Komşu Kapısı; Atina

Sadece konuştuğumuz dil farklı. O kadar yakın mesafede olmamıza rağmen çok geç farkına vardığımız gezi rotası. Hem gezip gördüklerimi hem de yiyip içtiklerimi kendime saklamıyorum. Bu sefer, mitolojinin başkenti, komşu kapısı Atina’dayız 🙂

Atina, o kadar keyifli ve bizden bir yer ki gittiğinizde hiç yabancılık çekmeyeceğinize eminim. Güzel insanlar, güzel yemekler, harika bir tatil ve mitoloji meraklıları için cennet.

…Ve huzurlarınızda Atina.


Ne Zaman Gidelim? Atina bize çok benzer derken iklimini de bu benzerliğe dahil ediyorum elbette. Ege komşumuzun iklimi de Türkiye’yle benzerlik gösterdiğinden yazın gezmek çok keyifli olmayabilir, zira aşırı nem ve bunaltıcı sıcak rahatsız edebilir. Bizim gidişimiz Ekim ayına denk geldi ve hava çok güzeldi. Ne soğuk ne sıcak, serin bir bahar havası vardı. Tavsiyem gezinizi kesinlikle bahara denk getirmeniz… 🙂

Ulaşımı Nasıl Sağlayalım? İstanbul’dan Atina’ya yaklaşık 1 saatlik sürecek yolculuk için Pegasus ve THY’nin yanı sıra Aegean Airlines ve Olympic Airlinesi da araştırmanızı tavsiye ederim. Ancak bizim gibi Ankara çıkışlı yolculuklar yapıyorsanız valizlerin aktarımı bakımından THY ve Pegasus’u tercih etmek daha mantıklı olacaktır. Biz Pegasus’un kampanyalı biletlerini yakalar yakalamaz bu fırsatı kaçırmadık. Özetle, bu kadar çok havayolu firması varken size sadece Atina’ya ulaşmak istemek kalıyor. 🙂

Atina’ya indiniz ve otelinize ulaşmadan önce havaalanından ulaşım kartını halletmek istediniz. Benim tavsiyem, yürümekten hoşlanıyorsanız, sadece ve sadece havaalanı-otel-havaalanı bileti almanız. Onun dışında gezip görürken toplu taşıma ihtiyacı hisetmeyeceksiniz, ne şanslısınız ki listedeki tüm yerler yürüme mesafesinde. Yürümeyi seviyorum mu demiştiniz ? 🙂

Nerede Kalalım? Bu soruya tek ve tereddütsüz cevap veriyorum; A for Athens. Bu otele yazımın devamında başka bir başlık altında, farklı bir nedenle daha değineceğim. Bizim booking.com vasıtasıyla bulduğumuz bu otel, Monastiraki Meydanı’nda oda+kahvaltı olarak hizmet veriyor. Yeri son derece merkezi, odaları geniş ve temiz. Fiyatı ise ne hostellar kadar ucuz ne de şehir merkezinde yer alan oteller kadar pahalı. Booking.com’dan güncel fiyatlarına ulaşabilirsiniz. Fiyat olarak da bütçenize uygunsa, başka yer düşünmeyin 🙂

Nereleri Gezelim, Görelim? Atina her ne kadar ufak bir şehir de olsa, bünyesinde barındırdığı çokca gezilip görülecek yer ile vaktinizi çok iyi değerlendirmenizi ve evinize döndüğünüzde kendinizi çok zengin hissetmenizi sağlayacak bir şehir. Üstelik, sözünü ettiğim bu yerler, öyle yarım saat uğramayla geçiştirilecek yerler değil; buraları sindire sindire, zihninize kazıyarak gezmeniz gerek 🙂

Şimdi sıra, bu sözünü ettiğim yerlerden biraz daha detaylı bahsetmekte…

Akropolis: Akroplis, Atina’nın simgesi haline gelmiş çok özel bir bölge. Yüksek şehir anlamına gelen Akropolis’te çokca farklı yapı bulunmakta. Bunlardan en çok bilineni; Parthenon. Tüm fotoğraflarda Akropolis olarak tanıtılan yer aslında Parthenon. Akropolis ise, içindeki farklı yapılarıyla bu yapıları kapsayan bölge; adı üstünde şehir. Biz gittiğimizde Parthenon’da restorasyon çalışmaları hala devam ediyordu, uzun zaman da devam edeceği söyleniyordu.

greek-athen12
Parthenon / Akropolis

Akropolis içerisinde gezerken tarihten günümüze ulaşan birçok yapı ile karşılaşacaksınız. Ancak, bunlar içinde değinmeden geçemeyeceğim tek bir yapı var; Karyatidler. Karyatidler, kadının güçlü ve tüm zorluklara göğüs gerebilecek bir yapıda olduğunu simgelemektedirler. O nedenle, Akropolis’i gezerken Karyatidlere bir de bu gözle bakmanızı ve hatıra olarak da magnetlerini alarak buzdolabınızın baş köşesine yerleştirmenizi tavsiye ederim. 🙂

greek-athen13
Karyatidler

Akropolis hakkında daha detaylı bilgi için tıklayın.

İPUCU: Öğrenciyseniz, öğrenci kimliklerinizi sağladığı indirimden Atina’da da faydalanabileceğinizi unutmayın. 😉

Akropolis Müzesi: Akropolis’te uzun uzun ve sindire sindire gezdikten sonra aşağıya doğru yürüdüğünüzde çok modern ve cezbedici bir bina göreceksiniz. Hiç düşünmeden içeri girin … ve işte Akropolis Müzesi‘ndesiniz. Müzeye girmeden önce zaten cam bir taban üzerinde yürüyeceğinizden tarihi atmosfere uyum sağlamakta hiç zorlanmayacaksınız. “Ben müze gezmeyi sevmem.” demeyin, en azından önünden geçin, zaten ilginizi çekeceğine ve içeri girmek isteyeceğinize eminim. 🙂

Anafiotika: Anafiotika, Akropolis’in arka tarafında bulunan ufak bir bölgeye verilen ad. Atina gezisi öncesi araştırmalar yaparken, Atina’da hep bilindik yerlerin gezilip görüleceğinden bahsedilirken, Anafiotika adına çok az rastgeldim. Burası, Atina’nın göbeğinde ancak sanki bir Ege adasında geziyormuşsunuz hissini veren bir bölge. Bembeyaz evler, renkli panjurlar ve daracık sokaklar…Gittiğinizde göreceksiniz, Atina’nın trafik ve kalabalığı da bize oldukça benziyor. Ancak, Anafiotika, Atina içinde soluk alınabilecek, ilginç ve çok farklı bir atmosfere sahip. Gezi listenize mutlaka ekleyin…

greek-athen8
Anafiotika
greek-athen9
Anafiotika

Lykavittos Tepesi: Atina’ya tepeden baktığınızda, genel olarak düz bir alana kurulu olduğunuz görürsünüz. Ancak, bu düzlüğün ortasında iki yükselti göze çarpar. Bunlardan ilki, yukarıda detaylarıyla bahsettiğim Akropolis; bir diğer ise Lykavittos Tepesi. Buraya Syntagma Meydanı’ndan kısa bir yürüyüş sonrası daha çok zengin kesimin yaşadığı belli olan evlerin arasından geçerek ulaşabilirsiniz. Tepeye çıkmak için tabii ki buraya ulaşmak yetmiyor, bir de sizi tepenin en üst noktasına ve eşsiz Atina manzarasına kavuşturacak füniküler sırasına girmeniz gerekiyor. Fünikülerle tepeye çıktığınızda sizi ufak bir kiliseyle, mükemmel bir Atina manzarası karşılayacak. Hatta ve hatta uzaktan denizi bile görebileceksiniz. Hem rahat rahat fotoğraf çekmek hem de soluklanmak için tepede bulunan kafeyi de tercih edebilirsiniz. 😉

greek-athen6

greek-athen5

Monastiraki Meydanı: Burası kalmayı tercih ettiğimiz A for Athens’ın da bulunduğu son derece merkezi konumda bulunan ve gezilecek her yere yürüme mesafesinde olan bir meydan. Atina’da bulunan iki büyük ve önemli meydandan birisi burası. Bir diğeri ise, yazının devamında detaylı bahsedeceğim Syntagma Meydanı. Monastiraki Meydanı’na gittiğinizde gözünüze bir cami çarpacak. Burası ibadete açık olmayan fakat sade mimarisiyle göz dolduran bir cami. Kendinizi meydanın etrafında bulunan ara sokaklarda ve hediyelik eşya dükkanlarında kaybedebilirsiniz. Olsun, keyfini çıkarın. 🙂

greek-athen10
Monastiraki Meydanı (Aynı zamanda otelimizin manzarası)

Syntagma Meydanı: Syntagma Meydanı, Monastiraki Meydanı’ndan çıkıp Ermou Caddesi üzerinden yürümeye devam ettiğinizde karşınıza çıkacak aynı zamanda Parlamento Binası’nın bulunduğu meydandır. Yunanistan’daki ekonomik karışıklıkların protesto edildiği ve televizyonda çokca karşınıza çıkan yer burası. Bu meydanda keyifli olan, askerlerin gün içinde her saat başı yaptıkları nöbet değişimi seremonilerini izlemek. Ponponlu ayakkabılarıyla son derece sempatik görünen bu askerlerle fotoğraf da çeltirebilirsiniz 🙂

greek-athen4

greek-athen18

Panathenaic Stadyum: İlk olimpiyatların yapıldığı bu stadyuma Syntagma Meydanı gezinizi devamında yürüyerek yine çok rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Stadyuma giderken Zeus Tapınağı‘nın da olduğu çok farklı tarihi ve arkeolojik alanların da yanından geçeceksiniz. İlginizi çekerse buralara da uğramadan geçmeyin. 🙂

Panathenaic Stadyum‘un ilk olimpiyatların yapıldığı stadyum olduğunu söylemiştik. İçeri girdiğinizde stadyumun heybetinden etkileneceğinize eminim. Aynı zamanda, stadyumun alt tarafında yer alan olimpiyat müzesine ve özellikle eski olimpiyat afişlerine göz atmayı unutmayın. 🙂

greek-athen17
Panathenaic Stadyum

Ermou Caddesi: Burası, Monastiraki ve Syntagma Meydanlarını birbirine bağlayan, ünlü markaların bulunduğu, Atina’nın bir nev’i “İstiklal Caddesi” olan en işlek caddesidir. Bu cadde üzerinde ünlü markaların bulunduğu mağazaların yanı sıra, sarı zemin üzerinde siyah kartalın bulunduğu bayrağın dalgalandığı Panagia Kapnikarea Kilisesi‘ni göreceksiniz. Bu kilise, mübadele döneminde İstanbul’dan Atina’ya göçen Rumların ibadet için kullandıkları kilisedir. Önünden geçerken ufak bir selam vermeyi unutmayın. 😉

greek-athen3
Ermou Caddesi
greek-athen2
Ermou Caddesi

– Yukarıdaki listenin dışında mutlaka görmeniz gereken yerlerden olmasa da vaktiniz kalırsa Parlamento’nun bahçesinde soluklanabilir, ayrıca Savaş Müzesi’ni ziyaret ederek Yunanlıların savaş tarihi hakkında da kısa fikir sahibi olabilirsiniz.

Nerelerde Yemek Yiyelim ? Atina, başta tabii ki deniz ürünleri olmak üzere, çok zengin bir mutfağa sahip. Bir çok yemeği bize benzediği gibi lezzetli de. Bol bol döner, kebap vs. et ürünleriyle de karşılaşmaya elbette ki hazırlıklı olmak lazım. 🙂 Gün içinde bu tür yemeklerle karnınızı hem iyi, hem lezzetli hem de ucuza doyurabilirsiniz. Akşam da şöyle güzel bir yemek yiyelim, bir taverna müziği dinleyelim derseniz, hepsi yazının devamında…

* Souvlaki, bizdeki kebap tarzı bir et yemeği. Gitmişken özellikle bir souvlaki yiyeyim demeye elbette gerek yok, ancak gün içinde ucuz ve tok tutan bir yemek olarak tercih edilebilir. Biz, otelimize yakın olması sebebiyle, hemen Monastiraki Meydanı’nın yan sokağında yer alan Thanasis‘de yemeyi tercih ettik. Kötü değildi, ancak Türkiye’de kesinlikle daha iyilerini yemişsinizdir. 🙂

* Güzel, uzolu, bol deniz ürünlü, mezeli bir akşam yemeği arayışındaysanız tek tavsiyem Lithos Restaurant. Üstelik A for Athens’da kalmayı tercih ederseniz yürüme mesafesinde. Psiri‘de bulunan Lithos Restaurant‘a özellikle yazın gitmeyi tercih ederseniz mutlaka rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim. Balık yemek isterseniz de hangi cins balık istediğinizi Türkçe söyleyebilirsiniz, zira çipura ve levrekin Yunancası Türkçe ile aynı. 🙂 İngilizce hangisi hangisiydi diye kafa yormaya hiç gerek yok. 🙂 Balığın yanına mutlaka “Greek Salad” söyleyin ve gecenin sonunu bekleyin. Lithos’un son derece misafirperver sahibi Stavros size mastik veya uzo ikram edecektir. Keyfini çıkarın, Stavros’a bizden de selam söyleyin. 😉

* Yukarıda otelimizden bahsederken, A for Athens’a başka bir nedenle daha değineceğimi belirtmiştim. Kalmasanız bile A for Athens’ın en üst katında bulunan kokteyl barı çok ünlü. Lezzetli kokteylleri harika bir Akropolis manzarasına karşı mutlaka deneyin, pişman olmazsınız.

Sonuç olarak, Atina, yanıbaşımızda bize çok benzeyen tarih ve eğlence dolu bir şehir. Çok kısa bir yolculuktan sonra ulaşabileceğiniz bu komşu başkentini henüz ziyaret etmediyseniz ya da ziyaret etme planınız yoksa, ilk fırsatta listeye ekleyin. Pişman olmazsınız.

İyi eğlenceler…

Instagram: anilaakin

Los Angeles Yeme – İçme Rehberi

Yeme içme deneyimi benim için çok önemlidir. Gittiğim yerin yerel ve değişik mutfağını denemeyi çok isterim. Burada sizler için önerilerimi iki grupta toplayabilirim sanırım. İlki özellikle oraya/o restorana gitmenizi tavsiye edeceğim yerler ikincisi de öğünü geçiştirmek istediğinizde ya da ucuza kaçmak istediğinizde yönelebileceğiniz tercihler. İkinci grup için kolay bulunabilirliği nedeniyle zincir restoranları seçtim, internet sitelerinden size en yakın olanını bulup gidebilirsiniz. Umarım ukalalık gibi gelmez ama İngilizcesi çok iyi olan birinin bile hemen aklına gelmeyecek birkaç konuda yardımcı olmak istiyorum;

  • Soğuk içecekler aşırı buzlu olur hatta bardağın yarısından çoğu buz olur. Türk olarak bünyemizin kaldıramadığı bu durumu “easy ice please” diyerek aşabilirsiniz.
  • Soğuk olan ve azıcık sıcak olsa ne güzel olur dediğiniz sandwich/panini/pizzayı “Can you toast it” diyerek ısıttırabilirsiniz.
  • Birçok menüde göreceğiniz “grilled cheese” ızgara hellim değildir bildiğiniz kaşarlı tosttur, benden söylemesi.

Eveet şimdi geçelim asıl konuya 🙂

Los-angeles-LA12

Los-angeles-LA11

  • Yengeç: Benim LA’de en en en çok özlediğim şey yengeç 🙂 Ben daha önce yengeç yemiştim, daha sonra da çok yerde yedim ama hiç biri Boling Crab (http://www.theboilingcrab.com/) gibi yapamıyor. Burada yengeçleri olduğu gibi getiriyorlar ve müşteriler aletlerle yengeçleri kırarak yiyor. Herkese göre değil ama denemek isterseniz dünyada eşine benzerine rastlayamazsınız, bu kadar da iddialıyım. Epey sıra beklemeniz gerekebilir ama inanın bana değer. Bu arada şunu da söyleyeyim yengeç ucuz bir yemek değil. Tabii ki sipariş vereceğiniz miktara bağlı ama adam başı 30-40 dolar tutar. Bu arada, ne sipariş verirseniz verin içine mısır ve patates ekletmeyi unutmayın 🙂

Los-angeles-Boling-Crab-Sirasi

  • Brezilya Mutfağı: Size önereceğim yer The Grove’daki Pampas Grill. Açık havada panayır ortamında yemek yemek isterseniz iyi bir fırsattır ama isterseniz çok da uzak olmayan bir adreste restoranı da var (http://www.pampas-grill.com/). Burada açık büfe var, önce açık büfeden ne arzu ederseniz alıyorsunuz sonra da et sırasına girerek şundan bundan istiyorum diyorsunuz sonra tabağınızı tartıyorlar ve ağırlığına göre ödeme yapıyorsunuz. Burada muhakkak yemek yiyin, inanılmazdır 

Los-angeles-LA14

  • Alman Mutfağı & Sosisçi: Los Angeles’ta çok trendy olan ve hafta sonu akşamları da DJ’lerin müzik yaptığı bir mekandır (www.wurstkuche.com). Venice Beach ve downtownda iki farklı yeri vardır ama downtowndaki daha hibster görüntülüdür. Gurme domuz sosislerinden, kuzu hatta vejetaryen ve vegan çeşitlere kadar birçok seçenek vardır. Ayrıca önemli miktarda alman birası çeşidi de hem şişe hem de fıçı olarak sunulmaktadır. Benim favorim baharatlı İtalyan sosisi ve çilek birası yanında da Belgium fries almayı ihmal etmeyin 🙂

Los-angeles-LA9

  • Kore Mutfağı: Kore mutfağı Uzakdoğu mutfağı içerisinde benim en sevdiğim mutfaktır, sanılanın aksine Türk damak tadına çok yakın lezzetleri vardır. O nedenle, tabuları yıkın ve deneyin derim. Korea Town’da (K-Town) sınırsız sayıda yemek yenecek yer bulabilirsiniz ama ben aşağıda yer alan ikisini öneririm. Burada en geleneksel kore yemeği olan bibimbap’ı muhakkak deneyin ayrıca deniz ürünlerini sevenler için jijim (seafood korean pancakes, merak etmeyin tatlı değil) çok iyi bir seçim olacaktır. Ayrıca, tamamen Kore barbeküsü olarak hizmet veren yerler de var, bizdeki ocak başının Kore versiyonu. Masanızdaki ızgarada size çiğ olarak getirilmiş eti kendiniz pişirerek yiyorsunuz. Kore barbeküsü için özellikle önereceğim bir yer yok zaten hepsi hemen hemen aynıdır.
  1. Gobawoo House (698 S Vermont Ave #109)
  2. Seongbukdong (3303 W 6th St)

Los-angeles-Kore-Yemegi

  • Çin Mutfağı: Tahmin edebileceğiniz üzere LA’da sınırsız sayıda Çin restoranı var ama ben özellikle bir tanesini tavsiye edeceğim: Yunan Garden (http://www.yelp.com/biz/yunnan-garden-san-gabriel). Sizin de gördüğünüz üzere kendi sitesi olmayan, yelp üzerinden bulabileceğiniz bir mekan. Buraya beni Çinli arkadaşlarım götürmüştü. Muhtemelen içerde Çinli olmayan tek müşteri siz olacaksınız ve tabiri caizse hard core chineese food deneyimi yaşayacaksınız. Garsonlar bile birkaç kelimeden fazla İngilizce konuşamıyor ama resimli menüler size yeterince yol gösterecektir. Çin’in Yunan bölgesi baharatlı yemekleri ile ünlü. Buradaki yemekler de sizi ağzınızdan başlayıp tüm vücudunuzu saracak kadar acıyla yakabilir. Tabii ki abartıyorum, ne kadar acı istediğinizi siz seçebiliyorsunuz 🙂 Burada et, tavuk, balık ve muhtelif sebzelerin karışımıyla yapılan yahni benzeri yemekleri tercih etmenizi tavsiye ederim.

Los-angeles-Chineese

  • Ivy Cafe: LA’de ünlülerin gittiği bir kaç yer var, bunlardan biri de Ivy Cafe (The Ivy Restaurants in Los Angeles & Santa Monica). Ben gittiğim bir seferde Paris Hilton’u gördüm. Çok pahalı olmayan ama yine de ucuz olmayan çok güzel bir yer. İçerisi tamamen çiçeklerle kaplı. İki yeri var ama siz SantaMonica’dakine değil Beverly Hills’dekine gidin. Yemek de yiyebilirsiniz, tatlı&kahve de yapabilirsiniz.
  • Urth Cafe: Urth Cafe  LA’in yerel markası, yüz akı, en favori mekanlarından biridir (https://urthcaffe.com/ ). Bir çok şubesi vardır hepsi birbirinden güzeldir. Sandwich, panini  ya da salata gibi hafif yemekleri bulabilirsiniz ama asıl olayı tatlılarıdır. İçeri girdiğiniz anda tatlıların görüntüsü zaten aklınızı başınızdan alacaktır. Muhakkak gidin derim hatta ziyaretinizin ilk günlerinde gidin çünkü tekrar gitmek isteyeceksiniz 🙂

Los-angeles-LA7

  • Bottaga Loui & Macaron: Macaron sevmiyorsanız bile burayı muhakkak görmenizi tavsiye ederim (https://www.bottegalouie.com/). İç mekanın şıklığı, sunumun güzelliği ve tatlıların güzelliği görmeye değer.
  • Beard Papa’s: Amerika’ya dair son derece önemli bir bilgi veriyorum: Beard Papa :)Bu benim çooook sevdiğim bir tatlı markası. Locationlarına buradan bakabilirsiniz (http://muginohointl.com/locations). Bu aslında bizim bildiğimiz profiterol gibi ama olayı şu; profiterolün dışını pişiriyorlar ama yumuşamaması için içinin kremasını sipariş verildiği an koyuyorlar. Bu sayede hem içinde mükemmel krema oluyor hem de dışı çıtır çıtır oluyor. Bu tatlının adı “cream puff”, birçok çeşidi var ama basic olanı ile başlamanızı severseniz diğer çeşitlerine de bakmanızı tavsiye ederim. Hatta “mini puff creams” alın, bir porsiyonunda 6 tane küçük oluyor, hem yemesi kolay olur hem de küçük porsiyonlarda tadına bakmış olursunuz beğenirseniz daha fazla alırsınız. Muhakkak deneyin bunu, inanın bana beğeneceksin 🙂
  • Boba Tea ya da Bubble Tea: Bu içecek Amerika’da yaşayan Korelilerin icadı olup temel olarak içeceğiniz şeyin içine atılan ve jelibona benzeyen bitki tohumlarıdır. Bitki tohumlarına boba, boba’nın içine atıldığı içeceğe de bubble tea denir. Hem sıcak hem soğuk, ayrıca hem kahve hem de çay versiyonları vardır. Bir yandan içeceğinizi içersiniz bir yandan da içeceğin dibindeki jelibonumsu şeyleri pipetle çekerek yersiniz. Ama Amerikalıların tatlı anlayışının bizimkinden farklı olduğunu hatırlatarak siparişi verirken “az şekerli” talebinde bulunmanızı tavsiye ederim. Kesin deneyin hatta bunu okuyan girişimci ruhlu biri varsa Türkiye’ye getirsin. Buyurun size iyi olan iki bubble tea mekanı 🙂
  • 1) Bobba 7 – 518 W 7th Street Los Angeles, CA 90014
  • 2) I Love Sweetea – 318 S La Brea Ave Los Angeles, CA 90036
  • Panda Express: Bu restoran zincir bir fastfood Çin restoranıdır (https://www.pandaexpress.com/) . Ucuza sağlıklı yemek yemek için bulunmaz fırsat. Üçe ayrılmış köpük kaplara iki çeşit sıcak yemeğin (et, tavuk ya da karides yemekleri) yanı sıra haşlanmış sebze/noodle/pirinç seçenekleri sunulur. Bence 8 dolar civarı için mükemmel yemek 🙂 Sağlıklı derken de haşlanmış sebzenin yanına alınan az yağlı et seçeneklerinden bahsediyorum

Los-angeles-LA8

  • Chipotle: Chipotle (https://www.chipotle.com/) bir diğer zincir restoranımız. Meksika mutfağı olan bu zincir, burrito üzerine yoğunlaşmıştır. Biraz kalorili gibi gelse de burritonuzu dürüm değil kasede alarak (burrito bowl) ve salata malzemesini bol koydurarak (yiyeceğin tüm içeriği Subway’de olduğu gibi size sorularak ekleniyor) çok sağlıklı öğünler elde edebilirsiniz. Ayrıca ne alırsanız alın üzerine guacamole koydurmayı ihmal etmeyin. Özellikle aramayın ama karşınıza çıkarsa da kaçırmayın derim.
  • Denny’s: Denyy’s (https://www.dennys.com/) demek ucuzun dibi demek. Ama yanlış anlamayın Amerika’da başta kahvaltılar olmak üzere alışık olduğunuz tadı birçok yerde bulamadığınız zaman Denny’s kurtarıcınız olacak.

Los-angeles-azaz

  • Kahve: Biliyorum hepiniz Starbucks’ın alışılmış rahatlığını ve kolay ulaşılabilirliğini bırakmak istemiyorsunuz ama madem Amerikadasınız biraz daha yerel olun derim 🙂 Öncelikle Coffee Bean and Tea Leaf’i tavsiye ederim (www.coffeebean.com/ ). Starbucks kadar büyük olmasa da çok yaygın bir zincirdir, Türkiye’de olmadığı için deneyin derim. Ama asıl tavsiyem Blue Bottle Coffe zinciri (https://bluebottlecoffee.com/) California’dan çıkma bu zincir henüz çok yaygın değil yani özellikle buraya gitmeye çalışmıyorsanız karşınıza çıkma ihtimali biraz zor. Yakın zamanda NYC ve Tokyo’da şube açarak büyüyen bu Cali markanızı kesinlikle denemenizi tavsiye ederim.

Los-angeles-LA10

Los Angeles Gezilecek Yerler Rehberi

Gezilecek yerler arasında gidip göreceğiniz yerlerin yanı sıra zaman geçirip keyfini çıkaracağınız yerler de var, bu detaylara yer vereceğim. Ayrıca, gidilmesi gereken yerlere günün hangi saatinde ya da haftanın hangi zamanında gitmenin daha iyi olacağı konusunda da bilgi vermeye çalışacağım. Yeme içme bölümü ayrı olsa da gezilecek yerlerde acıkmanız durumunda uğrayabileceğiniz birkaç önerim olacak. Los Angeles  Genel Bilgiler ve Alışveriş Rehberi ‘nde de söylediğim gibi her yer için parking (otopark) adreslerini başlığın hemen altında bulabilirsiniz. Bazıları ücretsiz, bazıları validation ile ücretsiz ya da indirimli, bazıları ise cüzi de olsa ücretli ama söz ücretler canınızı yakmaz.


SANTA MONICA

Park: 1467 4th Street Santa Monica, CA 90401

Los-angeles-hart

Los-angeles-Santa-Monica-3rd-Street2Aabayı park ettikten sonra yürüyerek 3rd Street’e gidin, burası araba trafiğine kapalı bir yerdir ve yol boyunca mağazalar ve dükkanlar vardır. 3rd street başında da (eğer gitmek isterseniz) birçok markanın olduğu bir mall (Alışveriş Merkezi) var. 3rd Street boyunca bir sürü sokak performansı izleyebilirsiniz. Alışveriş için biraz pahalı olsa da birçok mağaza ve cafe vardır. Eğer kalabalıktan ve gösterilerden hoşlanıyorsanız hafta sonu öğleden sonra orada olmanızı tavsiye ederim.

Yemek için de yine 3rd streetin üzerinde Johnny Rockets’ı tercih edebilirsiniz (1322 3rd Street Promenade, Santa Monica, CA 90401). Burası zincir bir hamburgerci hatta İstanbul’da da şube açtı. Öyle çok şahane olduğunu söyleyemem ama yine de ortalamanın epey üzerinde lezzeti vardır ve uygun fiyatlıdır.Los-angeles-Santa-MonicaLos-angeles-Santa-Monica-3rd-Street

Los-angeles-Santa-Monica-3rd-Street3

3rd streette yürüdükten sonra Santa Monica Pier’e (Santa Monika İskelesi) kadar gidin muhakkak.

Los-angeles-Santa-Monica-PierAmerika’da çok ünlü olan Route 66 diye bir rota vardır. Illinois’dan başlar California’da biter. İşte bu yolun son noktası Santa Monica Pier’inin hemen başıdır, herkes oraya gidip “Roue 66 End of the Trial” tabelasının altında fotoğraf çektirir.

Los-angeles-Santa-Monica-Pier-2Pier’de zaman geçirmenizi, gösterileri izlemenizi ve eğlence parkını denemenizi tavsiye ederim. Eğer dediğim gibi akşamüzerinde Santa Monica’ya giderseniz, öncesinde harcayacağınız zamanı da göz önüne aldığınızda pier’in sonuna güneş batarken varırsınız. LA’in havası araba çokluğu nedeniyle çok kirlidir. Bu durum çevre için kötü olsa da batan güneş ışıklarının havadaki kir tanecikleri tarafından kırılmasıyla morlu, kırmızılı, turunculu çok güzel bir görüntü yaratır. Doğru zamanda Pier’de olursanız çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Ayrıca Pier’in sonunda okyanusu izlemek için kurulmuş olan basamaklarda içkinizle güzel zaman geçirmeyi unutmayın.

Santa Monica’dan genel olarak alışveriş yapmanızı tavsiye etmem çünkü vergi oranı şehrin diğer yerlerine göre daha yüksektir. Ama yine de bakmak isterseniz çok güzel ve temiz bir TJ Maxx var (1251 4th Street Santa Monica, CA 90401).

Son olarak, madem buraya kadar geldiniz sahile inip bir de Getty Villa’ya (www.getty.edu/ ) gidin derim (17985 Pacific Coast Hwy, Pacific Palisades, CA 90272). Daha doğrusu önce Getty’e gidin sonra akşam üzere Santa Monica’ya geri dönersiniz. Getty Villa roma dönemini konu olan bir müze olması nedeniyle Türkiye’den gelenler için hayal kırıklığı olabilir. Ama show ve sunum işinde her zaman olduğu gibi Amerikalılar iyi iş çıkarmışlar. Konuya müze ve tarih olarak değil de güzel mekan, güzel manzara ve mojitolar olarak bakarsanız zevk alabileceğinizi düşünüyorum 🙂


VENICE BEACH

Park: 2198 Ocean Front Walk Los Angeles, CA 90291

Los-angeles-har2 Venice Beach’in iki kısmı var; ilki sahil kısmı ikincisi de kanallar kısmı. Kanallar kısmı gerçekten çok güzel bence. Burası yapay olarak yapılmış 5-6 kanalın çevresindeki evlerden oluşuyor, zaten Venice Beach’in bu ismi almasının nedeni de Venedik’e benzetilerek yapılmış olan bu kanallar. Burada cafe tarzı bir yer yok sadece mimarisi çok güzel olan ve her biri birbirinden farklı evler var. Huzurdan, mimari ve dekorasyondan hoşlanıyorsanız gitmenizi yoksa zaman harcamamanızı tavsiye ederim.

Los-angeles-Venice-Beach-2
Aslında insanların evlerinin arasında gezmenin mantığı ne diye düşünebilirsiniz ama gidince göreceksiniz ki hayran kalınacak bir yer. Burada evlerin arasına park edebilirsiniz.

Los-angeles-grt Diğer taraf ise Venice Beach kısmı. Venice Beach, LA için çok önemli bir semboldür.

Los-angeles-Venice-Beach-1Filmlerde gördüğümüz patenli kızlar, vücut çalışan abiler, hippi tiplerin hepsi buradadır. Bir sürü duvar graffiti, sokak sanatçısı ve dükkân da vardır. Alabildiğine hipster, entel, keş, marjinal vs… yani değişiktir. Birçok filmin burada sahnesi vardır. Mesela American History X’de uğruna kavga edilen basketbol potaları buradadır.

Ayrıca, birçok legal marihuana satış noktası vardır. O ortamı görmek çok değişik bir deneyim. Size tavsiyem muhakkak buraya gitmeniz ama çok aç gitmeyin çünkü burası hippi mekanı olduğu için yemek konusunda içinize sinecek bir alternatif bulmanız oldukça zor. Ek olarak, steril tuvalet bulmak konusunda da benzer problemlerle karşılaşabilirsiniz.

Park yerinden Venice Beach’e doğru yürümeye başladığınızda biraz garip ve ıssız gelebilir ama yılmayın yürümeye devam edin. Özellikle hafta sonları çok canlı olur. Tehlikeli olacağından değil ama karanlık olmadan dönmenizi tavsiye ederim. Yazdığım olumsuz unsurların birçoğu sizin daha sorunsuz gezmeniz için yoksa sizi tedirgin etmek istemem, muhakkak gidin Venice’e. Son olarak, Venice Beach’te çok sayıda hediyelik eşyacı vardır, bunlar diğer yerlere göre daha ucuzdur; magnet, t-shirt vesaire buradan alınabilir, tavsiye ederim.


THE GROVE, 3rd STREET ve LACMA

Şimdiii bu kısım LA’in bence en eğlenceli ve güzel kısımlarından (belki de bende ki hatıralarından dolayı da bana öyle geliyor olabilir :))Burada da odaklanılacak 5 alt başlık var.

  1. The Grove alışveriş merkezi
  2. Farmer’s Market
  3. 3rd Street
  4. LACMA
  5. LACMA’nın yanındaki restoranlar

Bu beş atraksiyonun en güzel kısmı bence aralarında 1 km’lik mesafeler olması ve bu bölgenin yürümek için son derece güvenli ve keyifli olması. LA ve çevresinde kimsenin sokaklarda yürümüyor olması size vatan özlemi çektirecek olabilir bu yüzden burayı seveceğinizi düşünüyorum. Haydi başlayalım 🙂

Los-angeles-groPark: 189 The Grove Dr, Los Angeles, CA 90036

1) The Grove: LA’in en güzel alışveriş merkezidir bence. Ama burayı alışveriş merkezi gibi değil zaman geçirecek keyifli bir yer olarak düşünün. Çok küçüktür aslında pek fazla dükkan yoktur ama ortamı çok güzeldir. Çoğu zaman gösteriler ve konserler olur, internet sitesinden bakıp ona göre gidebilirsiniz (http://www.thegrovela.com/calendar.php). Burada yemek yemenizi değil gezmenizi tavsiye ederim ama kahve almak ya da tatlı yemek isterseniz “La Piazza Ristorante Italiano”u şiddetle tavsiye ederim ama tabii Cheesecake Factory ve Starbucks gibi seçenekler de var. Eğer Cheesecake Factory’e gitmek isterseniz çok sıra olacağını dikkate alın, önce gidip isim yazdırıyorsunuz onlar da size bir buzzer veriyolar. Buzzer’ın kapsama alanı epey geniş, siz alışveriş merkezinde gezerken sıra size gelince titreyip haber veriyor, siz de gidip doğrudan masanıza oturuyorsunuz, güzel sistem 🙂 ABD’ye ziyarete gelmiş her Türk gibi sizin de yapacak Apple alışverişleriniz varsa buradan yapabilirsiniz. Bir de çok yerde mağazası bulunmayan ve ülkemiz kadınlarının hayran olduğu Anthropologie ve Camper markalarının da burada mağazaları olduğunu hatırlatayım. Bu arada, yukarda verdiğim parking Grove’un kendi park yerinin adresi, diğer yerlere yürüyerek gitmenizi tavsiye ederim araba burada kalsın çünkü diğer taraflarda park yeri daha ucuz olmakla birlikte bulması zor olacaktır. Grove’da validation var, eğer bir şeyler alırsanız ya da yerseniz muhakkak parking ticketınızı validation yaptırın ki park yerine gereğinden fazla ödemeyin 😉

Los-angeles-The-Grove-Gece-2

2) Food Market: Grove’un hemen yanıdır aslında gezenler hangisinin nerde bitip nerde başladığını bile anlayamazlar. Pazaryeri gibi görünse de içindeki birçok stand aslında restorandır. Burada da birçok bakery var ama size tavsiye edeceğim yer “Pampas Grill” yani Brezilya mangalcısı. Yeme içme kısmında detaylara ulaşabilirsiniz. Ayrıca kendi biralarını yapan birkaç stand da var. Tentelerin altında oturup barmen açık havada sohbet edilerek güzel zaman geçirilebilir.

Los-angeles-The-Grove-Gece-13) 3rd Street: Aslında Grove da 3rd streetin üstündedir. Ama Grove’dan çıkıp 3rd Street üzerinde sahil yönünde yani batıya doğru yürürseniz birçok butiğin ve cafenin olduğu kısma gelmiş olursunuz. Burası hem kahvaltı için hem de akşam yemeği için dolu ve popüler bir yerdir. Hiçbir yere oturmasanız bile yürümek de gayet keyifli olacaktır. Birkaç tane de değişik butik var, alışveriş sevenlere 🙂

4) LACMA: LA County Museum of Arts. Grove’dan çıkıp South Fairfax Avenue’dan güneye yani aşağı doğru yürüyüp ikinci sola dönerseniz LACMA’ya gelirsiniz. LACMA Willshire bulvarı üzerindedir.

Los-angeles-hrtttrMüzeler ilginizi çeker mi bilmiyorum ama LACMA çoooook eğlenceli bir müzedir. Ücretli ve ücretsiz kısımları var, ücretsiz kısmı küçük ve eğlencelidir, 15-20 dakikanızı alır bence girin.

Los-angeles-LACMA-1Los-angeles-LACMA-2

Los-angeles-LA5
Ama LACMA’nın asıl olayı önündeki aydınlatmalardır. LA’in sokak aydınlatmaları değiştirilirken, sokaklardan alınan birçok direk buraya getirilip yan yana dizilmiş. Akşamları çok güzel bir görüntü olur ve herkes resim çekmeye buraya gelir, emin olun siz de eğleneceksiniz resim çekerken ama akşama doğru gidin ki ışıklar yanmış olsun.

Los-angeles-LA4Los-angeles-LACMA-Gece-2

Los-angeles-LACMA-Gece2Ayrıca LACMA’nın hemen yanında La Brea Tar Pits var, bu da katrana saplanıp ölmüş kılıç diş kaplanları ve mamutların olduğu bir yer, canlandırmalar falan da var, görülebilir.

Los-angeles-LA35) LACMA’nın Çevresi: Aslında burada pek de bir şey yok ama oradayken açsanız gidebileceğiniz iki yer önereceğim. İlki bir hamburgerci: The Counter (com). Buranın olayı hamburgeri istediğiniz gibi kendiniz design ediyorsunuz. Ekmeğin çeşidi, etin çeşidi, içine konulacak her türlü şey tamamen kendi seçiminiz oluyor. Fast food gibi değildir ve biraz pahalıdır (hamburgere 15 dolar falan verilir) ama gerçekten çok güzeldir. Aslında burası bir zincir yani başka bir mağazasına da gidilebilir. Bahsedeceğim diğer yer ise  Callender’s Grill Wilshire (http://www.mariecallendersgrill.com/locations.html). Aç değilseniz bile buraya gidip bir kahve için hatta kahve içmek bile istemiyorsanız içine girip sadece dekorunu görün, inanın bana değecek ama tabii yemekleri de tatlıları da çok iyidir. Tam da The Counter’ın yan binasıdır.

Los-angeles-LA2


HOLLYWOOD, KODAK THEATRE, CHİNEESE THEATRE ve WALK OF FAME

Parking: 1734 N Orange Dr, Los Angeles, California

Bu kısım bence LA’in en abartılan ve dolayısıyla en büyük hayal kırıklığına neden olan yeri o yüzden çok yazmayacağım ama gidin görün tabii. Hollywood aslında bölgenin adı yani işte Hollywood’a geldim diyebileceğiniz bir bina ya da köşe başı yok, bunun için Hollywood Sign’ı kullanabilirsiniz. İşin aslı Hollywood fakir ve bakımsız bir yer. Burada tek anımı paylaşmadan geçemeyeceğim: yanıma ziyarete gelen bir arkadaşımın arkadaşı Hollywood’u görünce “Bence burası Hollywood değil, sen nerde olduğunu bulamayı becerememişsin” demişti. Kafanızda yer edinen şaşaa ve lüks Beverly Hills’e ait Hollywood’a değil 🙂

Los-angeles-kodak-theatre-2Los-angeles-kodak-theatre-3

Verdiğim park yeri Kodak Theatre’ın park yeri, Kodak Theatre’ın içinde “tourism info desk” var. Park ticketınızı oraya validation yaptırırsanız 4 saati ya ücretsiz ya da 2 dolar oluyor. Buralarda gezersiniz zaten hepsi yan yana; Chineese Theatrenin önünde ünlü oyuncuların el ve ayak izleri var. Chineese’in hemen yanında Kodak var, ikisinin önünden geçen yol da zaten walk of fame (yerdeki yıldızlar). Kodak Theatre’in içinde de Beard Papa’s var, cream puffs yiyin:) Bir de Kodak Theatre’nin birden çok girişi var, ön girişlerinden birinde (Louis Vuitton’un olduğu giriş) üstünde her yılın en iyi film oscarını almış filmin yazılı olduğu sütunlar var, orda da fotoğraf çektirmek güzel olabilir.

Los-angeles-Walk-of-FameLos-angeles-Chinese-Theatre-2

Los-angeles-Kodak-Theatre


GRIFFITH OBSERVATORY & HOLLYWOOD SIGN

Parking: 2800 E Observatory Rd, Los Angeles, CA 90027

Bu kısım benim için çok eğlenceli olan bir kısımdır. O meşhuuur Hollywood yazısı Beverly Hills’in üst kısmında yer alan Hollywood Dağı’nın tepesindedir. Çevresi de park (Griffith Park) olan bu büyük alanda sadece Griffith Gözlemevi bulunur. Buradan Hollywood yazısının mükemmel fotoğraflarının yanı sıra LA’in de hem gece hem de gündüz çoook güzel fotoğraflarını çekebilirsiniz. Ayrıca şanslı iseniz (bulutsuz ve rüzgârlı bir gün yakalayarak) okyanusun da güzel fotoğraflarını çekebilirsiniz. Ancak, LA’deki araç kaynaklı hava kirliliğini düşünürseniz güzel okyanus fotoğrafları için şansınızın biraz düşük olduğunu söylemeliyim.

Los-angeles-LA15Bu alanda birçok tracking ve hiking rotası bulunur. Biliyorum tatildeyken bu türlü aktiviteler çok çekici gelmeyebilir bir de üstüne LA’in kurak havası kaynaklı çorak yapısı eklenince doğa yürüyüşü iyice gözden düşen bir seçenek oluyor ama yine de söylemiş bulunayım. Buraya kadar gelmişken muhakkak Griffith Gözlemevini gezin. Hem parking hem de giriş ücretsizdir. Bilim ve uzayla ilgili olan gözlemevi birçok interaktif sergi içerir. Bir de hemen girişte büyük ebatlardaki Tesla coilleriyle yapılan “Show”u izleyebilirsiniz. Kulağa çok nerd geldiğinin farkındayım ama inanın bana görüntünün güzelliğini takdir etmek için bir Sheldon Cooper olmaya gerek yok 🙂 Ayrıca gözlemevinin içinde, özellikle üst katlarında ve terasında çok iyi fotoğraf noktaları var.

Los-angeles-LA1


BEVERLY HILLS & RODEO DRIVE

Parking: 9510 Brighton Way Beverly Hills, CA 90210

Rodeo Drive LA’in en sosyetik ve pahalı yeri, hani şu Pretty Women’da Julia Roberts’ı dükkâna almadıkları yer burası 🙂 Bütün ünlü markalar var, alışveriş yapar mısınız bilmiyorum ama o şatafat nedeniyle gezmesi ilginç bir yer. Rodeo Drive asıl pahalı markaların olduğu yer, yan sokak Beverly Drive’da da birçok mağaza var. Parking hatırladığım kadarıyla 4 saate kadar ücretsizdi zaten bakarsınız.

Buranın biraz ilerisinde Beverly Hills City Hall (455 N Rexford Dr, Beverly Hills, CA 90210) var. Onun da hemen karşısında bahçe içinde Beverly Hills yazısı bulunuyor. Pek bir numarası yoktur ama anı olsun diye fotoğraf çekilebilir. Belki duymuşsunuzdur Beverly Hills’de oturan oyuncuların evlerini dışardan görmek için düzenlenen turlar var. Ben hiç katılmadım hatta insanların da böyle bir şey için neden para verdiklerini anlamıyorum o nedenle bu konu hakkında daha fazla şey yazmayacağım.

Los-angeles-Beverly-DriveBurada gezdikten sonra Beverly Drive boyunca aşağı (South) yürüyerek Urth cafeye gidin, yol 10-15 dakika sürer, yürürken birçok cafe göreceksiniz ama oturmayın muhakkak Urth Cafe’ye gidin. Urth Cafe LA’in en en en güzel cafesidir. 5-6 tane yeri vardır ve hepsi birbirinden güzeldir ama gidince siz de göreceksiniz; tatlılar ve kahve insanın aklına başından alıyor 🙂 Eğer aç olursanız ve türk yemeğini özlemiş olursanız Urth cafenin karşı tarafında biraz ileride Cafe İstanbul var (https://cafeistanbulbeverlyhills.com/). Sahipleri Türk, eğer öyle bir tercihi olan varsa tüm yemekleri de helal ama yemeklerin çok iyi olduğunu söyleyemeyeceğim.


DOWNTOWN

Downtown aslında benim çok hazzettiğim bir yer değil daha doğrusu bölge olarak zaman geçirmek için çok hoş bir yer değil ama bu, o bölgede görmeğe değer mekanlar ya da denemeye değer restoranlar olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Güzel ama birbirinden kopuk yerler olduğu için ancak LA’da 5-6 gün harcayacaksanız gitmenizi tavsiye ederim. Bu kısmı ikiye böleceğim; Art Distric ve Show Distric. Bu tanımları çaldığımı ve aslında wikipedia da bile bulabileceğiniz gerçek kullanımlarını değiştirdiğimi burada itiraf etmeliyim 🙂 Tamamen kendime ait tanımlamalar o yüzden çok fazla art ya da show beklemeyin 🙂

1. Art District: Bu bölge filmlerde gördüğünüz ya da çok ünlü olan birkaç güzel binayı içeriyor. Size tavsiyem Walt Disney Concert Hall (111 S Grand Avenue, Los Angeles, CA 90012, United States) civarına arabanızı park edin. Buralarda sokağa park etmek mümkün (parkmetreye para atmayı unutmayın) ayrıca çevrede birçok özel park yeri de göreceksiniz, herhangi birini seçebilirsiniz. Walt Disney Concert Hall çok değişik bir binadır, arka tarafında küçük bir bahçesi ve cafesi vardır, oralara da uğrayın. Buradan sonra hemen yandaki LA opera binasına ve yanındaki Ahmanson Theatre’in çevresinde dolaşıp ikisinin ortasından başlayan Grand Park’da yürüyün. İki binanın ortasında durup Grand Park’a yüzünüzü dönerseniz Los Angeles City Hall’u görürsünüz ki birçok filmden bu manzarayı tanıyacağınıza eminim. İlaveten art ve özellikle street art konularına meraklıysanız turlara katılabilirsiniz. Kendim katılmadım ama katılan arkadaşlarım bu turların iyi olduğunu söyledi http://downtownartwalk.org/

Los-angeles-bev

2. Show Distric: Bu bölgeye bu ismi vermemin nedeni Staples Center. Genel bilgiler kısmında açıkladığım üzere burası bir gösteri salonu. Konserlerin yanı sıra eğer ilgileniyorsanız LA Lakers ya da Clippers gibi birçok LA takımının maçları burada yapılır. Çok ısrarcı olmamakla birlikte deneyin derim. Staples Center’ın çevresine LA Live denir (800 W Olympic Blvd, Los Angeles, CA 90015). Burada birkaç mağazanın yanında birçok restoran, cafe, pub ve club bulunur. Akşam eğlencesine çıkmış birçok insanı görürsünüz. Ayrıca LA Live’ın etrafındaki W Hotel ya da JW Marriott gibi otellerin içindeki ve rooftoplarındaki yerler de epey ünlüdür. Gece elbisesi ve takım elbiseyle gidilen, girişinde paparazzilerin olduğu bu mekânlar benim pek tarzım olmadığı için özellikle tavsiyede bulunamayacağım üzgünüm. Ama alternatif bir önerim var 🙂 Ben yurtdışında sinema deneyiminden hoşlanan bir insanım eğer siz de LA Live’da yemek üstüne sinema yapmak isterseniz Regal sinemalarının çok büyük ve gösterişli bir örneğini bulabilirsiniz. Son olarak yemek yer ya da alışveriş yaparsanız parking için validation yaptırmayı unutmayın.

Los-angeles-LA-Live


SAHİLLER 

Los-angeles-Hungtington-Beach-1Beach kısmını beklentileri minimum düzeyde karşılayabilmek için yazdığımı itiraf ediyorum. Gittiğiniz zaman göreceksiniz, LA’deki birçok sahil Akdenizin güzel rengine ve durgun haline alışkın olan bizleri tatmin etmeyecek. Buralarda, deniz kenarı aktivitesi denize girmekten çok sahilde takılıp aktivite yapmak yönünde ve açıkçası Santa Monica ve Venice hariç diğerlerinin de birbirinden pek farkı yok. Sırasıyla gidersek Manhattan Beach, Hermosa Beach, Huntington Beach ve Laguna Beach temel olarak sahilin ortasında iskelesi kıyısında restoran ve birkaç dükkânı olan temiz güzel yerler. Ama dediğim gibi aralarında bence pek de bir fark yok. Diğerlerinden farklı olarak sayabileceğim yer ise Malibu ama o da zaten tam olarak beach sayılmaz. Eğer ortalamanın üzerinde kalite ve zevk ancak ortalamanın epey üzerinde fiyat arıyorsanız gitmeniz gereken yer Malibu. Sahilden çok kayalıkların üzerine yapılmış evler, milyonluk arabalar ve ünlülerin evleri ilginizi çekiyorsa Malibu’dan şaşmayın. Burada güzel bir mekan önerim olacak. Mekandaki herkesin mütemadiyen birbirini kesmesi nedeniyle İstanbul’un “düdük” mekanlarını bana hatırlatmasına rağmen klasik Amerikan havasının çok üzerinde olması, denizin üzerinde uçuyormuşsunuz havası yaratması ve gün batımına karşı kokteylinizi yudumlama şansınızı size sağladığı için Moonshadow’a (www.moonshadowsmalibu.com) gitmenizi tavsiye ederim. Gece elbisesi ya da ceket kravat giymenize gerek yok ama turist kıyafetiyle de giderseniz kendinizi kötü hissedebilirsiniz, benden söylemesi 🙂


PASADENA

Parking: 4 Exchange Alley Pasadena, CA 91103

Pasadena, aslında benim çok sevdiğim bir yer ama aynı zamanda pek de bir numarası olmayan bir yer. Sevdiğim yanı insanların sokaklarda yürüyor olması nedeniyle bana daha Avrupai gelmesi ve bu nedenle de Türkiye’yi hatırlatmasıydı. Eğer zamanınız kaldıysa ve değişik bir şeyler yapalım diyorsanız gidebilirsiniz. Big Bang Theory isimli dizi burada geçiyor, meraklısıysanız çevrede tanıdık yerler görürsünüz. Önce gidip city hall’u görün çok görkemlidir (103 Garfield Ave. Pasadena, CA 91101). Önünde park yerleri vardır, parkmetreye para atmayı unutmayın 🙂 Muhakkak city hall’un içine girin, İspanyol saraylarını andırır, küçük çok güzel bir bahçesi vardır.

Los-angeles-Pasadena-6Los-angeles-Pasadena-8

Sonra ilk söylediğim yere park edip çevrede dolaşırsınız. Genel olarak tüm güzel yerler ve mağazalar Colorado Blvd üzerinde, siz de buralarda zaman geçirebilirsiniz ama küçük, arada kalmış, girişi Colorado Blvd’den olan (Giriş: 29 W Colorado Blvd Pasadena, CA 91105) bir meydan var, muhakkak burada takılın.

Burada yemek için üç önerim olacak:

  1. Intelligentsia Coffee (55 E Colorado Blvd Pasadena, CA 91105)
  2. Europane (345 E Colorado Blvd. Pasadena, CA 91101)
  3. The Cheesecake Factory (2 W Colorado Blvd. Pasadena, CA 91105)

Intelligentsia Coffee benim hayatımda içtiğim en güzel kahveyi yapıyor, eğer kahve seviyorsanız muhakkak gitmelisin. Mekan da çok güzel, 2 farklı counter var; birinde kahve, diğerinde şarap satılıyor. Her ikisi de gurme ürün olarak sayıldığından adamlar epey iddialılar. Şarapda, seçenekler fiyata göre değiştiği için kahvede oldukları kadar iddialı olduklarını söyleyemeyeceğim.

Europane, diğerlerine göre 300 metre kadar uzakta, çok güzel sandviçleri ve tatlıları var. Farklı olan tarafı, tatların Avrupa damak tadına göre yapılıyor olması, yani sandviçler soslu değil, tatlılar da çok şekerli değil.

Üçüncüsü Cheesecake Factory. Burayı zaten biliyorsunuzdur. Ben aslında yerel cafeleri ve restoranları daha çok seviyorum ama Türkiye’den gelenler burayı çok seviyorlar yani gitmek isterseniz bu da bir seçenek.

Son olarak eğer alışveriş yapmak isterseniz, yine büyük sayılabilecek ve karşılıklı yer alan TJ Maxx ve ROSS mağazaları var (455 South Lake Ave, Pasadena, CA 91101). Onların hemen karşısında da Beard Papa’s var.


CATALINA ISLAND

Catalina Island, Long Beach’in hemen açıklarında çok güzel bir ada. Avalon da adanın üstündeki kasabanın adı. Adaya hem Long Beach’ten hem de Newport Beach’ten vapur (ferry) kalkıyor. Tam yazlık bir yer, hatta pek Amerika gibi de değil. Evler küçük, restoranlar küçük, sahiller küçük 🙂 Ben çok seviyordum. Avalon’un çok ünlü bir konser binası var genelde jazz konserleri oluyor. Severseniz bakılabilir ama onun dışında adada çok atraksiyon yok. Kesinlikle gitmeye değer ama kalmaya değmez bence, erkenden gidip son vapurla dönebilirsiniz. Vapur yolculuğu 45-50 dakika sürüyor. Ayrıca Catalina Island’ın denizi ana kara gibi değil, dalgasız ve güzel yani isterseniz hazırlıklı gidin orada denize girebilirsiniz 🙂

Los-angeles-Catalina-Island-1Los-angeles-Catalina-Island-4
Los-angeles-Catalina-Island-6Los-angeles-Catalina-Island-8

Los Angeles Genel Bilgiler ve Alışveriş Rehberi

Merhaba. Size, iki yılımı geçirdiğim gözümün nuru, caaanım Los Angeles’ı anlatmaya çalışacağım. Sizi fazla sıkmamak için anılarıma hiç değinmeden deneyimlerimi, tavsiye olarak az ölçüde yansıtmaya çalıştım. Umarım nereye gitmek istediğiniz konusunda karar vermeye çalışırken size yardımcı olur.


GENEL BİLGİLER

Öncelikle şunu söyleyeyim, Los Angeles (LA) çok büyük bir şehir; şehir içinde sayılıp da 100 milin üzerinde uzaklığı olan yerler dahi var. Bu nedenle, şehrin güvenli/güvensiz, lüks/harap, zengin/fakir birçok bölgesi bulunduğunu söylemek yersiz olmaz. Diyeceğim o dur ki, şehirde gezerken izlediğiniz filmlerden aklınızda oluşan imajı sürekli görmeyi beklemeyin.

Konaklama:

  • LA’de kalmak gerçekten çok pahalı olabilir. Eğer otelde kalmak isterseniz bu konuda çok yardıma ihtiyacınız olduğunu sanmıyorum ama yine de verecek bir tavsiyem var: priceline.com. Şimdiye kadar kullanmamış olanlar için kısaca anlatayım. Bu site booking.com’un yan kuruluşu ama önemli bir farkı var: teklif vermek. İstediğiniz tarihlerde, bölgede, otel segmentinde şu fiyata otel istiyorum diye teklif verebiliyorsunuz. Eğer teklifiniz kabul edilirse, ödeme anında yapılıyor ve siz ancak otelin adını ödemeyi yaptıktan sonra görüyorsunuz, iptal ve değişikliğe izin verilmiyor ancak bu kadar katı kuralın geri dönüşü olarak da iyi otellerde çok indirimli olarak kalabiliyorsunuz. Tatilinizin görece uzun olacağını varsayarak otel fikrine çok da sıcak bakmamanızı tavsiye ederim.
  • Kalacak yer konusunda asıl tavsiyem evde kalmanız ve tabii ki bunun için en mükemmel çözüm airbnb.com. Burada sitenin nasıl kullanıldığının detayına girmeyeceğim zaten siteyi kurcalayarak bulursunuz ama ev kiralarken ev sahibi hakkında kayda değer sayıda iyi yorum olmasına dikkat edin.
  • LA’ın neresinde kalacağınız konusuna gelince: maddi sıkıntınız yoksa tabii ki Beverly Hills, West Hollywood ya da Santa Monica’nın sahil tarafını tavsiye ederim, bu bölgelerden memnun kalırsınız. Ancak bütçe kısıtınız varsa hem lokasyon (gidilecek yerlere olan ulaşım kolaylığı) hem de güvenlik açısından ortalamanın üstünde olduğu halde fiyat açısından da uygun olacak olan yerler; Culver City ve Korea Town’dır. Otelinizi ya da evinizi bu bölgelerde tutabilirsiniz ama dediğim gibi yorumlara dikkat etmeyi unutmayın. Ve son uyarı: Downtown’dan uzak durun.

Ulaşım:

  • LA çok büyük bir şehir olduğu için gezmenin en uygun yolu araba kiralamak. Uçaktan indiğiniz andan dönüşünüze kadar birkaç istisnai bölge hariç arabasız olursanız su alacak yer bile bulamazsınız.
  • LA’de rush hour (Yoğun saatler) sabah 7-10 arası akşam 4-6 arası olur ama bunun dışında trafik yok zannetmeyin. Çoğu zaman trafikten kaçamazsınız, bu nedenle kabullenin. Filmlerde gördüğünüz sıkışmış 4-5 şeritli yollarda BMW’sinde telefonla konuşurken yanda duran Porsch’daki bikinili ablaları kesen avukat LA’de yaşıyor 🙂 Sadece şu tavsiyede bulunabilirim: rush hour sırasında yapabiliyorsanız I-10 ve 110’dan uzak durun.
  • Expedia ya da priceline gibi birçok internet sitesini ucuza araba kiralamak için kullanabilirsiniz, kiralama konusunda çok detaya girmeyeceğim ancak sigorta konusu önemli. Sitelerin sattığı sigortaları kiralama firmaları çoğu zaman kabul etmiyor ve sizin kredi kartınızdan blokaj talep edebiliyorlar. Bu problemi aşmak için sigortayı, kullandığınız internet sitesinden değil araba kiralama firmasının kendisinden almanızı tavsiye ederim. Hemen her firma kapsamları farklı olan ve maliyetleri de kapsam ölçüsünde değişen sigorta seçenekleri sunar. Hangisini alacağınıza ilgili dokümanları dikkatlice okuyarak karar vermenizi tavsiye ederim.
  • Navigasyon aleti (GPS) muhakkak kullanın. GPS’lerin ortalama kiralama bedellerinin günlük 20 dolar civarında olması nedeniyle uzun dönemli tatiller için satın almayı da seçenek olarak düşünün. Ayrıca, Amerika’nın nimetlerinden olan gerekçesiz iade lüksünü sömürerek satın aldığınız GPS’i seyahat sonunda iade etmenin de iyi bir seçenek olduğunu hatırlatmak isterim. Planınız buysa fişleri saklamayı ve alışverişi nakit yapmayı unutmayın 🙂
  • LA’da 105 ya da 405 gibi anayollarda solda ayrılmış şeritler vardır, bu şeritlere “carpool lane” denir ve şeridin ortasında yer alan içi boş beyaz baklava dilimi ile tanınır. Arabada şoför haricinde yolcu varsa kullanılır, sadece şoför varsa bu şeritlerin kullanımından dolayı ceza yersiniz dikkatli olun. Bu şeritleri şartları sağladığınız durumlarda kullanmanızı tavsiye ederim, trafiğe takılmadan görece hızlı yol alabileceğiniz şeritlerdir. Ancak önemli bir nokta var; 110 gibi bazı yollarda “carpool lane” “fast track lane” haline dönüştürüldü. Bu yolları, birden fazla kişi olan araçlar ücretsiz, bir kişi olan araçlar ücretli kullanıyor. Ama her halükarda araçta otomatik tanıma cihazı bulunması gerekiyor yoksa ceza yersiniz. Diyeceğim odur ki carpool lane’leri kullanın ama aracınızda tanıma cihazı yoksa (kiralarken bu talepte bulunabilirsiniz) fast track lane’lere dikkat edin.
  • Şehirde park yeri kimi zaman problem olabilir. Gezilecek yerler kısmında özellikle park edeceğiniz yerlerin GPS adreslerini zaten vereceğim. Bunların dışında sokaklara park etmenizi kesinlikle tavsiye etmem. Açıkça belirtilmemiş ya da tabela konulmamış olsa bile başta West Hollywood olmak üzere birçok bölgede sokak parkı sadece mahalle sakinleri için serbest. Cezayı yersiniz, ben yedim oradan biliyorum 🙂
  • Dediğim gibi park yeri adreslerini vereceğim ancak bir de validation konusu var. Bazı yerlerde park yeri ücretli olmasına rağmen oradaki işletmelerden hizmet ya da ürün almanız durumunda ücretsiz parka izin veriliyor. Bu uygulamaya validation deniyor. Elinizdeki park fişini oradaki işletmeye götürüp “Do you make validation” deyip park fişinizi gösterirseniz ücretsiz ya da indirimli park etme şansınız olur. Park ettiğiniz her yerde validation yapan yer var mı diye sorabilirsiniz, hiç sıkıntı olmaz.
  • Amerikada benzin almak kendi kendinize gerçekleştirmeniz gereken bir eylem. İstasyona gidince pompanın makinesine kredi kartınızı yerleştirip benzin alabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Dolandırıcılığı engellemek için cihaz, kredi kartlarının kayıtlı olduğu adresin posta kodunu sorar ki bu da sizde olmadığı için orada kalırsınız. Kredi kartı vermeden ya da benzinlikteki kasiyer açmadan o pompadan benzin gelmez, beklemeyin. Yapmanız gereken şey, arabanızı önüne çektiğiniz pompanın numarasına bakıp içeriye gidip kasada oturan kişiye pompa numarasını ve almak istediğiniz miktarı söylemek.

DİĞER TAVSİYELER

  • Eğer, Disney World’e ya da Universal’a gidecekseniz internetten daha ucuza bilet alabilirsiniz, muhakkak bakın. Ayrıca çoklu giriş biletleri için girişlerin yasak olduğu gün (black out dates) uygulaması olduğunu da unutmayın.

ALIŞVERİŞ

Amerika’da alışveriş konusunun bir efsane olduğunu söyleyerek söze girmek istiyorum. Herkes aldığı şeyleri ne kadar ucuza aldığını abarta abarta anlatır ama gerçek farklıdır. Bence olay şu; herkes uygun fiyatlara bir şeyler alır sonra arada inanılmaz bir fırsat çıkar ve çok ucuza bir şey alınır. Sevgili gezginimiz de aldığı diğer şeylerin fiyatını bırakıp ballandıra ballandıra o ucuz fiyatı anlatır. Sonuçta oluşan manzara, “Amerikada her şey bedava, al diye üstüne para veriyorlar” ki YALAN! Diyeceğim odur ki aklınızda bir şeyler varsa evet Türkiye fiyatından daha ucuza bulabilirsiniz ama hele ki dolar 3 lira olduktan sonra mucizeler beklemeyin. Şimdi gelelim asıl olaya; bu kısmı ucuzcular ve outletler olarak ikiye ayıracağım.

1) Ucuzcular: Amerika’da çok yaygın olan ve orta düzey markaların eski sezon ürünlerini satan zincirler vardır. Bunlar “bir sürü çerçöpün içinden elmas bulup çıkarırım” diyen alışveriş tutkunu için hayatının sınavı olabilir. Burada beğendiğiniz şeyin farklı bedenini ya da değişik rengini bulmak asla garanti değildir, askılarda asılı ne varsa onu alırsınız. Ama garanti olan şey, buradan aldığınız ürünü kesinlikle en düşük fiyattan aldığınızdır. Ne seviyedeki markaları sattığını anlatabilmek için birkaç örnek vereyim;

  • North Face yoktur, Colombia vardır, Timberland vardır
  • Burberry yoktur, Calvin Klein vardır, Armani Exchange vardır
  • Coach yoktur, Guess vardır, Michael Kors vardır

Konsepti anladığınızı düşünüyorum. Bunların dışında da Carter’s, Nike, Adidas, Puma, Levi’s gırla bulursunuz. Aynı zincirin farklı şubelerinde farklı ürünler bulunması nedeniyle bu batağa saplanıp tatilini mahveden alışveriş tutkunları olduğunu bildiğim için uyarmak istedim: 15 dakika sonunda bir şey bulamadıysanız hemen çıkın 🙂 Şimdi gelelim zincirlere ve onları nerede bulacağınıza. İnternet sitelerini veriyorum, location kısmından kendinize yakın olanını bulup gidebilirsiniz.

TJ Maxx diğerlerinden biraz daha pahalı olmakla birlikte biraz daha derli topludur ve öbürlerinde olmayan birkaç markayı bulma ihtimaliniz olabilir.

2) Outletler: Amerika’da kaliteli alışveriş olayı outletlerdir. Özelikle California’da ve Florida’da her yerde olduklarını söylemek yersiz olmayacaktır. Bu nedenle çok detaya girmeyeceğim. Sadece dikkat etmeniz gerekecek birkaç hususa değineceğim ve en favori zincir markamdan bahsedeceğim.

Outletlerin tamamının girişinde müşteri hizmetleri deski bulunur. Alışverişinize başlamadan önce bu deske uğrayıp o gün için geçerli kupon var mı diye sorun. Hiç beklemediğiniz indirimler ve kampanyalar yakalayabilirsiniz.

Benim en favori alışveriş yerim bir outler zinciri olan Premium outlets (http://www.premiumoutlets.com/centers/index.asp). Özellikle LA’in kuzeyinde olan Camarillo Premium resmen devası bir outlet. Mağazalara bakıp öyle gidersiniz. Bir de siteye üye olursanız ek indirimler de alıyorsunuz. Bu yüzden bence üyelik açın. Hatta bazı dönemlerde Universal ve Disney için de indirimli biletleri buradan bulabilirsiniz. Eğer kuzeydekine gitmeye karar verirseniz muhakkak Güllüoğlu’nda kahvaltı edin (10662 Zelzah Ave, Granada Hills, CA 91344,) . Açma, börek ve baklava özlemi içinizi kavurmuş olabilir 🙂

Tunus; Afrikanın İncisi

Tunus, Afrikanın incisi diye bilinir. Son zamanlarda yaşanan talihsizlikler bu keyifli ülkeye maalesef gölge düşürmüştür. Fakat yine de Tunus’taki gergin hava dağılmış ve yeniden turizm faaliyetleri başlamıştır. Eski günlerine gelmesi tabiki biraz zaman alacaktır.

Tunusda resmi dil Arapça, fakat neredeyse herkes Fransızca da biliyor, İngilizce ise yaygın sayılır fakat seviye düşük..

İpucu: Tunus’a bir gezi planı yapmadan önce dışişleri bakanlığından tavsiye alınız.

Tunus’ta gezilecek yerleri kısaca şöyle sıralayabiliriz;

  1. Tunus (Başkent)
  2. Chebika
  3. Chott El Djerid
  4. Douz
  5. El Jem
  6. El Mahres
  7. Gabes Baharat Çarşısı
  8. Hammamet – Yasmin
  9. Tamerza
  10. Tozeur

Tunusa Ulaşım:

Tunus’a Türk Hava Yollarının günde neredeyse 2 seferi bulunuyor, Tunus Carthage Havaalanına İstanbul’da 3 saatte ulaşabiliyorsunuz. Vize istenmiyor. Vize formunu uçakta dolduruyorsunuz ve Kontrol memuruna bir kopyasını veriyorsunuz. Sizde kalan kısmı kaybetmeyin, yoksa yeniden doldurmak durumunda kalırsınız. Kontrol memuru sayısı az olduğundan, ve sıcak kanlı memurların sohbete yatkın olmasından dolayı maalesef kuyruk uzun ve yavaş ilerliyor.

Konaklama:

Şehir merkezinde ve yıldızlı otelleri tercih etmekte fayda var. Tunusta kaldığım otel; Hotel Nozha idi, genel olarak güzel ve temizdi fakat hırsızlık olayı maalesef keyifleri kaçırdı.

Önemli İpuçları:

  1. Paranızı otelinizin resepsiyonunda bozdurun
  2. Sokaktaki çocuklar size birşey vermek isterse almayın,  hediye gibi verilen şeylerin ücretlerini isteyecekler.
  3. Mağazalarda ikramlar olabilir, kaşılığında alışveriş beklentisi var dikkat edin,
  4. Değerli eşyalarınızı yanınızda bulundurun, otel odasında bırakmayın (gerçi yanınıza alamayacağınız şeylerde gidebiliyor.. benim pantolonum ve parfümüm gitti)
  5. Pazarlık yapın, hemde çatır çatır yapın.. aldığım herşeyi en az yarı fiyatına aldım, hatta 10 deneni 1 e aldığım bile oldu..
  6. Çöl’e yakın bölgelerde konaklayacaksanız, yılan, akrep gibi canlılara dikkat edin.
  7. Yanınızda böcek ısırmasına karşı ilaç ve sinek kovan bulundurun
  8. Seyahat sigortası yaptırın
  9. Çeşme sularını, hayrat sularını içmeyin. Tunuslular alışık olduğundan onlara rahatsızlık vermez fakat size dokunabilir.

tunis14


TUNUS (BAŞKENT)

Başkent tam bir çeşni gibidir, Dünya Mirası listesinde yer alan Medina Çarşısı ve içindeki dar sokaklar, Kartaca Harabeleri, Bir akdeniz kasabasının renklerini almış Sidi Bou Said, Bardo Mozaik Müzesi..

Medina Çarşısında hem turistik hemde yerel neredeyse herşey var, dokuma halılar, işleme deriler, şapkalar, fesler, eski zamanlarda çok ünlü olan farfüm üreticileri pek kalmamış olasada parfüm satanlar, incik boncuk, çanta, kumaş ve daha sayamadığım bir çok şey..  Suk adı verilen dar Arap sokaklarından Zaitun camisine kadar yer yer açık yer yer kapalı olan çarşı oldukça popüler. Hatta bu SUK lar çarşıyada adını vermiş, genel olarak Souk Çarşısı olarak biliniyor. Camiye gelmeden bir iki restoran ve kahvehane bulmak mümkün.. hatta türk kahvesi neredeyse heryerde var. Ayrıca buralarda Nargile de bulabilirsiniz. Restoranların içinde kendi avluları var, tipik bir Tunus mimarisi.

tunis15Bardo Mozaik Müzesi ne yazıkki 2015 yılındaki terörist saldırıda ağır hasar gördü. Tamamen toprak altın çıkarılan ve eksiksiz olan bir çok eser maalesef artık eksik ve hasarlı.. Dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Bardo uzun bir süre Antakya Mozaik müzesi ile yarışmıştı. Şimdide Gaziantepte kurulan Zeugma Mozaik müzesi ile yarışacak. Müze hala hizmet vermekte, onarım çalışmaları sona erdi. Gidip görmenizi ve keyifle gezmenizi tavsiye ederim. Aşağıdaki fotoğraflar saldırıdan önce çekildi.

tunis17

tunis18


Kartaca Harabeleri ve Müzesi

Şehrin kuzey doğusunda ve burunda yer alıyor. Taksi ile gidebilirsiniz. Kartaca ile ilgili çok keyifli bir hikaye de var; Zamanın Fenikeli Prensesi Elissa, Fenikeden ayrılır ve yanına Fenike’nin en güçlü 50 erkeğini alır ve yol üzerinde Kıbrıs’ta mola verirler. Amacı kendi ülkesini kurmaktır. Kıbrıslı kadınlar geceleyin çıplak denize girerler, bu kadınları gören Fenikeli erkekler bu kadınlar içinden en beğendiklerini alarak adadan ayrılıp Kartaca’ya gelirler ve yeni ülkelerini bu topraklar üzerine inşaa ederler. Yine bu bölge UNESCO Dünya kültür mirası listesindedir. Burada 1-2 saat geçirmeniz yeterli olacaktır.

tunis11

tunis10


Sidi Bou Said

Benim Tunusta en beğendiğim yerlerin başında gelir. Çok keyifli bir kasabadır. Mavi beyaz evleri ile cıvıl cıvıl sokakları tam bir akdeniz kasabasıdır. Bir çok sanatçıya ilham vermiştir. Sidi Bou Said’te Nejma Ezzahra Sarayını gezebilirsiniz, ortalama 1 saat ayırmanız yeterli olacaktır. Ayrıca Dar el-Annabi Müzesini de gezebilirsiniz. Burada Nane Çayı içmenizi öneririm. Kasaba içersinde birçok çay bahçesi, hediyelik eşya dükkanı ve el sanatları dükkanı var. 1 gününüzü keyifle geçirebileceğiniz bir yer.. tabi vaktiniz kısıtlı ise yarım gün yeterli olacaktır.

tunis9tunis8


Tunus (başkent) dışı geziler;

EL-JEM

El-Jem roma kültürünün Afrikadaki en etkileyici örneğidir. Şehir tipik roma şehirleri gibi bir haç etrafında kurulmuştur ve düzeni de buradan gelmektedir. El-Jem’in en ünlü yapısı ise Romadaki Colosseum’un bir benzeridir. Colosseum 50.000 kişilik, El-Jem ise 30.000 kişiliktir. Yapı olarak neredeyse aynı mimariye sahiplerdir. El-Jem’e gitmek için Otelinizden tur satın alabilir, Araç kiralayabilir ya da otobüs kullanabilirsiniz. Tavsiyem Tur satın almanız.

tunis7Turlar genelde 2 günlük oluyor ve Safari tur diye geçiyor. El-Jem‘le başlayan tur El Mahres‘ten geçerek dünyaca ünlü baharat çarşısına ev sahipliği yapan Gabes‘e uğruyor. Burada hayatım boyunca görmediğim kadar çeşit ve renkte baharat gördüm. Eğer tur programınız uygunsa burada bol bol fotoğraf çekip alışveriş yapmanızı öneririm.

tunis1Bir de benim gitmeden önce en merak ettiğim yerlerin başında olan ”Yıldız Savaşları” film setini görebileceğiniz Matmata var. Burada Luke Skywalker’ın amcasının ve Luke’ın gençliğinin geçtiği evi görebilirsiniz. Rotanızın devamında ise Çölün hemen yanındaki şehir olan Douz da develerle çöl safarisi yapabilirsiniz, Develerin üzerinde ufak bir turdan sonra çeşitli bitki çaylarından içebilirsiniz.

tunis5Ayrıca dönüşte farklı bir rotadan dönerek Chott El Djerid isimli tuz çölünü görebilirsiniz. Geçeceğiniz yol zaten tuz çölünün tam ortasında olduğundan sağınızda ve solunuzda keyifli bir manzaraya şahit olabilirsiniz.

tunis4Bu rotanın devamında ise Tozeur’da faytonlarla orman turu yapabilirsiniz. Yine Tunusa dönüş yolunda Chebika dan geçerek Tamerza Şelalelerine uğrayabilirsiniz. Çölün ortasındaki şelale ilginizi çekebilir.

tunis3
Tozeur
tunis2
Tamerza

Çikolatanın Başkenti: Brugge

Şimdiye kadar gördüğüm en romantik şehir…Hani Paris için “Aşk Şehri” derler ya, inanmayın. Siz bir de Brugge’u görün 😉

Brugge, şehrin Flemenkçe adı. Türkçe Brüj olarak okunuyor, Fransızcası ise “Bruges”. Ben bu yazıda kendisinden Brüj olarak bahsetmektense Brugge olarak bahsetmeyi tercih ediyorum. Bana sakın “ukala” demeyin, bilinçli bir tercih 🙂

Listemde en iyi şehirler sıralamasında 1 numara için Hallstatt‘la kapışan Brugge’e iki kere gitmiş ve her ikisinde de hayran kalmış birisi olarak, bu romantik şehri bir de benden dinleyin isterim. Girişi ve övgüyü daha fazla uzatmadan hemen yazımızın ana temasına, “gezmek” eylemine geri dönelim.

İşte huzurlarınızda benim gözümden Brugge…

brugge11Ne Zaman Gidelim?

Yukarıda da bahsettiğim üzere bu şehre birisi Temmuz ayında, birisi Şubat ayında olmak üzere, iki kere gittim. Ne zaman gideceğinizi söyleyemem elbette ama ne zaman gitmeyeceğiniz konusunda kesinlikle tavsiyede bulunabilirim; ŞUBAT !!! Hava, dolabınızdaki tüm kışlık kıyafetleri giyseniz de yetmeyeceğini düşündürecek kadar soğuktu. Biz karla karşılaşmadık, ancak hava, maruz kalacağınız soğuk neticesinde yaşayacağınız güzel anıları unutmanızı sağlayacak kadar soğuktu 🙂 Yazın gitmeyi tercih ederseniz, aşırı ve bunaltıcı bir sıcakla karşılaşmaz aksine üzerinize ince bir hırka alarak gezecek tatlı bir serinlikle Brugge gezinizi tamamlayabilirsiniz. 😉 Özetle, benden naçizane tavsiye, gezinizi yaza göre planlayın.

Nasıl Gidelim?

Ne yazık ki (aslında bir bakıma da çok iyi) Brugge’e doğrudan uçak yok. Öncelikle, Pegasus veya THY’nin kampanyalarını yakalayarak çok uygun fiyatlara Brüksel’e ulaşmanız, ardından da yaklaşık 1-1,5 saatlik tren yolculuğuyla Brugge’e ulaşabilirsiniz. Brugge’e giden trenlere doğrudan havaalanının içinden binebilir, hatta Brüksel’e kadar gelmişken gezinize burayı da dahil edebilirsiniz. Belçika Demiryolları’nın web sitesinden daha detaylı saat ve ücret bilgisine ulaşabilirsiniz.

İPUCU: Brugge’u Fransa ya da Hollanda gezinize dahil ederseniz ve yolculuğunuzu trenle yaparsanız, Brüksel-Brugge treninde indirim şansınız olur. Yani, örneğin, Thalys ile Paris-Brüksel-Brugge rotasını takip etme planınız varsa, Brüksel’de aktarma yaparken Thalys biletiniz göstererek, Brüksel-Brugge treninizi bir nebze ucuza getirebilirsiniz. Sözünü ettiğim tecrübe 2012 Temmuz’una ait. Ama aklınızda olsun, sormaktan zarar gelmez. 😉

Nerede Kalalım?

İlk gidişimizde Brugge, uzun bir gezinin parçası olduğundan ve bütçemiz kısıtlı olduğundan Avrupa’da kurtarıcı otel zincirlerinden Ibıs’i tercih ettik. Hemen tren istasyonunun yanında Hotel Ibıs Budget Brugge‘a eşyalarımızı bıraktık. Bizim gibi kısıtlı bir bütçeniz varsa ve temel amacınız “gezmek ve görmek” ise, bu temiz ve şehre yakın oteli kesinlikle tavsiye ederim.

İkinci gidişimizde ise, amacımız sadece “gezmek ve görmek” değil, aynı zamanda dinlenmek ve şehrin keyfini çıkarmaktı. O nedenle, kanal kenarındaki otellerden Bourgoensch Hof Hotel‘i tercih ettik. Otelin yeri, manzarası ve kahvaltısı çok güzeldi. Ancak, bize mi denk geldi emin değilim ama oda tozlu ve çok da temiz değildi.Fiyat olarak konumu gereği, daha yüksek fiyatlar talep ederken temizlik konusunda gereken önemi göstermemeleri, ne yazık ki, pek de artı bir durum değil.

brugge1
Odamızın Manzarası

Nereleri Gezelim, Görelim?

…Veeee gezinin, dolayısıyla yazının en güzel yerine geldik. Brugge’e ulaştık, otelimize yerleştik. Brugge’e varır varmaz ilk iş olarak detaylı şehir haritalarından mutlaka edinin. Bu haritalar size şehri gezerken ilginizi çeken yerleri bulmanız konusunda oldukça yardımcı olacaktır.

Brugge, 2. Dünya Savaşı’ndan hiç zarar görmeden çıkmış ender şehirlerden. Dolayısıyla sokaklarında göreceğiniz enfes yapılar, savaş nedeniyle aslına uygun şekilde yapılmış değil; bizzat uzun yıllardan günümüze ulaşmış yapılar. O nedenle bu şehirde yapılacak en güzel aktivite sokaklarında yürümek, yürümek ve yürümek 🙂 Brugge, fotoğraf meraklıları için de bir cennet. Gezi arkadaşınız varsa ve sadece turistik amaçla değil, profesyonel olarak da fotoğrafçılıkla uğraşıyorsa ona ayak uydurayım derken küçücük şehri tamamen gezemeyebilirsiniz. Onu usulca kendi haline bırakın ve siz yolunuza, şehri gezmeye devam edin. 🙂

brugge2 – Kuzeyin Venedik’i olarak adlandırılan, kanallar şehri Brugge’de mutlaka kanal turu yapmalısınız. DİKKAT!! Kış döneminde giderseniz kanal turu yapmanız mümkün değil, zira hava çok soğuk olduğu için turlar yapılmıyor. Gerçi yapılsa da çok zevk alabilieceğinizi düşünmüyorum.

Ufak kayıklarda, yaklaşık 15 kişiyle yapacağınız bu kanal turunda birbirinden güzel evler sizlere eşlik edecek. Bu arada rehberinize kulak kabartmayı da unutmayın, sizlere ilginç bilgiler verecek 🙂

Kanal Turu
Kanal Turu

– Her Avrupa şehrinde olduğu gibi Brugge’de de, aynı zamanda turistik aktivitelerin merkezi olan bir meydan var. Etrafında çokca restaurant ve pub bulunan Markt‘ta yer alan kuleye çıkarak, bu şehre yukarıdan bakabilir, yürümekten çok hoşlanmıyorsanız yine bu meydanda bulunan faytonlarla şehir turu yapabilirsiniz. Ancak sözünü ettiğim pub ve restaurantlardan uzak durmanızı tavsiye ederim, zira verdiğiniz paranın karşılığını alamayabilirsiniz.

Markt
Markt
Markt
Markt

– Brugge’de bir kaç tarihi mekan, kilise vs. görelim derseniz, meydanın hemen yan sokağında yer alan ve yürüyüş rotanızın üzerinde bulunan Basilica of the Holy Blood‘ı (Kutsal Kan Bazilikası) ziyaret edebilirsiniz. Şehrin ruhu ve otantikliğiyle birebir uyuşan bu bazilikada Hz. İsa’nın kanının bulunduğu bir tüp ayinlerden sonra gelen cemaate gösteriliyor. İlginizi çekebilecek bir aktiviteyse, değişik bir gezi anısı olarak belleğinizde yer edinebilir. Detaylı bilgi için; http://www.holyblood.com/?lang=en

– Biz, diğer alkol ürünlerinden çok birasever bir çiftiz ve gezilerimizden değişik bira şişeleri toplamayı ve tabii ki öncesinde bu biraları denemeyi çok seviyoruz. Siz de bizdenseniz Brugge’ün sokaklarında gezerken muhakkak denk geleceksinizdir, ancak özellikle görmek isterseniz de Beer Wall’a uğramanızı tavsiye ederim. Beer Wall’un hemen yanında yer alan dükkanda çok geniş bir bira arşivi bulunmakta. Hatta farklı Belçika biralarını 6’lı paketler halinde satıyolarlar. Siz de bizim gibi biraseverseniz bir 6’lı bira paketini mutlaka kapın. 🙂

brugge8

brugge9

Nerelerde Yemek Yiyelim?

Genel olarak Belçika ve pek tabii ki Brugge, yemek konusunda ne yazık ki çok zayıf. Dolayısıyla mükemmel ve farklı yemekle arayanlar için ne yazık ki tam bir hayalkırıklığı. Ancak, kendimce, bu hayalkırıklığının dışında tutabileceğim tek bir yemek var. O da, midye. 🙂

– Bizler midyeyi genelde midye dolma ya da midye tava olarak tüketen bir milletiz. Belçika’da ise midye bir tencere içinde, güzel soslarla haşlanmış ve tencere yemeği olarak servis ediliyor. Biz bu lezzetli yemeği yemek için tercihimizi Poules&Moules‘dan yana kullandık ve çok da keyif aldık. Domatesli, sarımsaklı midyenin yanında patates ve buz gibi bira…Enfes 🙂 Siz de tercihinizi bizim gibi Poules&Moules’dan yana kullanmak isterseniz, mutlaka rezervasyon yaptırın. Biz, rezervasyonumuz olmadığı için erken bir saatte yemek zorunda kaldık.

brugge13– Tabii ki Belçika’ya kadar gelmişken değişik biralar tatmadan dönmek olmaz. Az sonra sözünü edeceğim pubı, uzun araştırmaların neticesinde tespit ettim, adresini aldım, ancak Brugge’de kendisini bulmakta biraz zorlandık. Ancak, buraya gittiğinizde, özellikle de biraseverseniz, fazlasıyla tatmin olabileceğinizin garantisini verebilirim. Kısa kesmenin vakti geldi, bahsettim yer; t’ Brugs Beertje. Buraya gidin ve değişik biraların keyfini çıkarın 🙂

t' Brugs Beertje
t’ Brugs Beertje

– Belçikalılar nedenini hala tam anlayamadığım şekilde patates kızartmasını yerel yemekleri olarak pazarlıyorlar. Yanında ketçap, mayonez ve değişik soslarla servis edip, satıyorlar. Belki ara öğün olarak patates kızartması atıştırılabilir, ancak benim için son derece ağır ve hiç zevk vermeyen bir ara öğün oldu. Hatta çok sevmeme rağmen, bir süre patates kızartması görmek dahi istemedim. “Buraya kadar gelmişken Belçika patatesinin ne özelliği varmış, yiyelim de görelim” derseniz ben kesinlikle tavsiye etmem 🙁

– En güzelini en sona sakladım. 🙂 Gelelim çikolataya… 🙂 Sokakları çikolata kokan Brugge’de kesinlikle aklınızdan “buraya yerleşeyim ve ufak bir çikolatacı açayım” fikri geçeceğine eminim. Çikolatanın hem lezzet, hem çeşit, hem görüntü olarak sanat eserine dönüştüğü yer. Yürüyüşleriniz esnasında bir çok butik çikolata dükkanı göreceksiniz. Herhangi birine kendinizi atın ve çikolataların keyfini doyasıya çıkarın 🙂

Dönüş yoluna geçtiğinizde, aklınızda sadece şehrin enfes dokusu ve içinizde bir yerlerde tekrar gelmek isteği duyacağınıza eminim.

İyi eğlenceler…


BRUGGE HAKKINDA UFAK NOTLAR:

– Brugge, yukarıda tüm anlattıklarımın yanısıra dantelleriyle de ünlü. Çokca dantel işi satan dükkanla karşılaşacaksınız.

– Brugge için en fazla iki gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim. Sıkılmanızdansa tadının damağınızda kalması daha güzel olur 😉

– Waffle da Brugge’ün marka lezzetlerinden. Ancak, tatlıyla aram çok iyi olmadığından ne yazık ki bu konuda bir önerim olamayacak.

– Brugge, ne çok ucuz ne de çok pahalı bir şehir. Ortalama bir bütçeyle çok keyifli ve el değmemiş bir şehir görmüş olacaksınız.

– Colin Farell’ın oynadığı “In Bruges” filmini hem seyahatinizden önce hem de seyahatinizden sonra seyretmenizi ve sokakların keyfini tekrar çıkarmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Instagram: anilaakin

Ucuza Tatil Yapmanın 10 Yolu

”İçimdeki Gezgin sürekli gezmek istiyorum fakat gezi maliyetleri yüzünden erteliyorum..”  diyorsanız bu yazımız tam size göre.. Ertelemeyin..

Gezi maliyetinizi düşürmenin ilk yolu bu yazıyı okumak olacaktır..

1. Düşük Sezonda Tatil Yapın

Tatil maliyetini daha en baştan yarıdan fazla düşürecek en büyük etkendir. Genellikle; yaz ayları, festival zamanları, konser v.b etkinlik zamanları, yılbaşları, yerel kutlama ve bayramlar yüksek sezondur. Otellerin fiyatları ikiye katlar, restoranlar yüksek sezon menülerini çıkartırlar. Böyle zamanlarda avantaj; heryer açıktır, etkinlikler daha fazla olur, ulaşım seçenekleri, yeme-iöme seçenekleri daha fazla olur ve heryer cıvıl cıvıldır.. Dezavantajları; Fiyatlar yüksektir, Turist kalabalığından turistik yerler keyifsizdir, seçenekler fazla da olsa sıra beklemek zorunda kalırsınız ve kalabalığın hep bir kirliliği olur.. Amacınız gitmek istediğiniz yeri görmekse ve avantajlarını önemsemiyorsanız, Düşük sezonda tatil yapın.. Belki hava daha kapalı olacak, belki çok ünlü bir barı kapalı olacak fakat huzurlu ve ucuz bir tatil garanti.

2. Ucuza Uçak Bileti Alın ve Kampanyaları Yakalayın, Ulaşımı Ucuza Getirin

Aynı uçakta yan yana oturan yolcuların biri 60 TL ye uçarken biri 220 TL ye bir diğeri ise 620 TL ye uçuyor olabilir. Bu çok normal bir durumdur ve neredeyse her uçakta bu çeşitlilik vardır. Genel olarak erken satın alınan bilet daha ucuzdur. Fakat bazen hava yolları firmasının kampanyaları da olabilir ve bu durumda çok çok daha uygun fiyata bilet alabilirsiniz. Örnek; Sevgililer gününde THY 1 bilet alana 2. bilet 1 Euro kampanyası yapıyor.. ve Şubat ayında Venedik Festivali var.. bence kaçırmayın..

Ayrıca gideceğiniz yerde araç kiralamak ya da otobüs kullanmak yerine bisiklet kiralamayı da düşünebilirsiniz. Bu size hem daha hızlı, hemde daha ekonomik olma şansı verecektir.

bicycle 3. Erken Rezervasyon Yapın

Erken rezervasyon ile Türkiye içinde %50 den fazla tasarruf etmek mümkün, ayrıca yurtdışında da aynı sistem çalışıyor. Yurtdışında avantajlı durum şu ki; Çoğu otelde erken rezervasyon yapıp konaklama gününe kadar ücretsiz iptal seçeneğini de kullanabilirsiniz. Ayrıca sadece otellerde değil, Turlarda da bu seçenek mevcut.

4. Gideceğiniz Yere Hafta İçi Gidip Dönün

Ulaşım için kullancağınız araç kendi aracınız değilse; biletinizi gidiş dönüş almak zaten indirimli olacaktır. Bunun yanında az tercih edilen hafta içi gidip dönmeyi seçerseniz biletiniz daha da ucuza gelecektir. Ayrıca bir de saatleri de az tercih edilen saatlerden seçerseniz daha da indirimli biletinizi alabilirsiniz. Kendi aracınızla gidecekseniz, Hafta sonu trafiğinden kurtulmuş olacaksınız ve daha güvenli bir seyahat şansınız olacak.

5. Restoranlar Yerine; Market, Pazar kullanıp Kendi Yemeğinizi Yapın

Biz genellikle gittiğimiz yerlerde; otel odalarımızı kahvaltı hariç olarak rezerve ederiz. Yerel bir marketten alışverişimizi yapar ve güne kendi hazırladığımız sandviçimizle ya da otel odamızda kendi hazırladığımız kahvaltı ile başlarız. Bu şekilde sadece kahvaltı ile 10 günlük bir gezinizde iki kişi 160 Euro tasarruf edebilirsiniz. Çoğu otel odasında Su ısıtıcı ve barda bulunur, Poşet çayınızı yanınızda götürüp çayınızı kendiniz yapabilirsiniz. Sabah odadan çıkmadan bir sandviçte öğlen için hazırlarsanız; en güzel manzaralı yerde, hem dinlenip hemde karnınızı doyurabilirsiniz. özlemlediğimiz kadarı ile; Türk turistler pek tercih etmese de Avrupalı turistler genellikle öğle yemeğini bu şekilde halletmeyi seçiyor.

6. Yerel Organizasyonları ve Promosyonları Takip Edin

Örnek; Genel olarak Bayramlarda Türkiyede büyükşehirlerde otobüsler ücretsizdir. BU sadece bize has değildir. Çoğu ülkede ve şehirde bunun gibi birçok promosyon bulunmaktadır. Bazen Belediyeler ya da sivil toplum kuruluşları ücretsiz geziler, organizasyonlar düzenlerler. Biz Chicago’da bir sanat galerisinin açılışına gittik ve çeşit çeşit bir çok ara sıcak ve meze ile karnımızı doyurduk, bunun yanında keyifli bir görsel şölen yaşadık.. bu tarz aktiviteleri gitmeden önce maalesef bulmak zor bu sebepten gittiğinizde yerel halktan birine sorabilirsiniz.

munich5
7. Turistik Merkezler Hep Daha Pahalıdır.

Örnek; Roma da şehrin 1 km dışında (yürüyerek 20dk) gecelik 13 – 15 Euroya 3 yıldızlı bir otel bulabilirken, merkezde 2 yıldızlı bir otele 50 eurodan aşağı bulamazsınız. Bu sadece oteller için geçerli değildir. Restoranlar, Marketler, Dükkanlar hatta inanın turistik bir yerde 0,50 centlik bir suyu 2 euroya satarlar..  Merkez dışında kalma ve ihtiyaçları merkez dışında gidermek bütçenize iyi gelecektir.

8. Kalabalık Seyahat edin

Kalabalık gezmek, her masrafı paylaşmak demek.

tel-aviv-israel49. Pazarlık Edin

Çekinmeyin, pazarlık edin. Cebinizde kalan her kuruş size başka bir manzara görme fırsatı demek. Özellikle asya da %95 lere varan pazarlık şansınız olduğunu unutmayın..

10. Az Eşya Taşıyın

Tek bir sırt çantasıyla çoğu hava yolu firmasında daha az ödersiniz. Daha mobil olduğunuzdan ucuz ulaşım yollarını kullanabilirsiniz. Örnek: Tayland’da motosiklet taksiler.. Ayrıca yine mobil olmak size bulunduğunuz yerde daha ucuz konaklama fırsatlarını yakalama şansı verecektir.

 

Loy Kratong Festivali

Bu festivalin bir benzerine de Hindistanda rastlayabilirsiniz. Ganj nehrinin kenarında en görkemli haliyle kutlanır. Diwali adında kutlanan festival Işık festivali olarak bilinir. Işık, iyiliği, Karanlık ise kötülüğü temsil eder ve iyilik kazansın diye heryer ışıl ışıldır. Taylandda da durum bir nevi bu şekilde.

Loy Krathong ay takvimi esas alınarak kutlanır. Büyük bir görsel şölen olduğundan en büyük festivallerden biridir

Thailand-loi-krathong1Daha önceden özenle muz yapraklarından hazırlanan ve içinde mumlar bulunan çiçekler suya, nehirlere ve göletlere bırakılır. Mumları yanar helde süzülen bu çiçekler Gölün Ruhlarına sunulur. Bu çiçeklerden yapılmış mini kayılara, sallara Krathong adı verilir, Tayca da Loi (Loy) da yüzdürmek anlamına gelir. Biz Loy Krathong’umuzu otelimizden aldık, Ahu da üzerinde ufak oynamalar yapıp süsledi. Daha sonra Bangkok’un su kanalına dileklerimizi dileyip bıraktık..

Thailand-loi-krathong3Aynı zamanda yine muz yapraklarından yapılmış dilek fenerleri de gökyüzüne gönderiliyor. Dilekler tutulup dualar ediliyor. Bu şekilde kötü şansın kişiden uzaklaştığına inanılıyor.

Bu geleneğin kökeni hakkında değişik duyumlar aldık bu yüzden elimizde net bir bilgi yok, bazı Taylandlılar, Hindistandan geldiğini, bazıları ise Budizme dayandığını söylediler..

Kutlamalar 3 gün sürüyor ve Ay takvimi nedeni ile tarihler değişken oluyor, bizim bayram tarihlerimiz gibi. Festival tarihlerinde turist sayısı çok artıyor bu sebepten erken rezervasyon yapmak çok önemli.

  1. Gün: Kortej geçişleri festivali açıyor, Devasa boyutlarda Krathong lar yollardan geçiyor, tabaklarda tepsilerde sokak lambalarının kaldırımların her şeyin üzerinde mumlar yakılıyor. Herkez güler yüzlü ve keyifli..
  2. Gün: Krathonglar ve Dilek fenerleri Serbest bırakılıp dilekler dileniyor ve dualar ediliyor. (Görsel olarak en ihtişamlı gece 2. gün gecesi)
  3. Gün: kaçıranlar için kutlamalar devam ediyor, ve daha çok tapınak ziyaretleri ile geçiyor. Tapınaklar tabi yine ışıl ışıl.. Gece hayatı ise Turist akınından dolayı en canlı halinde..

Thailand-loi-krathong2

Fotoğraf için İpucu: İnsanlar genelde rüzgara karşı durarak gönderiyor fenerleri, bu yüzden Rüzgara yüzünüzü vererek çekeceğiniz fotoğraflarda insanların yüzlerini de fotoğraflayabilirsiniz. Daha sonrada rüzgarı arkanıza alıp Dilek Fenerlerinin uçuşmalarını fotoğraflayabilirsiniz.

!! DİKKAT: Genelde bu festivalde iyi niyet son noktada olsa bile yankesicilere dikkat edin. o karmaşa içersinde çantanızı ve eşyalarınızı göz önünde bulundurun.

 

Bangkok – Yüzen Market (Floating Market)

ÇOK ÖNEMLİ: Yanınıza mutlaka sinek kovan sprey alın, nehirden ve sıcaktan dolayı sivrisinekler rahatsız edebilir.

Damnoen Saduak Floating Market – Yüzen Market

Yüzen Market adı üzerinde, nehir üzerine kurulmuş bir pazar. Tipik Tayland pazarlarında olduğu gibi bir çok şeyi bulmak mümkün. Özellikle kendi el yapımı sanat eserleri, çeşitli seramik ürünler, şapkalar, çantalar, biblolar, el işleri,  bambu ürünleri, Taze sıkılmış meyve suları, taze meyveler, ev yemekleri v.b.. Ayrıca Taylanda özgü olan Savat denilen gümüş üzerine siyah metal kaynakları ile yapılan süsler ve mücevherleri de burada bulabilirsiniz.

floating-market-thailand5Pazara Bangkok’tan 1.5 saatlik bir yolculuk sonunda ulaşabiliyorsunuz.

Yüzen Pazara Bangkok’dan günübirlik turlarla gidebilirsiniz. Ayrıca kiralayacağınız özel şöförlü araçlarla da ulaşabilirsiniz. Özel araçla giderseniz, şöförünüz muhtemelen sizi turların satıldığı bir merkeze götürecek ve orada yine tur satın almanız gerekecek. Fakat böyle bir gereklilik yok. Bizim şöförümüzde aynı şeyi yaptı fakat biz ısrar ederek, bizi; tekneleri yerel halk gibi kiralayabildiğiniz bir alana götürmesini istedik. Bize satılmak istenen tura kıyasla neredeyse yarı fiyatına (200 Baht) tüm tekneyi özel olarak kiralayarak, toplamda 1,5 saatlik turumuzu kendimiz özelleştirip istediğimiz yere gittik.

floating-market-thailand2Ayrıca Victoria Square’den kalkan Damnoen Saduak dolmuşlarına binerek de buraya ulaşabilirsiniz. Fiyat gidiş dönüş 200 Baht.

Pazarda nehir kenarına kurulmuş olan dükkanlardan ziyade kendi kayıklarıyla da satış yapanlar var. Bunlar dükkanlara göre nispeten daha ucuz. Hatta meyve satanların meyveleri daha taze.

Birçok kanal var ve ana kanalların keşitiği bir nehir meydanı en turistik yeri, tabi herşey burada hem daha pahalı hemde daha turistik. Burayı gördükten sonra ara kanallarda da gezebilirsiniz.

floating-market-thailand3Kanalların bir ucunda tekneden inerek 10-20 dk etrafı gezebileceğiniz, içinde ufak bir tapınak olan bir köy de var. Burası da yine yerel halkın gittiği yerlerden. Şirin bir meydanı  okulu ve belediye binasına benzer bir iki bina var..

floating-market-thailand7

Masal Köy: HALLSTATT

Avusturya’da dağların arasında uzun bir yolculuktan sonra “cennette yaşayan insanlar var” diyeceğiniz ufacık ama tam bir doğa harikası köy. Dünyanın en eski tuz madenlerinin bulunduğu bir bölgede, yine içinde çok eski bir tuz madenini barındıran, Hallstatt Gölü’nün kıyısında, şimdiye kadar gördüğüm yerler arasında rahatlıkla 1 numara diyebileceğim gerçeküstü bir yer.

Sıra, kısa bir ön reklam turundan sonra bu doğa harikası, olağanüstü köyden kısaca bahsetmekte…

Ne Zaman Gidelim?

Bizim gidişimiz Eylül ayına denk geldi. Hava biraz yağmurlu ve kapalı, fakat beklediğimizden daha ılımandı. Kışın çok yoğun kar yağışından ulaşımda sıkıntılar yaşamanız muhtemel, ancak ulaşabildiğiniz takdirde kar örtüsünün altında mükemmel bir manzaranın size eşlik edeceğine eminim. Yazın ise büyük ihtimalle bunaltıcı bir sıcakla karşılaşmaz, aksine rahat rahat bu ufak köyde tum turistik aktivitelerinizi (göl turu gibi) gerçekleştirebilirsiniz 🙂

Nerede Kalalım?

Hallstatt, çok ufak bir köy. Dolayısıyla merkezi bir yerde kalalım, her yere yürüyerek gidelim şeklinde endişelere gerek yok. Biz, Hotel Seegrüner Baum‘da kaldık. Otel zaten ufak olan köyün meydanında yer alıyor. Odalar, çok temiz ve güzel. Göle sıfır konumda, yani sadece otelin terasında oturup biranızı yudumlamanız bile yeterli. Tek dezavantajı biraz pahalı olması. Ancak, sokaklarında gezerken gördük ki, oda kiralayan ufak evler de mevcut. O nedenle, doğrudan çantanızı alın gidin yer bulursunuz demek çok doğru olmasa da, daha uygun fiyatlı pansiyon tarzı yerler için araştırmaya da girişebilirsiniz.Hallstatt3Ulaşımı Nasıl Sağlayalım?

Ulaşım konusu, Hallstatt’ta gezmek kadar zevkli. Biz Münih ziyaretimize Hallstatt’ı eklediğimiz için araba kiralamayı tercih ettik. Avusturya yönüne doğru devam ettiğinizde Salzburg’dan sonra size yardımcı olacak tabelaları göreceksiniz. Ancak tabelalandırma çok iyi olmadığından yanınızda offline navigasyon bulundurmanızı şiddetle tavsiye ederim. Sözünü ettiğimiz her ne kadar Avrupa da olsa bir köy yolu. Dolayısıyla insan bulup yol sorma şansınızın düşük olacağını göz önünde bulundurun derim.

Yol, arabayla Münih’ten yaklaşık 2,5-3 saatlik mesafede. Ancak, mükemmel Avusturya tepelerinden ve ovalarından geçeceğiniz için hiç sıkılmayacağınızın garantisini verebilirim. Ha, “ben buraya kadar gelmişken fotoğrafımı da çekerim” derseniz, yolununuzun bir miktar uzayacağını söyleyebilirim 🙂

Hallstatt’ın içi trafiğe kapalı. Ancak, köye girişte sizi bekleyen otoparklar olacak. Aracınızı otoparka bıraktıktan sonra ringler sizi Hallstatt’ın içine taşıyacaklar, hatta ve hatta doğrudan otelinize götürecekler. O nedenle, arabayı nereye bırakacağım, valizimi nasıl taşıyacağım gibi endişelere hiç gerek yok 😉

Hallstatt1
Hallstatt’a Giderken
Hallstatt2
Hallstatt’a Giderken

Bir diğer ulaşım alternatifi de, araştırmalarım sırasında edindiğim bilgilere göre, Salzburg’dan bineceğniz tren. Bu tren sizi Hallstatt Gölü’nün karşı kıyısında bırakacak, orada bekleyen “Stephanie” isimli tekne de sizi alıp, köyün kıyısına getirecek. Stephanie, tren saatlerine göre sizi istasyonda bekliyor olacak, gideceğiniz zaman da yine tren saatine göre istasyona bırakacaktır. İskele, köyün meydanında. Dolayısıyla, geç kalma/ulaşamama gibi bir endişeye mahal yok 🙂

Nereleri Gezelim, Görelim?

Ringle ya da Stephanie’yle Hallstatt’ın merkezine geldiğinizde hemen köyün büyüsüne kapılıp sokaklarında gezmek için acele etmeyin. Her ne kadar küçük bir yer olsa da yapılacak bir kaç farklı aktivite elbette var. Nitekim Hallstatt da artık turist akınından sosya medya sayesinde nasibini almaya başladı. 🙂

Arabayı bıraktığınız yerde dağın tepesine doğru çıkan bir teleferik göreceksiniz. O teleferik sizi en eski tuz madenlerinden birine götürecek araç. Biz her ne kadar yetişememiş olsak da araştırmalarım neticesinde mükemmel manzarası olan bir seyir terasının sizi karşılayacağını söyleyebilirim. Çok eminim ki, Hallstatt’a yukarıdan bakmak da ayrı bir keyif olacaktır. DİKKAT !! Eylül 2015’de maden, son ziyaretçilerini saat 16:00’da alıyordu. O nedenle Hallstatt’a vardığınızda ilk iş olarak, bu seyir terası ve tuz madeni ziyaretinizi organize edin 😉

Bizim gittiğimiz dönem, sonbahar etkisinin olduğu bir döneme denk geldiği için göl turu yapamadık. O mükemmel manzarada göl turu yapmak da eminim çok zevklidir. Masal gibi bir kasabaya karşında bakmak da öyle…

Hallstatt, aslında 1 günde rahatlıkla gezebileceğiniz ufaklıkta bir yer. Akşamları da köyün içini her ne kadar ışıklandırsalar da göl, zifiri karanlık olduğundan insanı biraz korkutuyor. Uzun bir yaz gününde, Hallstatt’ı bölge gezilerinize günübirlik katarak hem mükemmel bir deneyim elde etmiş olursunuz hem de seyahat masraflarınızı minimumda tutabilirsiniz 😉

Nerelerde Yemek Yenir?

Hallstatt’ta yemek yemek için çok alternatif yok. Biz yemek için yine araştırmalarımız neticesinde çokca karşımıza çıkan otelimizin restaurantını tercih ettik. Hallstatt’ı Almanya gezimize dahil ettiğimizden, şinitzeli yerinde, Avsuturya’da yedik ve son derece memnun kaldık. Siz de gezinizde restaurant olarak burayı tercih ederseniz, mutlaka rezervasyon yaptırın. Bizim gittiğimiz dönemde dahi son derece kalabalıktı. Hem otel müşterisi olmamızın hem de erken gitmiş olmanın avantajını kullanarak neyse ki hiç sorun yaşamadık.Hallstatt7

Hallstatt6

Hallstatt4

Hallstatt5

Hallstatt, sosyal medya sayesinde her ne kadar bakirliğini yavaş yavaş kaybetmekteyse de, yine de mutlaka ama mutlaka görmeniz gereken yerlerden. Sadece günübirlik bir geziyle ve çok keyifli bir yolculukla asla unutamayacağınız bir yer görmüş olacaksınız.

İyi eğlenceler…

Instagram: anilaakin