Nedendir bilmem ama kültür ve yemeğin içiçe olduğu yerleri keşfetmeyi hep çok sevmişimdir. Bir ihtimal bunda doğup, büyüdüğüm yerin etkisi var. Bayram ziyaretinde aile coşkusunu yaşayıp, el öpme ve harçlık alma faslını geçtikten sonra öz memleketimin çok yakınında olmasına rağmen, ününü sadece televizyon ve gazetelerde duyduğumuz Gaziantep’e nihayet yolumuz düştü. Ne de iyi oldu, sadece biz değil, gözümüz de midemiz de bayram etti.  İlk fırsatta bu şehre gidin, şehri görün, yaşayın ve pek tabi ki enfes yemeklerinden bol bol yiyin, hatta paket yapıp getirin.:)

Böylelikle, son zamanlarda sıklıkla yaptığımız günübirlik gezilere Gaziantep’i de eklemiş olduk. Daha çok yemek temalı bu yazıda, mümkün olduğunca ufak ufak gezilecek yerlere de değinmeye çalışacağım.

… Ve huzurlarınızda Gaziantep.

Her ne kadar son zamanlarda adı hep acı olaylarla anılıyor olsa da son derece modern, karakteristik ve damak tadı gelişmiş bir kent burası. Yazın sıcaklıkları 40 C’yi bulan şehir, 2 bölümden oluşuyor. İlki, gezinizin ana merkezi olan eski Gaziantep.  Bir diğeri de artan nüfusa karşı koyamayıp, yüksek binalara ve sitelere teslim olan yeni Gaziantep.

Gaziantep’e ulaşımda biz arabayı tercih ettik. Ancak, yemek yenecek mekanların hemen hemen hepsi aynı yerde. Kültürel aktiviteler için biraz daha geniş bir alana yayılmak gerekecekse de hepsi kısa bir toplu taşıma macerasıyla rahatlıkla ulaşılacak mesafedeler. Araç kullanma gibi bir niyetiniz varsa eski Gaziantep’in içinde otopark mevcut. Arabanızı günlük 5-TL karşılığında bu otoparka bırakarak, bölgeyi etraflıca gezebilirsiniz.

Artan uçak seferleriyle de her geçen gün daha çok gidip gören insan sayısı artan Gaziantep’e mümkün olduğunca erken saatte gidin. Bunu söylememin elbette bir amacı var; Beyran Çorbası. Gaziantepliler, çok erken saatte, şehrin ünlü lokantalarından Metanet Lokantası‘na giderek, kahvaltılarını Beyran ile yapıyorlar. Beyran, kısaca, et suyunun içine tiftiklenen etlerin ve pirincin atılarak, isteğinize bağlı olarak kızdırılmış tereyağı ve pul biber eklenerek pişirilen bir sanat eseri. “Ben acı sevmem, yemem” derseniz, kızdırılmış tereyağ ve pul biber aşaması es geçiliyor. Ancak bu şekilde tercih ederseniz, kesinlikle çok şey kaybedersiniz. Naçizane tavsiyem, usulünce, acılı yemek.

gaziantep
Soldaki acılı Beyran, sağdaki acısız Beyran.
gaziantep-7
Beyran

Alışılmışın oldukça dışında bu enfes kahvaltıyı yaptıktan sonra, vücudun, geri kalan lezzetli yemeklere yer açabilmesi için şehrin kültürel yanına biraz göz atmakta fayda olacağını düşünerek düştük yollara. Mideniz kendince şehre ve yemeklere yavaşca adapte olurken, görülmesi gereken tek yer var; Zeugma Mozaik Müzesi. Çok eminim ki, Gaziantep’e ziyaretinizin asıl amacı, yemek. Ancak, kendinizi yemeklere kaptırıp, Zeugma’yı gezmeyi es geçmeyin. Net söylüyorum; çok şey kaybedersiniz.

Zeugma Antik Kenti, Birecik Baraj Gölü’nün kıyısında, M.Ö. 300 yılında Büyük İskender tarafından kurulması emredilmiş bir kent. Çok önemli ticaret yollarının üzerinde bulunması nedeniyle, büyük bir zenginlik içinde yaşayan halk, yaşadığı villaların içine havuzlar yapmış ve bu havuzların zeminlerini, aynı zamanda evlerinin tabanlarını ve duvarlarını da mozaiklerle döşemiş. Şu anda Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergilenen mozaikler de, o dönemden kalan ve o dönemin insanının vizyonuna hayranlık duyulmasını sağlayan mozaikler. İnsan gezerken hayretten açık kalan ağzını kapatmakta zorlanıyor. Pek tabii ki, çok bilinen “Çingene Kızı” isimli mozaik de müzede ziyaretçilerini bekliyor. Hangi yönde durursanız size bakıyor izlenimini veren (bir yerden tanıdık geliyor mu? İpucu veriyim; Mona Lisa 🙂 ) Çingene Kızı’na, simsiyah ve dolambaçlı bir koridordan geçerek ulaşıyorsunuz. Karşınıza çıkan manzara ise, simsiyah bir odada sadece eserin aydınlatıldığı bir ortam. Etkisinden kolay kolay çıkamayacağınızın garantisini verebilirim.

Zeugma Mozaik Müzesi’ne giriş, ne yazık ki, biraz pahalı; 15-TL. Ancak müze kartınız varsa ücretsiz girebilirsiniz. Ha, müze kartınız yoksa, bence edinmek için iyi bir fırsat 😉 İnsan, parasını çıkarma azmiyle sürekli müze ziyaret etme isteğinde oluyor. 🙂

gaziantep-11
Zeugma Mozaik Müzesi
gaziantep-10
Zeugma Mozaik Müzesi
gaziantep-zeugma
Zeugma Mozaik Müzesi- Çingene Kızı

Aşırı kültür yüklemesi sonucunda, açlık yavaş yavaş kendini hissettirmeye başladığında, Gaziantep’in bir diğer ünlü yemeği olan, küşlemeye sıra geldi demektir. Küşleme yemek için başta İmam Çağdaş olmak üzere birçok alternatif elbette var. Ancak biz tercihimizi Halil Usta‘dan yana kullandık. Hatta araştırmalarım sırasında bir yerde “Turistler İmam Çağdaş’a; Antepliler Halil Usta’ya gider” tespitini görünce, İmam Çağdaş’ı direk eledim. 🙂

Halil Usta’nın Gaziantep’in birçok yerinde şubesi var. Biz gittiğimizde her ne kadar kapalı olsa da, Zeugma Mozaik Müzesi’nin hemen arka sokağında, 10 dk.lık yürüme mesafesinde bulunan şubesinde şansınızı deneyebilirsiniz. Dediğim gibi, biz gittiğimizde kapalıydı, o nedenle Metro marketin içinde bulunan şubesine gidip, öncesinde ince bulgurdan yapılan simit kebabını, ardından küşlememizi yedik. Küşleme, hayvanın çok değerli ve çok az çıkan bir parçası. O nedenle porsiyon olarak değil de ortaya getiriyorlar. Kesinlikle tavsiye ederim. Eski şehrin göbeğinde bulunan İmam Çağdaş’a da belki sonrasında meşhur fıstıklı baklava ya da havuç dilimi yemeye gidebilirsiniz. Böylelikle hem bir Antep’li gibi Halil Usta’da küşlemenizi yersiniz, hem de bir turist gibi İmam Çağdaş’da baklavanızı…:)

gaziantep-2
Simit Kebabı
gaziantep-3
Küşleme

Enerji depoladıktan sonra, kendimizi bu kez çarşılara vurma vakti. Bakırcıların, yemenicilerin, baharatçıların bulunduğu çarşılarda gezerken kendinizi kaybedeceksiniz. El emeğinin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha farkına varacaksınız. Ne acıdır ki, her geçen gün azalan bu zanaat dalları bir gün tamamen yok olup gidecek. Belki de biz, en azından ucundan gördüğümüz için kendimizi şanslı addedeceğiz. O nedenle, mutlaka ama mutlaka Bakırcılar Çarşısı‘na, Almacı Pazarı‘na, Zincirli Bedesten‘e gidin, görün ve insanların nasıl ince ince bu zanaatlerini yaşattığına tanık olun.

gaziantep-9
Bakırcılar Çarşısı
gaziantep-13
Zincirli Bedesten
gaziantep-17
Baharatçılar

Ufak alışverişler yaptıktan sonra sıra adını, şanını çok duyduğumuz, içine koyulanların nasıl bir efsane ortaya çıkartabileceğini tahmin ettiğimiz fakat bir türlü o efsaneye ulaşamadığımız bir tatlıya sıra geldi; Katmer. İncecik açılan baklava yufkası, yufkanın içine kaymak, toz şeker, servis sırasında da bol bol antep fıstığı. Ben ki tatlıyla pek aram yoktur, yazarken ağzım sulandı. Toz şeker ağza kesinlikle kıtır kıtır gelmiyor, belli belirsiz bir tatlılık veriyor, ama antep fıstığı ve kaymakla birleştiğinde lezzet patlaması yaşatıyor. Katmer hazretlerine süt eşlik ediyor ve ziyafetin sonunda ustanın güler yüzü ile ilgisi. Katmeri kesinlikle Katmerci Zekeriya Usta‘da yiyin. Ustanın hala nasıl şevkle misafirleri ile ilgilendiğine siz de tanık olun.

gaziantep-4
Katmer

Üstelik 1 porsiyon 🙂 Her ne kadar 2 kişilik deseler de inanmayın, en az 3 kişilik. Yani sipariş verirken acele etmeyin.

gaziantep-5
Katmerci Zekeriya Usta- Usta ve Çırak.

Günübirlik gezimizin sonuna yaklaşırken artık kısa bir çarşı turundan sonra kahvemizi içmeye sıra geldi. Yine methini çokca duyduğumuz ve şehir tabelalarıyla bile gösterilen, otantik Tahmis Kahvesi‘nde kahve molası verebilir, kendinize dibek kahvesi ısmarlayabilirsiniz. Biz, aradığımızı çok bulduğumuzu söyleyemem ama ortam olarak son derece keyifli bir mekan. Yolunuz düşerse, zincir kahve dükkanlarında değil de otantik Tahmis Kahvesi’nde mola vermenizi tavsiye ederim.

gaziantep-6
Dibek Kahvesi-Tahmis Kahvesi

Dönüş yoluna geçtiğimizde, midemiz tıka basa dolu olduğundan ne yazık ki fıstıklı baklava deneme şansımız olmadı. Gaziantep’e kadar gelmişken fıstıklı baklava yemeden dönmek de olmaz diye düşünüp paket yaptırmaya karar verdik. Öncesinden yaptığım araştırmalarda Koçak Baklava‘nın bu konuda usta olduğunu çok yerde okumama rağmen, bayram öncesi olduğundan mıdır yoksa kente göre geç bir saatte gittiğimizden (ki sözünü ettiğim saat 18:30) midir bilinmez, baklava yok diyerek bizi gönderdiler.  Bir baklavacıda baklava olmaması yeterince garipken, baklava kalmamasına rağmen dükkanı açık tutmaları da bir o kadar garipti. Adet yerini bulsun diye hemen yanında yer alan Güllüoğlu’ndan fıstıklı baklavamızı aldık, afiyetle de yedik.

Sonuç olarak, günübirlik gezi olarak belki yetmeyebilir ancak bir haftasonunuzu ayırarak rahat rahat bu kenti, kentin dokusunu, mutfağını, ruhunu keşfedebilirsiniz. Eminim ki, hayalinizde canlandırdığınızdan çok farklı bir şehirle karşılaşacaksınız. Gecikmeden gezi listenize ekleyin, hem gözlerinizin hem midenizin bayram edişine tanık olun.

Şimdiden afiyet olsun.

Keyifli geziler…

Instagram: anilaakin

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here