Merhaba. Size, iki yılımı geçirdiğim gözümün nuru, caaanım Los Angeles’ı anlatmaya çalışacağım. Sizi fazla sıkmamak için anılarıma hiç değinmeden deneyimlerimi, tavsiye olarak az ölçüde yansıtmaya çalıştım. Umarım nereye gitmek istediğiniz konusunda karar vermeye çalışırken size yardımcı olur.


GENEL BİLGİLER

Öncelikle şunu söyleyeyim, Los Angeles (LA) çok büyük bir şehir; şehir içinde sayılıp da 100 milin üzerinde uzaklığı olan yerler dahi var. Bu nedenle, şehrin güvenli/güvensiz, lüks/harap, zengin/fakir birçok bölgesi bulunduğunu söylemek yersiz olmaz. Diyeceğim o dur ki, şehirde gezerken izlediğiniz filmlerden aklınızda oluşan imajı sürekli görmeyi beklemeyin.

Konaklama:

  • LA’de kalmak gerçekten çok pahalı olabilir. Eğer otelde kalmak isterseniz bu konuda çok yardıma ihtiyacınız olduğunu sanmıyorum ama yine de verecek bir tavsiyem var: priceline.com. Şimdiye kadar kullanmamış olanlar için kısaca anlatayım. Bu site booking.com’un yan kuruluşu ama önemli bir farkı var: teklif vermek. İstediğiniz tarihlerde, bölgede, otel segmentinde şu fiyata otel istiyorum diye teklif verebiliyorsunuz. Eğer teklifiniz kabul edilirse, ödeme anında yapılıyor ve siz ancak otelin adını ödemeyi yaptıktan sonra görüyorsunuz, iptal ve değişikliğe izin verilmiyor ancak bu kadar katı kuralın geri dönüşü olarak da iyi otellerde çok indirimli olarak kalabiliyorsunuz. Tatilinizin görece uzun olacağını varsayarak otel fikrine çok da sıcak bakmamanızı tavsiye ederim.
  • Kalacak yer konusunda asıl tavsiyem evde kalmanız ve tabii ki bunun için en mükemmel çözüm airbnb.com. Burada sitenin nasıl kullanıldığının detayına girmeyeceğim zaten siteyi kurcalayarak bulursunuz ama ev kiralarken ev sahibi hakkında kayda değer sayıda iyi yorum olmasına dikkat edin.
  • LA’ın neresinde kalacağınız konusuna gelince: maddi sıkıntınız yoksa tabii ki Beverly Hills, West Hollywood ya da Santa Monica’nın sahil tarafını tavsiye ederim, bu bölgelerden memnun kalırsınız. Ancak bütçe kısıtınız varsa hem lokasyon (gidilecek yerlere olan ulaşım kolaylığı) hem de güvenlik açısından ortalamanın üstünde olduğu halde fiyat açısından da uygun olacak olan yerler; Culver City ve Korea Town’dır. Otelinizi ya da evinizi bu bölgelerde tutabilirsiniz ama dediğim gibi yorumlara dikkat etmeyi unutmayın. Ve son uyarı: Downtown’dan uzak durun.

Ulaşım:

  • LA çok büyük bir şehir olduğu için gezmenin en uygun yolu araba kiralamak. Uçaktan indiğiniz andan dönüşünüze kadar birkaç istisnai bölge hariç arabasız olursanız su alacak yer bile bulamazsınız.
  • LA’de rush hour (Yoğun saatler) sabah 7-10 arası akşam 4-6 arası olur ama bunun dışında trafik yok zannetmeyin. Çoğu zaman trafikten kaçamazsınız, bu nedenle kabullenin. Filmlerde gördüğünüz sıkışmış 4-5 şeritli yollarda BMW’sinde telefonla konuşurken yanda duran Porsch’daki bikinili ablaları kesen avukat LA’de yaşıyor 🙂 Sadece şu tavsiyede bulunabilirim: rush hour sırasında yapabiliyorsanız I-10 ve 110’dan uzak durun.
  • Expedia ya da priceline gibi birçok internet sitesini ucuza araba kiralamak için kullanabilirsiniz, kiralama konusunda çok detaya girmeyeceğim ancak sigorta konusu önemli. Sitelerin sattığı sigortaları kiralama firmaları çoğu zaman kabul etmiyor ve sizin kredi kartınızdan blokaj talep edebiliyorlar. Bu problemi aşmak için sigortayı, kullandığınız internet sitesinden değil araba kiralama firmasının kendisinden almanızı tavsiye ederim. Hemen her firma kapsamları farklı olan ve maliyetleri de kapsam ölçüsünde değişen sigorta seçenekleri sunar. Hangisini alacağınıza ilgili dokümanları dikkatlice okuyarak karar vermenizi tavsiye ederim.
  • Navigasyon aleti (GPS) muhakkak kullanın. GPS’lerin ortalama kiralama bedellerinin günlük 20 dolar civarında olması nedeniyle uzun dönemli tatiller için satın almayı da seçenek olarak düşünün. Ayrıca, Amerika’nın nimetlerinden olan gerekçesiz iade lüksünü sömürerek satın aldığınız GPS’i seyahat sonunda iade etmenin de iyi bir seçenek olduğunu hatırlatmak isterim. Planınız buysa fişleri saklamayı ve alışverişi nakit yapmayı unutmayın 🙂
  • LA’da 105 ya da 405 gibi anayollarda solda ayrılmış şeritler vardır, bu şeritlere “carpool lane” denir ve şeridin ortasında yer alan içi boş beyaz baklava dilimi ile tanınır. Arabada şoför haricinde yolcu varsa kullanılır, sadece şoför varsa bu şeritlerin kullanımından dolayı ceza yersiniz dikkatli olun. Bu şeritleri şartları sağladığınız durumlarda kullanmanızı tavsiye ederim, trafiğe takılmadan görece hızlı yol alabileceğiniz şeritlerdir. Ancak önemli bir nokta var; 110 gibi bazı yollarda “carpool lane” “fast track lane” haline dönüştürüldü. Bu yolları, birden fazla kişi olan araçlar ücretsiz, bir kişi olan araçlar ücretli kullanıyor. Ama her halükarda araçta otomatik tanıma cihazı bulunması gerekiyor yoksa ceza yersiniz. Diyeceğim odur ki carpool lane’leri kullanın ama aracınızda tanıma cihazı yoksa (kiralarken bu talepte bulunabilirsiniz) fast track lane’lere dikkat edin.
  • Şehirde park yeri kimi zaman problem olabilir. Gezilecek yerler kısmında özellikle park edeceğiniz yerlerin GPS adreslerini zaten vereceğim. Bunların dışında sokaklara park etmenizi kesinlikle tavsiye etmem. Açıkça belirtilmemiş ya da tabela konulmamış olsa bile başta West Hollywood olmak üzere birçok bölgede sokak parkı sadece mahalle sakinleri için serbest. Cezayı yersiniz, ben yedim oradan biliyorum 🙂
  • Dediğim gibi park yeri adreslerini vereceğim ancak bir de validation konusu var. Bazı yerlerde park yeri ücretli olmasına rağmen oradaki işletmelerden hizmet ya da ürün almanız durumunda ücretsiz parka izin veriliyor. Bu uygulamaya validation deniyor. Elinizdeki park fişini oradaki işletmeye götürüp “Do you make validation” deyip park fişinizi gösterirseniz ücretsiz ya da indirimli park etme şansınız olur. Park ettiğiniz her yerde validation yapan yer var mı diye sorabilirsiniz, hiç sıkıntı olmaz.
  • Amerikada benzin almak kendi kendinize gerçekleştirmeniz gereken bir eylem. İstasyona gidince pompanın makinesine kredi kartınızı yerleştirip benzin alabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Dolandırıcılığı engellemek için cihaz, kredi kartlarının kayıtlı olduğu adresin posta kodunu sorar ki bu da sizde olmadığı için orada kalırsınız. Kredi kartı vermeden ya da benzinlikteki kasiyer açmadan o pompadan benzin gelmez, beklemeyin. Yapmanız gereken şey, arabanızı önüne çektiğiniz pompanın numarasına bakıp içeriye gidip kasada oturan kişiye pompa numarasını ve almak istediğiniz miktarı söylemek.

DİĞER TAVSİYELER

  • Eğer, Disney World’e ya da Universal’a gidecekseniz internetten daha ucuza bilet alabilirsiniz, muhakkak bakın. Ayrıca çoklu giriş biletleri için girişlerin yasak olduğu gün (black out dates) uygulaması olduğunu da unutmayın.

ALIŞVERİŞ

Amerika’da alışveriş konusunun bir efsane olduğunu söyleyerek söze girmek istiyorum. Herkes aldığı şeyleri ne kadar ucuza aldığını abarta abarta anlatır ama gerçek farklıdır. Bence olay şu; herkes uygun fiyatlara bir şeyler alır sonra arada inanılmaz bir fırsat çıkar ve çok ucuza bir şey alınır. Sevgili gezginimiz de aldığı diğer şeylerin fiyatını bırakıp ballandıra ballandıra o ucuz fiyatı anlatır. Sonuçta oluşan manzara, “Amerikada her şey bedava, al diye üstüne para veriyorlar” ki YALAN! Diyeceğim odur ki aklınızda bir şeyler varsa evet Türkiye fiyatından daha ucuza bulabilirsiniz ama hele ki dolar 3 lira olduktan sonra mucizeler beklemeyin. Şimdi gelelim asıl olaya; bu kısmı ucuzcular ve outletler olarak ikiye ayıracağım.

1) Ucuzcular: Amerika’da çok yaygın olan ve orta düzey markaların eski sezon ürünlerini satan zincirler vardır. Bunlar “bir sürü çerçöpün içinden elmas bulup çıkarırım” diyen alışveriş tutkunu için hayatının sınavı olabilir. Burada beğendiğiniz şeyin farklı bedenini ya da değişik rengini bulmak asla garanti değildir, askılarda asılı ne varsa onu alırsınız. Ama garanti olan şey, buradan aldığınız ürünü kesinlikle en düşük fiyattan aldığınızdır. Ne seviyedeki markaları sattığını anlatabilmek için birkaç örnek vereyim;

  • North Face yoktur, Colombia vardır, Timberland vardır
  • Burberry yoktur, Calvin Klein vardır, Armani Exchange vardır
  • Coach yoktur, Guess vardır, Michael Kors vardır

Konsepti anladığınızı düşünüyorum. Bunların dışında da Carter’s, Nike, Adidas, Puma, Levi’s gırla bulursunuz. Aynı zincirin farklı şubelerinde farklı ürünler bulunması nedeniyle bu batağa saplanıp tatilini mahveden alışveriş tutkunları olduğunu bildiğim için uyarmak istedim: 15 dakika sonunda bir şey bulamadıysanız hemen çıkın 🙂 Şimdi gelelim zincirlere ve onları nerede bulacağınıza. İnternet sitelerini veriyorum, location kısmından kendinize yakın olanını bulup gidebilirsiniz.

TJ Maxx diğerlerinden biraz daha pahalı olmakla birlikte biraz daha derli topludur ve öbürlerinde olmayan birkaç markayı bulma ihtimaliniz olabilir.

2) Outletler: Amerika’da kaliteli alışveriş olayı outletlerdir. Özelikle California’da ve Florida’da her yerde olduklarını söylemek yersiz olmayacaktır. Bu nedenle çok detaya girmeyeceğim. Sadece dikkat etmeniz gerekecek birkaç hususa değineceğim ve en favori zincir markamdan bahsedeceğim.

Outletlerin tamamının girişinde müşteri hizmetleri deski bulunur. Alışverişinize başlamadan önce bu deske uğrayıp o gün için geçerli kupon var mı diye sorun. Hiç beklemediğiniz indirimler ve kampanyalar yakalayabilirsiniz.

Benim en favori alışveriş yerim bir outler zinciri olan Premium outlets (http://www.premiumoutlets.com/centers/index.asp). Özellikle LA’in kuzeyinde olan Camarillo Premium resmen devası bir outlet. Mağazalara bakıp öyle gidersiniz. Bir de siteye üye olursanız ek indirimler de alıyorsunuz. Bu yüzden bence üyelik açın. Hatta bazı dönemlerde Universal ve Disney için de indirimli biletleri buradan bulabilirsiniz. Eğer kuzeydekine gitmeye karar verirseniz muhakkak Güllüoğlu’nda kahvaltı edin (10662 Zelzah Ave, Granada Hills, CA 91344,) . Açma, börek ve baklava özlemi içinizi kavurmuş olabilir 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here