiğini anlamak çok da zor olmasa gerek. 🙂 Şehir, Amsterdam’ın popularitesi nedeniyle hak ettiği yeri bulamasa da aslında Hollanda’nın idari merkezi.

Normal bir seyahat için gittiğinizde, belki normal bir şehir olarak gözünüze görünecek Lahey’i bir de benim gözümden okuyun isterim.

…Ve huzurlarınızda benim gözümden Hollanda’nın okyanusa açılan kapısı;


Lahey

Lahey, Hollanda
Lahey, Hollanda

NE ZAMAN GİDELİM?

Gezi planı yaparken Hollanda’nın genel olarak soğuk bir ülke olduğunu göz önünde bulundurmakta fayda var. Biri Mayıs, biri Temmuz olmak üzere iki kere gittiğim Hollanda’da, Temmuz ayında sıcaklıklar yaklaşık 17 C’de seyretmekteydi. Dolayısıyla, Hollanda gezinizi yaz aylarına denk getirerek, hem aşırı soğuklarda üşüyerek gezmekten kurtulmuş olursunuz hem de yazın aşırı sıcaklara maruz kalmayacağınızdan, gezinizi keyifle yapabilirsiniz.

Yazın Hollanda gezisi yapacaksanız aklınızda bulunması gereken bir diğer konu ise, havanın oldukça geç karardığı. Bizim alıştığımız gibi gece-gündüz kavramının yaz aylarında pek görülmediği Hollanda’da, akşam vakti uyumak istediğinizde kalın perdelerin ne kadar işe yaradığını göreceksiniz. 🙂


NEREDE KALALIM?

Benim Lahey seyahatimin asıl amacı, yukarıda da bahsettiğim gibi, turistik değil, mesleki eğitimdi. Dolayısıyla benim konaklama tercihim, akademinin alternatif olarak sunduğu ve benim için pek tabii ki daha ekonomik olan “aile yanında konaklama” şeklinde oldu. (Türk Lirası, benim bulunduğum dönemde Euro karşısında elbette bu kadar değersiz değildi.) Ancak, şehir içinde ve aşağıda bahsedeceğim Scheveningen bölgesinde, konumunu ve puanını dikkate alarak, her ne kadar ben bizzat deneyimleyememiş olsam da, bir kaç tavsiyede bulunmak isterim. Bunlardan ilki Scheveningen bölgesinde yer alan Alta Mar Studios (İçimdeki Gezgin ayrıcalığı ile Rezervasyon yapmak için Tıklayınız).   Bir diğer otel ise, şehir merkezinde yer alan Carlton Ambassador Hotel (İçimdeki Gezgin ayrıcalığı ile Rezervasyon yapmak için Tıklayınız). Ayrıca, uzun süreli konaklama arayışı içindeyseniz, şahane ev sahibeme size bir oda verip veremeyeceğini de sorabilirim. 😉


ULAŞIMI NASIL SAĞLAYALIM?

Lahey’e ne yazık ki Türkiye‘den direkt uçuş bulunmamakta. O nedenle, öncelikle, Amsterdam’a ulaşmak gerekiyor. Pegasus, THY, Atlasglobal gibi yerli havayollarının yanı sıra Hollanda’nın yerel havayolu firması KLM de İstanbul’dan Amterdam’a doğrudan seferler düzenlemektedir. Bu firmaların haftada çok sayıda karşılıklı seferi olmakla birlikte, kampanyalarını yakalayarak oldukça uygun fiyata uçak biletleri de bulabilirsiniz.

İlk adım olan Amsterdam’a ulaşım ayağını tamamladıktan sonra, işimiz biraz daha kolay. Havaalanının içinden kalkan trenlerle yaklaşık 45 dk.lık bir yolculuktan sonra Lahey’de Merkez İstasyon’da inerek, şehir merkezine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Amsterdam-Lahey tren bilet ve saatleri için tıklayınız. Ayrıca tüm Hollanda’da geçerli OV-chipkaart‘lardan alırsanız, toplu taşımada ücret kısmını kolaylıkla ve ekonomik bir şekilde halledebilirsiniz.

Şehirde toplu taşıma, metro ya da otobüsten çok tramvaylarla sağlanmakta. Dolayısıyla, bu, bir yerden bir yere tramvayla giderken, aslında kısa bir şehir turu atmak anlamına da geliyor. 😉


NERELERİ GEZELİM, GÖRELİM?

Lahey, aslında küçük mü büyük mü olduğuna karar vermekte zorlanacağınız bir şehir. Gezilecek yerlerin ilginiz çekme oranı düşünülerek, iki günlük ya da üç günlük programlar yapılabilir ya da çevre gezileri yapılacaksa bu süre daha da uzatılabilir. Gelin, kısaca, Lahey’de gezilecek, görülecek yerlere birlikte göz atalım. İlginize ve merakınıza göre buraları listenize eklemek ve Lahey’de geçireceğiniz süreyi ayarlamak elbette size kalmış.

-Gemeentemuseum: Lahey, bir müzeler şehri. Mauritshuis, Escher Museum gibi müzeleri bünyesinde barındıran şehirde, müze gezmeyi seviyorsanız, zevkinize göre bir müze bulmak oldukça kolaydır. Tramvayla kolaylıkla ulaşabileceğiniz Gemeentemuseum‘da oldukça ilginç ve keyifli eserler bulabilirsiniz. Aslında Mauritshuis’de sergilenen, Vermeer’in “İnci Küpeli Kız” tablosu da, benim Lahey’de bulunduğum dönemde, Mauritshuis’in tadilatta olması nedeniyle, Gemeentemuseum’da sergileniyordu. Ancak, şimdilerde asıl yeri olan Mauritshuis’de ziyaretçilerini bekliyor.

-Peace Palace (Avrupa Adalet Divanı): Kentin simgesi haline gelmiş, BM bünyesinde faaliyet gösteren bu uluslararası mahkeme binası, en azından Lahey’e kadar gelmişken bir fotoğraf molası verilmesi gereken yerlerden. Katıldığım kurs, bu binanın bahçesinde yer alan akademide bulunduğundan, binanın içini, duruşma salonlarını ve elbette bahçesini detaylı gezme şansı buldum. İlginizi çekerse, bu binaya turistik ve rehberli turlar da düzenleniyor. Keyifli bir deneyim olabilir. Detaylı bilgi için tıklayınız.

Peace Palace, Lahey/Hollanda
Peace Palace, Lahey/Hollanda
Peace Palace, Lahey/Hollanda
Peace Palace, Lahey/Hollanda

-Scheveningen: Scheveningen, Lahey’in sahil semti. Upuzun kumsalı ve yürüyüş yerleriyle Lahey’in nefes alma yeri. Ancak, burada, denize girmek tehlikeli ve yasak, sadece kumsalda oturup, güneşin keyfini çıkarmanıza izin veriliyor. Aslında deniz dediğime bakmayın, sözünü ettiğim şey, okyanus. 🙂 Dolayısıyla çok sıkı kontroller söz konusu. Burada dev akvaryumu görmek ve limanda dolaşmak dışında yapılacak pek bir aktivite yok. Ancak, vaktiniz varsa, Lahey’e gelmişken Scheveningen’e bir göz atmak keyifli olabilir.

Scheveningen, Lahey/Hollanda
Scheveningen, Lahey/Hollanda

-Binnenhof: Burası Hollanda’nın idari birimlerinin toplandığı bir bölge. Çeşitli bakanlıklar ve başbakanın ofisi burada bulunuyor. Burası zaten şehrin oldukça merkezinde olduğundan, merkezde, çarşıda gezerken muhakkak farkedip, avlusuna ve mimarisine göz atmak isteyeceksiniz.

Binnenhof, Lahey/Hollanda
Binnenhof, Lahey/Hollanda

Grote Markt/Centrum: Burası, Lahey’in merkezi. Büyük mağazaların, kafelerin bulunduğu, araçların girmediği sokaklardan oluşmakta. Haftada bir gün kurulan pazara (sanırım perşembe günleriydi) denk gelirseniz, meşhur Hollanda peynirlerinden alıp, Türkiye’ye bile getirebilirsiniz. Üstelik, Türkiye’ye götüreceğinizi söylerseniz, peynirleri sıkıca paketleyip, üstüne bir de vakumluyorlar. 😉

Madurodam: Madurodam, İstanbul’da bulunan Miniatürk’ün bir benzeri. Hollanda’da bulunan ve Hollanda’ya özgü olan tüm eserlerin minyatür hallerini burada bulabilirsiniz. Ben minyatürünü değil de aslını görmeyi tercih ettiğimden 🙂 , benim pek ilgimi çeken bir aktivite olmadı. Ancak, özellikle çocuğunuz varsa, keyifli vakit geçirebilirsiniz.

İLGİLİSİNE NOT: BM, dünya tarihinde yakın zamanda iz bırakan olaylar için, Special Tribunal for Lebanon, ICTY gibi ayrı, özel, uzmanlık mahkemeleri kurmaktadır. Bunlar içinde benim gittiğim, çok etkilendiğim ve fakat halka açık olmadığından mutlaka gidip görün diyemeyeceğim bir yerden bahsetmek isterim: ICTY. Yani, International Criminal Tribunal for former Yugoslavia. Yani, yaşı 30 civarı olanların rahatlıkla hatırladığı Balkanlar’da yaşanan, Sırpların Boşnaklara uyguladığı zulmün yargılandığı mahkeme. BM’nin, kendince bir günah çıkarma olarak yaptığı yargılamada, uzun yıllar kaçmayı başaran ve sonunda yakalanan Srebrenitsa’nın en büyük faillerinden Ratko Mladiç’in duruşmasını izleme şansım oldu. Üstelik, tanık dinlenen bu duruşmada, yaşananları bizzat birinci ağızdan dinledim. Tarihe ucundan tanıklık ettiğim için kendimi şanslı mı saymalıyım, yoksa bu vahşetle yine ucundan yüzleştiğim için utanç mı duymalıyım emin olamadım. Bu yazıyı yazarken yargılamada bir gelişme var mı diye ICTY’ın web sitesini ziyaret ettim; Yargılama hala devam etmekte…

ICTY, Lahey/Hollanda
ICTY, Lahey/Hollanda

NERELERDE YEMEK YİYELİM?

Hollanda, ne yazık ki, diğer Avrupa ülkeleri gibi yemek konusunda oldukça zayıf. Ancak, okyanusa kıyısı olduğu dikkate alındığında enfes balık ve deniz ürünleri bulmak çok kolay. Benim favorim ve mutlaka denemenizi tavsiye ettiğim deniz ürünü ise, lekkerbek isimli bir balık.  Bu son derece lezzetli okyanus balığını, merkezde bulunan Simonis in de stad‘da denemenizi özellikle tavsiye ederim. Hatta yanına deniz ürünleri salatası sipariş edip, uygun fiyata hem çok lezzetli hem de çok doyurucu bir öğün geçirmiş olursunuz.

Sonuç olarak Lahey, her ne kadar Amsterdam’ın gölgesinde kalsa da, aslında oldukça keyifli ve farklı bir şehir. Elbette sadece Lahey için bir Hollanda seyahati yapmanız beklenemez ama zaten yaptığınız bir Hollanda seyahati varsa, Lahey’e de 1-2 günlük yer ayırmanızı tavsiye ederim.

Keyifli geziler…

Instagram: anilaakin