Alaçatı

Alaçatı son yıllarda oldukça popüler bir belde olmaya başladı. Son gelişimiz üzerinden 7 yıl geçmiş olması da değişimi daha net görmemizi sağladı. Ayrıca gezimiz sırasında bir çok yapılaşma ve yeni proje ile karşılaştık, haliyle önümüzdeki yıllarda daha da farklı bir sima ile karşılaşmamız kaçınılmaz olacak gibi.  Değişmeyen şeyler ise güzel begonvilleri, Ege’nin karakteristik taş evleri ve Alaçatı’nın meşhur rüzgârı.

Ulaşım; Alaçatı İzmir’e araba ile 1 saat. İzmir Adnan Menderes havaalanından ise; yarım saatte bir kalkan servisler ile ulaşabilirsiniz, bir diğer seçenek ise otobüs kullanmak, fakat yolculuk süreniz 1,5-2 saati bulabilir. İmkanınız varsa araba ile gezinizi daha da zenginleştirebilirsiniz.

Alaçatı içinde dolmuşları ve otobüsleri kullanabilirsiniz. Fakat aklınızda bulunmasında fayda var, dolmuşlar güzergahları üzerindeki çoğu yere uğradıkları için yolculuk süresi biraz uzayabiliyor. Taksileri ise kalabalık sezonlarda boş bulmak biraz zor oluyor. Ayrıca Alaçatı’da motosiklet de kiralayabilirsiniz.

Otopark; Kemalpaşa caddesinde gezmek istediğinizde, sokağın hemen paralelinde olan arka sokaklara park edebilirsiniz. Plajların genelde kendi otoparkı var, Ilıca plajı için ise yine arka sokaklar tek şansınız.

Not: Alaçatı da sıkı bir radar kontrolü yapılmakta, bazı yollarda 50km bazılarında ise 70 km hız sınırı var. Radarlar hareketli, ters duran ya da düz duran araçlarda olabiliyor, iyi bir şekilde de gizlenebiliyorlar. Aklınızda bulunmasında fayda var…

Alacati28

Biz konaklamamızı arkadaşlarımızın evinde yaptık fakat sorup araştırınca fiyatlarına göre 1850 Hotel ve Allura Otel hem butik hem de merkezde olması nedeni ile öne çıktı. 1850 Hotel serpme kahvaltı dahil oda fiyatı 350 TL, Allura ise yine kahvaltı dahil gecelik 500 TL, bu oteller Kemalpaşa caddesi yakınında. Denize yakın olsun derseniz, Kapari Hotel gecelik 500 TL, biraz lük olsun derseniz yüksek puanlı Alaya Otel gecelik 1.000-2.000 TL arasında değişiyor.

alacatitoplu

Alaçatı’nın en hareketli yeri yani merkezi Kemalpaşa caddesi. Kalabalık ve hareketli. Takı, antika, hediyelik eşya dükkanları, sanat galerileri, atölyeler, restoranlar, eğlence kulüpleri ve meyhaneler bu sokakta. Bu sokağa son zamanlarda Hacı Memiş bölgesinin de eklenmesi ile Alaçatının kalbi iyice büyümüş. Hacı Memiş yeni gelişiyor ve daha butik bir havası var. Sanat odaklı mağazalar bu bölgede daha yaygın. El işleri, resimler, cam atölyeleri v.b. Ayrıca burada ünlü gazeteci Hıdır Göktaş’ın da Camgeran adında hoş bir dükkanı var. Burada kendi el emeğini sergileyen Hıdır Bey aynı zamanda antika eşyalarda satıyor. Herşeyden öte ayaküstü iki çift laf etmek bile keyifli…

Alacati29

Yeme içme konusunda ise birçok seçenek var, deniz ürünleri, Ege’nin ünlü kumrusu, et seçenekleri ve Ege’nin yine ünlü zeytinyağlıları v.b. Biz Ankaradan arkadaşımız eski haber muhabiri Borayhan Güçlü’nün işlettiği Fava Restoran’a gittik, diğerlerinden biraz daha farklı bir deniz mutfağı var, mezeler gayet başarılı, hatta menüde tarifi Michelin Yıldızlı bir aşçıdan alınmış bir sürpriz de var. Ortamı ise huzurlu ve keyifli, özellikle çok farklı bir şekilde pişirilen ve benim gibi ahtapot sevmeyen bir insana bile ikinci tabağı istettiren ahtapot tandır ve güveçte fener baliği favorimiz oldu diyebilirim.

Fava2Fava

Bunların dışında kumru, Asmalı Bahçe’nin zeytinyağlıları, Köşe Cafe’de tatlı ve kahve keyfi ve sokaklarda Çeşme’ye özgü kavun içine sakızlı dondurma ile midye dolma seçeneklerini de değerlendirmenizi öneririz.

Gece hayati ise bir çok seçenek sunuyor. Kemalpaşa caddesi ve Hacı Memişte, bir çok meyhane ve bar bulabilirsiniz. Özellikle bir yer önermeyeceğim, bu tarz yerlerde biz müziği güzel olan ve eğlenceli yerleri tercih ediyoruz. Bugüne kadar hiç yanılmadık. Yine de isim vermek gerekirse, Ankara ve İstanbuldan aşina olduğumuz Tektekçi bu bölgede. Alacati23

Bir diğer seçenek de Port Alaçatı. Burada daha bağımsız gece kulüpleri bulabilirsiniz. Öküz isimli kulüp bu bölgede.

Alacati6
Port Alaçatı

Ayrıca Alaçatıya 15dk uzaklıktaki Aya Yorgi Koyunda bulunan Plaj işletmeleri akşamları gece kulübüne dönüşüyor ve oldukça da popüler.

Gelelim plajlarına, Alaçatı’ya en yakın ve en güzel plaj bence 15 dk. uzaklıktaki Çeşmede bulunan Aya Yorgi Plajı, fakat tüm koy tesislere verildiği için maalesef bu bölgede yüzebilmek için bu tesislere para ödemeniz gerekiyor. Tesislerin varlığı tabii ki bu koyu daha konforlu bir hale getiriyor ve bizde bu konfordan keyif alıyoruz, fakat Milli Zenginliğimiz olan denizlere ve plajlara Türk Vatandaşları olarak ücretsiz girme  hakkımız bulunuyor. Burada Çeşme Belediyesine denetleme, yönlendirme ve düzenleme işi düşüyor. Fakat ben haklarımı biliyorum ve oraya girerim derseniz, zamanında bir Avukat Hanımın biraz uğraşsada içeri girebildiğini duyduk. Böyle bir deneyiminiz varsa lütfen bu yazıya yorum olarak deneyiminizi paylaşın.

Alacati8

Aya Yorgi de yolun en sonunda olan Bach Club Cafe Pi bizim tavsiyemiz, bütün koya hakim. Ayrıca kafa dinlemek isteyenler için başka, eğlence arayanlar için başka bir tarafı var. Ayrıca fotoğraf çekmek için içeri girmek istediğimizde bize hiç problem çıkarmadılar.

Ilıca plajı ise çoğunlukla dalgalı olmasına rağmen hem Alaçatı’ya daha yakın hem de ücretsiz kullanma imkânınız var.

Ilica

Bizim tavsiyemiz, hem çok hoş bir atmosferi olan hem de Alaçatı da temiz kıyılardan biri olan Delikli Koy. Henüz çok popüler değil, tesis yok, hatta belki su bile bulamazsınız fakat denizi tertemiz ve keyifli bir plaj. Çoğunlukla gençlerin olduğu plaja, gelin damat fotoğrafları için bile gelmeye başlamışlar. Emin olun çok yakında daha da keşfedilecek ve popülaritesi artacak. Tüm gününüzü rahatlıkla geçirebilirsiniz.

Not: Arabanız ile kum kısımlara fazla yaklaşmayın, tekerler kuma saplanabilir.

Alacati11

Alacati13

Bunun dışında sörf Alaçatı ile özdeşleşmiş durumda, Liman koyunda bir çok sörf okulu bulabilirsiniz. Çağla Kubat‘ın okulu da bu bölge de ve oldukça popüler. Ayrıca Alaçatı Surf Pointte, çocuğunuz ya da siz sörf kursu alırken ailenin diğer fertleri plajda ve tesislerde vakit geçirebilir, haliyle bu tesis bu yönü ile öne çıkıyor. Fakat bu bölge denize girmek için çok da uygun değil. Sörf okullarının tam karsısında ki kıyı da ise Alaçatı da yeni yeni popüler olan Kite Sörf okulları açılmakta. MYGA da bu okullardan biri. Port Alaçatının yapımının tamamlanması ile bölge çok farklı bir sima kazanacağını ve Alaçatı’da sörfün dünyadaki yerini daha da sağlamlaştıracağını düşünüyoruz.

alacatisurf


Bunun dışında bir gününüzü ayırarak Alaçatı’ya bir saat uzaklıkta olan köylere gitmenizi kesinlikle tavsiye ederiz; 

  • Germiyan Köyü
  • Ildırı Köyü

Germiyan Köyü

GERMİYAN KÖYÜ

Germiyan köyü, Türkiye’de ki ilk “Slow Food” köyü. Slow Food; tamamen doğal demek ve daha da önemlisi mevsimi dışında turfanda ya da diğer yöntemler kullanılmadan yetiştirilen sebze meyve demek. Hani eskiler derler ya; ”kışın domates bulamazdık, mevsimi değil” diye, işte bu köy de her şey tam mevsiminde ve doğal olarak üretiliyor. Slow Food’un logosu ise ağzında zeytin dalı taşıyan bir salyangoz.

Ulaşım: İzmir Çeşme yolunu kullanarak, Alaçatı üzerinden 25 dakika, İzmir’den ise 1 saatte ulaşabilirsiniz.

Germiyan4

Köye girdiğiniz anda keyfiniz yerine geliyor, çok şirin ve temiz bir köy. Köy evlerinin duvarlarını, köyün yerlisi Nuran Erden elleri ile boyamış ve bütün köye çok güzel bir hava katmış. Özellikle Kompasti Peyniri çok ünlü. Bu peynir 8 ay gibi bir süreçte yapılıyor. Köyün içindeki markete sorarsanız, Peyniri kendi elleri ile yapmış birini size bulacaktır.

Germiyan1

Oldukça şirin olan bu köyde bir de Yaşar Baba’nın Çiftliği var, çiftliğinde kendi sebzeleri, meyveleri, tavukları, atları var:) biz köyde tanıştığımız sevgili Mübeccel Teyzemizin sayesinde bulduk bu çiftliği, beklide uzun yıllardır yaptığımız en güzel kahvaltıydı. Sahibi Hülya Hanımın ellerinden; gözlemelerle, katmerlerle, ballı kaymaklarla donatılmış bir masada tam bir ziyafet çektik. Biberler domatesler gözümüzün önünde dalından koparılıp getirildi masamıza, hem lezzet olarak hem de görsel olarak mest olduk. Vaktimiz olsa Mübeccel Teyzemizin davetini kırmayıp kahvesini de içecektik fakat Karaburun’a doğru yola çıkmamız gerekiyordu. “Goca Emine bıdı bıdı”nın (evet böyle bir ev var) tam karşında ki evde yaşayan Mübeccel Teyzemizi görürseniz; İçindeki Gezgini durdurmadan Türkiye’nin her yerini gezmiş bu teyzemizle iki çift sohbet edin, çok keyif alacaksınız… Artık pek de rastalanamayan Türk misafirperverliğinin sıcaklığını hatırlayıp sarılmak isteyeceksiniz.

Germiyan5

DCIM100GOPROGOPR9901.
Yaşar Baba’nın Çiftliği

Bu güzel köye yolunuz Ekim ayında düşerse Germiyan Köyü Festivaline denk getirmeye çalışın. Aldığımız bilgilere göre tam bir organik şölen.  Festivalde ünlü Germiyan Ekmeği, organik tarım ürünlerinin yanı sıra, köyün eski fotoğrafları ve geleneksel kıyafetleri de sergileniyor. Ayrıca köyün yeni evlenecek bir çiftinin kına gecesi geleneklere uygun olarak festival gecesi yapılıyor.

Ildırı Köyü

Ildırı Köyü

Çeşme de yaşayan çok sevdiğimiz bir büyüğümüzden öğrendiğimiz kadarı ile Homeros, Ildırı için; “Güneşin en güzel battığı yer” demiş. Zaten bir rivayete göre de Homeros Karaburun’da doğmuş. Rengarenk balıkçı kayıkları ile tam bir sahil köyü olan bu köyde güneşin güzel batmaması mümkün değil zaten. Yine bu köyde de şişelenmiş mevsim enginarları, damla sakızları, yemeklik domates konserveleri gibi doğal ürünler bulabilirsiniz.

Ayrıca kazı çalışmaları devam eden ve milattan önce 335 yılında inşa edilmiş olan Erythrai Antik Kentini de ziyaret edebilirsiniz. Yalnız bu bölgenin hak ettiği gibi korunmadığını gördük. Özellikle kazı alanlarına elimizi kolumuzu sallayarak girebilmemiz pek de hoşumuza gitmedi. Turistik olarak da bulunduğu bölgeye değer katan bu tarihi değerler daha özenle korunmalı ve daha keyifli bir şekilde sergilenmeli.

Ulaşım: Alaçatı’dan sahil yolunu kullanarak 25 dakikada ulaşabilirsiniz. İzmir’den ise 1 saat 10 dakikada ulaşabilirsiniz.

erythrai_wep

Yine Ildırı’da pek çok ünlü dizinin çekimi yapılmış ve yapılmaya devam ediyor. İlginizi çekerse şu sıralar ”Hayat sevince güzel” dizisinin seti bu köyde. Zaten ”Fatmagülün suçu ne?” dizi köyün bir anda ünlenmesini sağlıyor. Sanat ve sanatçı nereye giderse oralar hep daha bir güzel oluyor ya da güzellikleri daha da tanınıyor..

Bozcaada

Ege Denizi’nin kuzeyinde, gitmelere, kalmalara doyamadığım nadide güzellik. Bu sefer havasına, suyuna tutkun olduğum Kuzey Ege’nin göz bebeğinde, üzüm ve sakız cenneti Bozcaada’dayım…

Eski adı Tenedos olan ve yüzyıllarca burayı ele geçirmek isteyenlerin kavgalarına tanıklık etmiş güzide ada.

Ve işte benim gözümden Bozcaada…


NE ZAMAN GİDELİM? Tabii ki yazın. 🙂 Havası güzel, suyu güzel Bozcaada’da en güzel mevsim bence yaz. Ha, kışın gittin mi de böyle söylüyorsun derseniz, cevabım gitmedim olur. Ancak, hem serin denizine girebilmek, hem de sokaklarında keyifle dolaşmak için yaz ayları ideal. Bir tek, bayram tatillerinde, özellikle de arabayla adaya geçmeyi planlıyorsanız, zaman konusunda sıkıntı yaşamanız muhtemel.

ULAŞIMI NASIL SAĞLAYALIM? Bozcaada’ya Ankara’dan ulaşım çok kolay fakat bir o kadar da uzun. Ben, genel ve bir bütün olarak “seyahat” kavramından hoşlandığım için yollarda geçirdiğim zamanı da seyahate dahil ederek, keyfini çıkarmaya çalışıyorum. Arabayla gitmeyi tercih ederseniz, Ankara’dan yaklaşık 8 saatlik bir yolculuk sizi bekliyor demektir. (Tabii ki bayram tatilleri hariç.) Sözünü ettiğim bu yolculuktan sonra Çanakkale’nin Bozcaada’nın ününden fazlasıyla yararlanan ilçesi Geyikli’ye varıyoruz. Benim tavsiyem ve her gidişimizde de tercih edip pişman olmadığımız yol, arabayı feribot iskelesindeki otoparka bırakmak. Adanın içinde dolmuş seferleri sık ve düzenli. Ayrıca taksiler de mevcut. Dolayısıyla adanın dar sokaklarına araba sokmaya hiç mi hiç gerek yok. 🙂

Ulaşım Konusunda Ufak Not: Ada içinde dolmuş fiyatı, tek kişi tek yön 4-TL. Geyikli Feribot İskelesi’ndeki otoparka araç parketmenin günlük bedeli ise 15-TL.

Ayrıca güncel feribot fiyatlarına ulaşmak için tıklayınız.

Feribot İskeleye Yanaşırken-Bozcaada Kalesi
Feribot İskeleye Yanaşırken-Bozcaada Kalesi

NEREDE KALALIM? Feribottan indiğinizde yüzünüzde kocaman bir gülümseme oluşacak ve sizi Bozcaada Kalesi ile adanın karakteristik, parke taşlı, dar sokakları karşılayacak. Tercihinizi merkezden uzak tatil çiftliklerinden yana kullanmadıysanız, kocaman gülümsemenizle birlikte bu dar sokaklardan yürüyerek otelinize ulaşabileceksiniz demektir.

İki kere gittiğim Bozcaada’da, iki farklı butik otelde konakladık. Bunlardan ilki, kendi özel plajı da bulunan Mitos Otel; diğeri ise Quarante Otel. Her iki otel de merkezde ve her yere yürüme mesafesinde.

Mitos Otel, temiz, ferah, oda + kahvaltı çalışan ve daha önce de bahsettiğim gibi, adanın diğer ucunda kendi plajı bulunan butik bir otel. Bu otelin en büyük avantajı, plajını kullanmak istediğinizde, otel müşterisi olduğunuz için şezlong ve şemsiyenizin önceden rezerve edilmesi. Quarante Otel ise Rum Mahallesinde bulunan ve sahibi Zeynep Hanım’la hoş sohbetler edebileceğiniz yine temiz ve butik güzel bir otel. Burası da oda + kahvaltı olarak hizmet vermekte.

Sonuç olarak, her iki otelden de memnun ayrılmış birisi olarak, ikisini de tavsiye ederim. Sanırım burada ayırıcı özellik, bütçe. Hangisinin fiyatı bütçenize daha uygunsa oradan rezervasyonunuzu yapın, bizim de selamlarımızı söyleyin. 🙂

NERELERİ GEZELİM, GÖRELİM ? Sokaklarını, sokaklarını, sokaklarını … Adanın yaşanmışlık kokan ve karakterli sokaklarında mutlaka ama mutlaka hem gece hem gündüz tur atın. Adayı Rum ve Türk Mahallesi olarak ayrı ayrı düşünün ve nasıl huzurla yaşadıklarını hayal edin.

Bozcaada Müzesi: Eski bir Rum evini müzeye dönüştürdükten sonra adaya özgü ufak eşyaların ve fotoğrafların sergilendiği, Rum Mahallesinde yer alan bir müze burası. 2014 yazında giriş 5-TL’ydi. Bozcaada’ya kadar gitmişken muhakkak uğrayın. Hem değişik bir anı yaşamış olursunuz, hem de ufak bir katkı yapmış …
– Bozcaada Kalesi:
Yukarıda da fotoğrafı bulunan kale, sizi adaya ayak basmadan dahi karşılayan ilk yapı. Vaktiniz varsa, buraya da kısa bir zaman dilimi ayırabilirsiniz.
Polente Feneri (Ada Turu ve Günbatımı): Feribot iskelesinin hemen yanında, dolmuşların da kalktığı yerden sizi her akşam saat 18:00’de, ufak bir ada turundan sonra, günbatımına yani Polente Feneri’ne götürecek araçlar bekliyor olacak. “Ne gerek var, ben denizime girerim, şehir merkezinde keyfime bakarım.” demeyin, hemen bir tanesine atlayın ve bu kısa gezinin keyfini çıkarın.

Tura, öncelikle adanın meşhur şarapçılarından olan Gülerada Şarapçılık’la başlayacaksınız. Orada şarap tadımı yapabileceğiniz gibi üzüm bağlarının arasında da vakit geçirebilirsiniz. Ardından adanın diğer koylarını seyrederek dar bir yoldan ilerleyecek, aynı zamanda fotoğraf çekmek için kısa molalar vereceksiniz. Koyları gezinin esnasında Beylik Koyu’na geldiğinizde kıyıya oturmuş “Mercy God” isimli soğan taşıyan devasa tankerle de bir “selfie” yapmayı unutmayın. 🙂 Devamında Ayazma Plajı ve son olarak da, dar ve tozlu bir patika yoldan geçerek Polente Feneri’ne ulaşacaksınız. Adanın keyfini çıkardıktan sonra sıra günbatımının keyfini çıkarmakta …

Bozcaada5
Bozcaada Koyları
Bozcaada7
Beylik Koyu- “Mercy God”
Bozcaada10
Polente Feneri
Bozcaada9
Günbatımı

Ada Turu Hakkında Ufak Notlar:

  • Ada turunun ücreti 10-TL, gördüklerinizin değeri paha biçilemez.
  • Günbatımına karşı keyif yapayım diye düşünüp yanınıza bira ya da şarap almayı düşünyorsanız, DİKKAT !!! Şarabınızı tur esnasında satın alabilirsiniz. Satış yapılan yerde kadeh de veriyorlar. Biranızı ise merkezden alıp yanınızda taşımayın. Tur kısmen uzun olacağı için ısınır. Onun yerine, turun sonlarına doğru uğranılan Ayazma Plajı’ndaki kısa ihtiyaç molasında, orada bulunan büfeden biranızı alabilir; günbatımında soğuk soğuk içebilirsiniz.
  • Akşam yemeğinizi günbatımına karşı yiyebilirsiniz, fakat tabii ki bir restaurantta değil. Biz merkezde bulunan ev yemekleri yapan bir restauranttan, üstelik adaya özgü olan, kabak çiçeği dolması, yaprak sarma, biber dolma gibi hafif atıştırmalıklar aldık. Günbatımı eşliğinde yedik. Çok keyifliydi, tavsiye ederim.
  • Yere sermek için yanınıza ufak bir havlu/örtü almayı unutmayın.
  • Telefonunuzun/Fotoğraf makinenizin şarjının tam olduğundan emin olun. 🙂

NERELERDE DENİZE GİRELİM? Bu konuda benim ne yazık ki tek tavsiyem olacak; Ayazma Plajı. Ne yazık ki dememin sebebi, bir tek orada denize girmiş olmam. Arabasızlığın belki de tek dezavantajı bu. Ayazma Plajı’nı da çok sevdiğimiz için başka plaj arayışına girme ihtiyacı da hissetmedik.

Şehir merkezinden kalkan dolmuşlar, sizi Ayazma Plajı’na yaklaşık 15 dk.lık bir yolculuktan sonra bırakacak. Dilerseniz, aynı dolmuşlar ile Habbele Plajı ile Mitos Beach‘e de kolaylıkla gidebilirsiniz. Dönüşte ise, dolmuşlar yine sizi bıraktığı yerden alacak ve şehir merkezine getirecektir.

Ada turunda gördük ki, adanın etrafında irili, ufaklı çokca koy var. Adaya arabayla geçtiyseniz arabayla, yoksa taksiyle buradaki koylardan da denize girebilirsiniz. Ancak oraların biraz ıssız olduğunu unutmayın ve sizi bırakan taksicinin telefon numarasını mutlaka öğrenin. Yoksa dönüş konusunda sıkıntı yaşamanız muhtemel. 🙂

Ufak Not:

  • Ayazma Plajı’nda yemek-içmek ihtiyaçlarınızı rahatlıkla karşılayabileceğiniz bir tesis var. 
  • Plajda şezlong ve şemsiye mevcut, ancak ücretli. Şezlongların tanesi 7,5-TL; şemsiye ise 5-TL. Tahsil edilen ücret Bozcaada Spor’un kasasına gidiyormuş. Ücret ödemek istemiyorum derseniz, tabii ki kendi şemsiyenizi de götürüp, kumlara serilebilirsiniz.
Ayazma Plajı
Ayazma Plajı

NERELERDE YEMEK YİYELİM? Bozcaada, ada olmasının avantajını kullanarak size enfes ve taptaze deniz ürünleri sunuyor. Bununla birlikte, tatlı konusunda da oldukça iddialı. Hemen hemen her yerde ev yapımı reçeller bulabilir, ayrıca adaya özgü bademli, sakızlı kurabiyelerin tadına da bakabilirsiniz. Şimdi sıra bunları nerelerde yapabileceğinize dair naçizane tavsiyeler vermekte…

* Adanın sakızlı, bademli kurabiyesi ile kavala kurabiyesi çok meşhur. Bunları da tabii ki en iyi Çiçek Pastanesi‘nde yersiniz. Hatta Geyiki Feribot İskelesi’nde sizi almaya gelen feribottan inenlerin bir çoğunun elinde Çiçek Pastanesi poşetleri dahi göreceksiniz. Ayrıca akşamları yürüyüşlerinize yine buranın sakızlı dondurmasının eşlik etmesine mutlaka izin verin. 😉

Çiçek Pastanesi
Çiçek Pastanesi

* Meze-rakı-balık üçlüsü için adada gittiğimiz iki yer oldu. Bunlarda ilki Asmalı Meyhane, diğeri ise Asma6 Restaurant. Asmalı Meyhane, Rum Mahallesi’nde bulunan, çok keyifi bir meyhane. Yediğimiz tüm mezeler taze ve lezzetliydi, ancak, özellikle ahtapot ve kalamar ile deniz börülcesini denemenizi tavsiye ederim. Asma6 ise liman tarafında bulunan restaurantlardan. TripAdvisor’da hakkında yazılan onca güzel şeye güvenerek gittik, ancak benim deneyimim ne yazık ki çok olumlu değildi. Onun yanında tamamen şahsi not; her mezenin ya içinde ya da süs amacıyla dışında bolca dereotu vardı. Ben de dereotunu hiç sevmem. 🙂 Yanlış anlama olmasın, olumsuz deneyimin dereotuyla ilgisi yok. Genel olarak yemekler ve garsonların tavrı …

* Az önce, adaya özgü ev yapımı reçellerden söz ettim. Bozcaada araştırmalarınız esnasında da çokca karşınıza çıkacağından eminim, en güzelleri Rengigül Pansiyon‘da. Tavsiyem, her ne kadar otelinizde kahvaltı hizmeti olsa da bir sabah buraya kahvaltıya gidin. Son derece renkli ve keyifli bahçesinde ev yapımı eşsiz reçellerin tadına mutlaka bakın.

Rengigül Pansiyon
Rengigül Pansiyon

* Bozcaada’nın sakız kadar ünlü bir diğer ürünü ise üzüm ve tabii ki bu üzümlerden üretilen şaraplar. Her sene Eylül ayında gerçekleştirilen bağbozumu şenliklerine mutlaka katılmak gerek. Henüz ben de deneyimleyememiş olsam da yapılacaklar listemde en üst sıralarda.

Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim üzere, biz çok şarapsever bir çift değiliz. Ancak, Bozcaada’ya kadar gelmişken, şarap denemeden dönmek elbette olmazdı. Bunun için rotamızı Corvus Şarapçılık‘a çevirdik. Ne yazık ki, tadım yaptırmıyorlar, ancak ufak kafesinde güzel peynirler eşliğinde şarabınızı yudumlayabilir, o güzel şaraplardan hem kendinize hem de hediyelik olarak satın alabilirsiniz.

Sonuç olarak, Bozcaada, tüm hızıyla bakirliğini kaybetmekte. Kuzey Ege’nin son dönemlerde revaçta olmasıyla ve özellikle İstanbul’a, kısmen de Ankara’ya yakın olmasıyla tatilcilerin oldukça uğrak bir mekanı haline geldi. Her geçen gün de yeni mekanlar açılmakta. Bu eşsiz adaya gelmek için hiç vakit kaybetmeyin. Şehrin keşmekeşi ve stresinden uzaklaşıp, güzel yemekler, güzel içkiler eşliğinde nefes aldığınız hissedeceksiniz.

Keyifli tatiller…

Instagram: anilaakin

Sevilla

Granada’da El Hamra Sarayı olmasa Endülüs’ün en güzel şehri Sevilla diyebilirdim. Ama El Hamra’ya karşı beslediğim hayranlık belki Granada’yı bir tık öne geçirebilir.

Sevilla Katedrali: Bu katedral dünyanın en büyük gotik mimariye sahip kilisesi. Kilise olarak ise dünyanın en büyük 3. Kilisesi. Kristof Kolomb’un mezarı bu kilisede. Bir cami olarak yapıdıktan sonra Hıristiyanların yönetimi devralması ile katedrale çevrilmiş bir örnek daha.

Sevilla Katedrali’ne geldiğimizde çok uzun bir sıra ile karşılaştık. Yaz aylarında daha da uzun olacağını düşündüğüm bu sıra gözünüzü korkutmasın çünkü çok sistematik çalışıyorlar. Hızlıca ilerliyor. Şehrin ortasındaki bu görkemli kilisenin yanından bir çan kulesi yükseliyor: Giralda. Yaklaşık 36 kat yukarı çıktığınızda keyifli bir manzara sizi bekliyor.

  • Adres: Av. de la Constitución, s/n, 41004 Sevilla
  • Ziyaret saatleri: Yaz aylarında: Pzt-Cmt 09:30-16:00; Pazar/Tatil günleri 14:30-18:00. Kış aylarında: Pzt-Cmt 11:00-17:00; Pazar/Tatil günleri: 14:30-18:00
  • Giriş ücreti: 8 Euro
sevilla-katedral
Giralda Kulesinden Manzara

Alcazar Sarayı: Çeşmeleri, havuzları behçeleri ve büyük avluları ile yine Endülüs mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan saray, aynı islami işlemeleri ile tam bir görsel şölendir. İspanya kraliyet ailesi burayı uzun yıllar yazlık olarak kullanmıştır. Saray müze olarak hizmet vermektedir. Giriş 10 Euro.

Torre Del Oro: (golden Tower) Altın kule olarak da isimlendirilen Torre Del Oro, askeri gözetleme kulesi olarak 13. yüzyılda inşaa edilmiştir. Deprem nedeni ile zarar gören kule aslında 3 kısımdan oluşur ve en tepesindeki kısım 1700 lü yıllarda yapılmıştır. Eğer Giraldanın tepesine çıktıysanız, buraya çıkmanıza gerek kalmayabilir. Giriş 3 Euro

giralda
Giralda Kulesi

Sevilla’da bir de nehir var. Guadalquivir nehri… Nehir boyunca yürüyüş yolları var. Hatta bisiklet kiralayıp nehri boylu boyunca gezebilirsiniz. Biz katılmadık fakat siz nehir kenarındaki “Torre del Oro”nun önünden kalkan teknelere gidip nehir turu yapabilirsiniz. Yanılmıyorsam 2 saatlik tur kişi başı 15 Euro civarındaydı.

Plaza de Espana: Bu kadar tarihi yapı arasında henüz 100. yılını bile doldurmamış olan bu yapı Sevilla’nın en heybetli yapılarından biri. 1928 de American Expo için inşaa edilmiş. Rönesans ve Endülüs mimarisinin bir sentezi olarak tasarlanmış.

Sevilla’da bir de nehir var. Guadalquivir nehri… Nehir boyunca yürüyüş yolları var. Hatta bisiklet kiralayıp nehri boylu boyunca gezebilirsiniz. Biz katılmadık fakat siz nehir kenarındaki “Torre del Oro”nun önünden kalkan teknelere gidip nehir turu yapabilirsiniz. Yanılmıyorsam 2 saatlik tur kişi başı 15 Euro civarındaydı. Ayrıca Katedral’in etrafında bulunan eski şehir sokakları da oldukça keyifli.

guadalquivir
Guadalquivir Nehri

Sevilla’da alışveriş de insanı cezbediyor. Çok güzel mağazalar var (El Corte Ingles ve Cortefiel v.b.) Sierpes caddesi (Calle Sierpes) alışveriş açısından Sevilla’nın en güzel caddesi. Bu caddeye paralel caddelerde de çok güzel mağazalar var.

Akşam da yine güzel Sevilla sokaklarını dolanırken 15 Euro kişi başı vererek (yemek dahil) Flamenko show’u izleyebileceğimiz küçük bir restorana girdik. Flamenko dansçısı bir erkekti, bir kadın da şarkıları canlı söylüyordu. Sevilla’da sokakta bu tür kafelere rastlayabilirsiniz.  Önerebileceğim: Taberna Flamenca.  Sevilla’da çok güzel tapas, paella ve diğer İspanyol yemeklerinden her köşe başında bulabilirsiniz.

Cordoba

Granada’nın hareketli sokaklarında dolanıp hediyelik eşya alışverişlerimizi de yaptıktan sonra bir sonraki destinasyonumuza doğru harekete geçtik. Yaklaşık 2 saat süren bir yolculuk sonrası Cordoba’daydık.

Birçok Türkçe kaynakta  “Cordoba” yerine “Kurtuba” demişler buraya. Ben de seyahatimizin geri kalanında Kurtuba dedim bu şehre. Açıkçası Kurtuba, Malaga ve Granada’dan sonra bize çok sessiz sakin geldi.

Park yeri: Kurtuba’nın merkezde gezilecek bir çok yeri trafiğe kapalı. O yüzden Kurtuba’ya gelir gelmez aracınızı uygun bir yere park edin ve bu şehirden çıkana kadar arabanız orada kalsın. Biz arabayı “Parking Calle Sevilla 5”e park ettik. 24 saati 16 Euro’ydu.

cordoba-kilise
Cordoba Katedrali

Kurtuba Camii: Unesco Dünya Mirası Listesinde bulunuyor. Arap dönemi sonrasında kiliseye çevrilmiş ve günümüzde Kurtuba Katedrali olarak biliniyor. Dünyanın en çok sütunlu katedrali. Bir merkezi var ve yıllar içerisinde buna ek yapıla yapıla büyümüş. O kadar büyük ve o kadar çok sütün (1293 adet)  var ki bir an bir labirentin içinde hissediyorsunuz. Kurtuba kilisesine ulaşım çok kolay. Zaten tüm yollar buraya çıkıyor gibi bir şey. Şehrin eski merkezinin tam ortasında. Avlusuna bir bilet gişesi koymuşlar. Oradan biletinizi alabilirsiniz. Ayrıca otomatlardan da biletler satılıyor.

  • Adres: Calle del Cardenal Herrero, 1, 14003
  • Ziyaret saatleri: Yaz aylarında: Pzt -Cmt: 10:00-19:00 Kış aylarında: Pzt-Cmt: 8:30-18:00 Pazar/Tatil günleri: 8:30-10:00 ve 14:00-18:00
  • Giriş ücreti: Yetişkin: 8 Euro, Çocuk: 4 Euro
Yahudi Mahallesi
Yahudi Mahallesi

Kurtuba’yı mahallelere ayırmışlar. Hepsi yürüme mesafesinde. Zaten tüm şehri 20 dakikada yürüyebilirsiniz. Özellikle Yahudi mahallesi güzel binalar ve kapılarıyla ünlü. Ayrıca mahallede 14. yüzyılda inşaa edilmiş olan görülmeye değer olan bir sinagog da mevcut.

Roma Köprüsü
Roma Köprüsü

Yaklaşık 2000 yıllık olan guadalquivir nehri üzerine yapılan Roma köprüsü de yine mimari yapısı ile görülmeye değer. Köprünün çok yakınında bulunan Kraliyet Sarayı ve turistlerin uğrak noktalarından olan Viana Müzesi de görülebilecek yerler arasındadır.

Granada

Konaklama:  Değişik mimarisi ve oldukça cana yakın sahipleriyle bizleri güzel ağırlayan otelimiz: Hostal Lima. Cidden ilgi çekici bir dekoru var. Otel tam merkezdedir. Granada’nın önemli tarihi eserlerine yürüme mesafesinde. Ayrıca daha önceden otele haber verirseniz size park yeri de ayırıyorlar. Günlük 18 Euro civarı. Odalar normal büyüklükte (yaklaşık 40m2 gibi). Fiyatlar sezona göre değişse de oda fiyatı 60-80 Euro civarı ve bu fiyata kahvaltı dahil değil.

El Hamra (Al Hamra – Kırmızı Kale): Bu güzel ve şirin şehri büyüleyici kılan gerçekten eşsiz mimarisiyle El Hamra Sarayı. Tepeden şehri seyreden El Hamra Sarayı (Alhambra), islam mimarisinin en güzel örneklerinden, 13. yüzyılda Nasri Sultanlığı zamanında inşa edilmiş ve her yeni Sultan ile biraz daha genişletilmiş.    El Hamra inşa edilirken doğal çevreyle uyum ve gün ışığının en verimli şekilde yararlanılmasına önem verilmiş. Bir bölümden ötekine atlarken, ortada havuzlar, avlular ve iç bahçeler açılıyor karşınıza Araplar ülkeden çıkıp, Avrupalılar sahne aldığında bir kısmı harap edilmiş ve o güzelim yapının ortasına V. Carlos bir saray yaptırmış. Daha sonra yine pek çok restorasyon geçiren saray Unesco Dünya Mirası Listesinde yer alıyor. Ziyaretiniz için minimum yarım gün ayırmanızı tavsiye ederim.

Al-Hamra Bahçesi
Al-Hamra Bahçesi

El Hamra’ya giriş biletinizi Online olarak daha önceden almanızı tavsiye ederim. Böylelikle yoğun sezonlarda kapıda sıra bekleme derdinden kurtulursunuz.

al-hamgirisEl Hamra’ya ulaşım: Granada çok küçük bir yer, eğer merkezde kalıyorsanız El Hamra’ya yürüyerek gidebilirsiniz. Saray neredeyse şehrin her noktasından görünüyor. Ayrıca levhalar da sizi yönlendiriyor. Yürüyerek gidecekseniz, bu yolun yokuşlu ve hiç de göründüğü kadar yakında olmadığını aklınızda tutun. Sarayın alt ucuna ulaştıktan sonra tırmanma süreniz 10-15 dakika sürecektir. Araçla giderseniz de El Hamra’nın önünde bir park yeri mevcut. Navigasyonunuz var ise “Camino Viejo del Cementerio” yazarsanız kolayca ulaşırsınız. Park yeri 4 saat için 8 Euro, 24 saat için 18 Euro.

Generalife Bahçeleri
Generalife Bahçeleri

Generalife Bahçeleri: El Hamranın çok yakınında bulunan bu bahçelerin yapımı da Elhamra gibi 13. yüzyıla dayanıyor. Generalife Granada Sultanının resmi işlerden bunaldığında kafa dinlemesi için yapılmış. Arap dönemi bittikten sonra bir çok kez yenilenen bahçelerin bu şekline ne zaman geldiği bilinmiyor. El Hamra’ya kıyasla oldukça sadece ve yalın olarak inşaa edilmiş. Giriş 8 Euro, akşam girmek isterseniz biraz daha uygun. Genelde butik konserler için kullanılıyor. Unesco Dünya Mirası Listesinde yer alıyor.

Tek bir bilet alarak Alcazaba Kalesi, 5.Charles Sarayı, Nasri Sarayı, Generalife Bahçeleri ve Hamamları ziyaret edebilirsiniz. Ücret: 14 Euro

Sacromonte Bölgesi: El Hamranın batısında yer alan bu mahalle, Flemenko’nun ana vatanı olarak biliniyor. Akşamları turistik flemenko gösterileri bulabilirsiniz. Belkide en güzel El Hamra manzarasını bu bölgeden görebilirsiniz. Fotoğraf çekenler için uğramaya değer.

Albaicin Mahallesi
Albaicin Mahallesi

Albaicin Mahallesi: Müslümanların yaşadığı albaicin mahallesi dokusu bozulmamış bir 13. yüzyıl mahallesi. Bizde dar rum sokaklarına benzeyen sokaklarda arap kültürünü görmek mümkün. Ayrıca bu keyifli sokaklarda dükkanlar ve restoranlar ilginizi çekebilir. Yine bazı sokaklarından keyifli Al Hamra manzarası yakalayabilirsiniz. Bu mahalle de Unesco Dünya Mirası Listesinde.

granada-catedral1
Granada Katedrali

Granada Katedrali: İspanyanın en büyük ikinci katedrali. Eski şehir meydanı Plaza Nueva’nın 1 blok batısında yer alıyor. Katedralin yapımına 16. yüzyılda Granada müslümanları şehri terk edene kadar başlanmamış. Gotik tarzda inşaa edilmiş. Özellikle gece çok güzel ışıklandırıyorlar. Katedralin içi ise tavan süslemeleri, fresklerle büyüleyici bir atmosfer sunuyor. 10:45 gibi açılıyor, öğle molasında kapalı olup, akşam 19:00’a kadar ziyaret edilebiliyor. Genel giriş 4 Euro.

Yeme-İçme: Yeme içme anlamında çok güzel restoranlar sunuyor bu şirin kent. Plaza Bib-Rambla meydanında çok güzel kafeler, restoranlar var. Katedrale çok yakın, yürüme mesafesinde bir meydan burası. Canınız tatlı çekiyorsa, çikolataya bana bana yiyeceğiniz “churro” restoranı tam da bu meydanda. İsmi “Churreria Alhambra”.

Yeme içme anlamında çok güzel restoranlar sunuyor bu şirin kent. Plaza Bib-Rambla meydanında çok güzel kafeler, restoranlar var. Katedrale çok yakın, yürüme mesafesinde bir meydan burası, kimse sorsanız gösterir. Canınız tatlı çekiyorsa, çikolataya bana bana yiyeceğiniz “churro” restoranı tam da bu meydanda. İsmi “Churreria Alhambra”.

Malaga

Malaga, bir liman şehri ve neredeyse yıl boyu güneş alıyor. Bu özelliğinden olacak etrafına kurulduğu sahillere Güneş sahilleri yani ”Coste del Sol” deniyor ve bu plajları ile de oldukça ünlü.  Cebelitarık boğazından 100 Km uzakta. Eğer vakit bulursanız günübirlik turlarla boğazı görmeye gidebilirsiniz. (Cebelitarık Birleşik Krallığa ait olduğundan giriş için İngiltere Vizesi istenmektedir.)

Ulaşım: Şehir içi ulaşımı yürüyerek rahatlıkla yapabilirsiniz ya da otobüsleri kullanabilirsiniz. Tek binişlik ücret 1 Euro dur fakat planlarınıza göre 10 luk kartlar daha ucuza gelebilir. Aracınız varsa; şehir merkezine doğru birçok otopark var ve müsaitlik durumları dijital levhalarda yazıyor. Ücretleri de tüm gün 25 Euro civarlarında.

Gezilecek Yerler:

Malaga gezinizi en verimli şekilde yapmanız için gezinize Malaga Katedralinden başlayıp, Alcazaba, Picasso Müzesi ve Gibralfaro kalesi sıralamasını öneririz. Bu rotanın yürüyüş mesafesi 3 km ve süresi ortalama 45 dk dır. Malaganın coğrafi yapısı nedeni ile yokuş çıkıp ineceğinizi göz önünde bulundurunuz. Otobüs kullanabilirsiniz, yokuşların bir kısmında faydalı olacaktır fakat süre olarak değişiklik olmayacaktır.

Malaga çok şirin bir yer. 1 günde rahatlıkla gezilebilir. Barok ve Rönesans etkileri ile yapılmış ve oldukça görkemli görünen Malaga Katedrali’ni kişi başı 8 Euroya gezebilirsiniz. Daha evvelden birçok kilise gezmiş bir kişi olarak çok değişik bir şey bulamayacağınızı söyleyebilirim ama bazen içerde sergiler oluyor ve bunlara denk gelirseniz 1 taşla 2 kuş vurmuş olursunuz.  Katedralin en ilginç özelliği bir kulesinin yarım kalmış olmasıdır. Bu özelliğinden dolayı da ”Tek Kollu Kadın” yani La Manquita olarak bilinir. Katedralin bahçesi ise Şehrin en büyük botanik bahçesidir. Bahçede çeşit çeşit çiçekler ve bitkiler bulunmaktadır. Mutlaka bahçesine de gezmenizi tavsiye ederim. Bahçede ki çiçek kokuları mest ediyor. Ayrıca 200 basamaktan oluşan merdivenlerden bitmiş olan kuleye tırmanabilir ve şehri panaromik olarak izleyebilirsiniz.

malaga-katedral
Malaga Katedrali İçi

Katedralden Endülüs kalıntılılarını görmek için Alcazaba’ya 5 dk lık bir yürüyüş sonrası ulaşabilirsiniz.. Alcazaba Endülüs Arap döneminde Şehrin valisinin konakladığı kaledir. Kale surlarına çıkmak biraz yorucu olabilir. Fakat surlardan yine keyifli bir manzara bulacaksınız. Kale girişi Roma Amfitiyatrosunun yanındadır, kale girişi yolu hafif yokuş olmakla birlikte yine çeşitli ağaçlarla süslenmiş keyifli bir yoldur. Kale içerisinde ufak bir arkeoloji müzesi de bulunmaktadır.

malaga-acazaba
Alcazaba Dışı

Alcazaba’nın hemen karşısında  adını önündeki caddeden alan “El Pimpi” adında bir çok güzel bir restoran var. Kendilerine özel şaraplardan içebilir ve Tapas söyleyebilirsiniz. Biz çok keyif aldık ve siparişlerimizin hepsi lezzetliydi.

NOT: El Pimpi önündeki meydanda kuşlara yem atmanın 500 Euro para cezası bulunmakta..

Alcazaba’dan 5 dk yürüyüş mesafesinde olan Pablo Picasso’nun doğduğu evi görmek üzere “Fundacion Picasso”ya  yani Picasso Müzesine geçebilirsiniz. Malaga küçücük bir yer olduğu için 3-5 önemli yerini levhalarla belirtmişler. Çok rahat bulunabiliyor o yüzden. Ev yani müze; “Palacio de Buenavista” isminde bir meydanda bulunuyor. Minik ve çok güzel restore edilmiş bir ev. Picasso’nun yarım kalmış tabloları ile bazı aile yadigârlarını görebilirsiniz. Giriş ücreti kişi başı 8 Euro. Müze Salı-Perşembe arası ve pazar günleri içi sabah 10:00 ile 20:00 arası, cuma cumartesi ise 21:00 e kadar açık.

Gibralfaro Kalesi ise şehrin en büyük kalesi. Picasso Müzesinden yürüyerek yaklaşık yarım saat. Dilerseniz Victoria Meydanına kadar yürüyüp oradan 1 ya da C1 numaralı otobüslerle 1 durak giderek kale girişine kadar da gidebilirsiniz. Ayrıca Alcazabanın hemen yanından çok keyifli bir orman yolundan da ulaşabilirsiniz. Kalenin orjinalinden maalesef pek birşey kalmamıştır. Fakat yine harika bir şehir manzarası var. Kale içerisinde küçük bir askeri müze de bulunmaktadır.

Yine katedrale 5 dk yürüme mesafesinde, Malaga’nın ünlü Atarazanas Market yani pazarı bulunuyor, çeşit çeşit taze yerel ve tropikal meyve sebze, mevsimine göre balık, peynir vs..  herşeyi bulabilirsiniz. Ayrıca Larios Caddesi de (Le Calle Larios) alışveriş için çok güzel bir seçim olabilir. Yan yana birçok dükkândan oluşan bu caddede hem İspanya’ya özgü şeyler bulabilirsiniz, hem de hepimizin yakından tanıdığı Zara, Mango, H&M gibi markaların mağazalarını gezebilirsiniz.

Biz de turumuzun sonlarına doğru eski şehirdeki sokakları ve hediyelik eşya dükkânlarını gördükten ve birkaç parça Malaga’yı hatırlatan magnet vs hediyelik eşya aldıktan sonra Granada’da ayarladığımız otelimize doğru yola çıktık.

Endülüs; Malaga, Granada, Cordoba, Sevilla

2015 yılının Haziran ayında THY’nin Avrupa indirimlerine denk geldik. İndirim listesinde Malaga dikkatimizi çekti ve sadece 100 Euro gidiş dönüş ücreti ödeyerek 2016 Mart ayının ilk haftasında biletlerimizi aldık.

Programımızı şu şekilde yaptık:

  • Öğlen sularında Malaga’ya iniş. Araç kiralayıp, Malaga’da şehir turu…
  • Öğleden sonra Granada’ya geçiş, Granada’da kalış… Ertesi gün  El Hamra Sarayı gezisi ve şehir turu…
  • Akşam, Cordoba’ya geçiş, Cordoba’da kalış ve ertesi gün Cordoba şehir turu.
  • Aynı akşam Sevilla’ya geçiş. Sevilla’da şehir turu. Ertesi gün de Sevilla gezisi ve Malaga’ya dönüş. Aynı gün Malaga’dan Türkiye’ye dönüş.
  • Toplam: 3 gece 4 gün

Komşu Kapısı; Atina

Sadece konuştuğumuz dil farklı. O kadar yakın mesafede olmamıza rağmen çok geç farkına vardığımız gezi rotası. Hem gezip gördüklerimi hem de yiyip içtiklerimi kendime saklamıyorum. Bu sefer, mitolojinin başkenti, komşu kapısı Atina’dayız 🙂

Atina, o kadar keyifli ve bizden bir yer ki gittiğinizde hiç yabancılık çekmeyeceğinize eminim. Güzel insanlar, güzel yemekler, harika bir tatil ve mitoloji meraklıları için cennet.

…Ve huzurlarınızda Atina.


Ne Zaman Gidelim? Atina bize çok benzer derken iklimini de bu benzerliğe dahil ediyorum elbette. Ege komşumuzun iklimi de Türkiye’yle benzerlik gösterdiğinden yazın gezmek çok keyifli olmayabilir, zira aşırı nem ve bunaltıcı sıcak rahatsız edebilir. Bizim gidişimiz Ekim ayına denk geldi ve hava çok güzeldi. Ne soğuk ne sıcak, serin bir bahar havası vardı. Tavsiyem gezinizi kesinlikle bahara denk getirmeniz… 🙂

Ulaşımı Nasıl Sağlayalım? İstanbul’dan Atina’ya yaklaşık 1 saatlik sürecek yolculuk için Pegasus ve THY’nin yanı sıra Aegean Airlines ve Olympic Airlinesi da araştırmanızı tavsiye ederim. Ancak bizim gibi Ankara çıkışlı yolculuklar yapıyorsanız valizlerin aktarımı bakımından THY ve Pegasus’u tercih etmek daha mantıklı olacaktır. Biz Pegasus’un kampanyalı biletlerini yakalar yakalamaz bu fırsatı kaçırmadık. Özetle, bu kadar çok havayolu firması varken size sadece Atina’ya ulaşmak istemek kalıyor. 🙂

Atina’ya indiniz ve otelinize ulaşmadan önce havaalanından ulaşım kartını halletmek istediniz. Benim tavsiyem, yürümekten hoşlanıyorsanız, sadece ve sadece havaalanı-otel-havaalanı bileti almanız. Onun dışında gezip görürken toplu taşıma ihtiyacı hisetmeyeceksiniz, ne şanslısınız ki listedeki tüm yerler yürüme mesafesinde. Yürümeyi seviyorum mu demiştiniz ? 🙂

Nerede Kalalım? Bu soruya tek ve tereddütsüz cevap veriyorum; A for Athens. Bu otele yazımın devamında başka bir başlık altında, farklı bir nedenle daha değineceğim. Bizim booking.com vasıtasıyla bulduğumuz bu otel, Monastiraki Meydanı’nda oda+kahvaltı olarak hizmet veriyor. Yeri son derece merkezi, odaları geniş ve temiz. Fiyatı ise ne hostellar kadar ucuz ne de şehir merkezinde yer alan oteller kadar pahalı. Booking.com’dan güncel fiyatlarına ulaşabilirsiniz. Fiyat olarak da bütçenize uygunsa, başka yer düşünmeyin 🙂

Nereleri Gezelim, Görelim? Atina her ne kadar ufak bir şehir de olsa, bünyesinde barındırdığı çokca gezilip görülecek yer ile vaktinizi çok iyi değerlendirmenizi ve evinize döndüğünüzde kendinizi çok zengin hissetmenizi sağlayacak bir şehir. Üstelik, sözünü ettiğim bu yerler, öyle yarım saat uğramayla geçiştirilecek yerler değil; buraları sindire sindire, zihninize kazıyarak gezmeniz gerek 🙂

Şimdi sıra, bu sözünü ettiğim yerlerden biraz daha detaylı bahsetmekte…

Akropolis: Akroplis, Atina’nın simgesi haline gelmiş çok özel bir bölge. Yüksek şehir anlamına gelen Akropolis’te çokca farklı yapı bulunmakta. Bunlardan en çok bilineni; Parthenon. Tüm fotoğraflarda Akropolis olarak tanıtılan yer aslında Parthenon. Akropolis ise, içindeki farklı yapılarıyla bu yapıları kapsayan bölge; adı üstünde şehir. Biz gittiğimizde Parthenon’da restorasyon çalışmaları hala devam ediyordu, uzun zaman da devam edeceği söyleniyordu.

greek-athen12
Parthenon / Akropolis

Akropolis içerisinde gezerken tarihten günümüze ulaşan birçok yapı ile karşılaşacaksınız. Ancak, bunlar içinde değinmeden geçemeyeceğim tek bir yapı var; Karyatidler. Karyatidler, kadının güçlü ve tüm zorluklara göğüs gerebilecek bir yapıda olduğunu simgelemektedirler. O nedenle, Akropolis’i gezerken Karyatidlere bir de bu gözle bakmanızı ve hatıra olarak da magnetlerini alarak buzdolabınızın baş köşesine yerleştirmenizi tavsiye ederim. 🙂

greek-athen13
Karyatidler

Akropolis hakkında daha detaylı bilgi için tıklayın.

İPUCU: Öğrenciyseniz, öğrenci kimliklerinizi sağladığı indirimden Atina’da da faydalanabileceğinizi unutmayın. 😉

Akropolis Müzesi: Akropolis’te uzun uzun ve sindire sindire gezdikten sonra aşağıya doğru yürüdüğünüzde çok modern ve cezbedici bir bina göreceksiniz. Hiç düşünmeden içeri girin … ve işte Akropolis Müzesi‘ndesiniz. Müzeye girmeden önce zaten cam bir taban üzerinde yürüyeceğinizden tarihi atmosfere uyum sağlamakta hiç zorlanmayacaksınız. “Ben müze gezmeyi sevmem.” demeyin, en azından önünden geçin, zaten ilginizi çekeceğine ve içeri girmek isteyeceğinize eminim. 🙂

Anafiotika: Anafiotika, Akropolis’in arka tarafında bulunan ufak bir bölgeye verilen ad. Atina gezisi öncesi araştırmalar yaparken, Atina’da hep bilindik yerlerin gezilip görüleceğinden bahsedilirken, Anafiotika adına çok az rastgeldim. Burası, Atina’nın göbeğinde ancak sanki bir Ege adasında geziyormuşsunuz hissini veren bir bölge. Bembeyaz evler, renkli panjurlar ve daracık sokaklar…Gittiğinizde göreceksiniz, Atina’nın trafik ve kalabalığı da bize oldukça benziyor. Ancak, Anafiotika, Atina içinde soluk alınabilecek, ilginç ve çok farklı bir atmosfere sahip. Gezi listenize mutlaka ekleyin…

greek-athen8
Anafiotika
greek-athen9
Anafiotika

Lykavittos Tepesi: Atina’ya tepeden baktığınızda, genel olarak düz bir alana kurulu olduğunuz görürsünüz. Ancak, bu düzlüğün ortasında iki yükselti göze çarpar. Bunlardan ilki, yukarıda detaylarıyla bahsettiğim Akropolis; bir diğer ise Lykavittos Tepesi. Buraya Syntagma Meydanı’ndan kısa bir yürüyüş sonrası daha çok zengin kesimin yaşadığı belli olan evlerin arasından geçerek ulaşabilirsiniz. Tepeye çıkmak için tabii ki buraya ulaşmak yetmiyor, bir de sizi tepenin en üst noktasına ve eşsiz Atina manzarasına kavuşturacak füniküler sırasına girmeniz gerekiyor. Fünikülerle tepeye çıktığınızda sizi ufak bir kiliseyle, mükemmel bir Atina manzarası karşılayacak. Hatta ve hatta uzaktan denizi bile görebileceksiniz. Hem rahat rahat fotoğraf çekmek hem de soluklanmak için tepede bulunan kafeyi de tercih edebilirsiniz. 😉

greek-athen6

greek-athen5

Monastiraki Meydanı: Burası kalmayı tercih ettiğimiz A for Athens’ın da bulunduğu son derece merkezi konumda bulunan ve gezilecek her yere yürüme mesafesinde olan bir meydan. Atina’da bulunan iki büyük ve önemli meydandan birisi burası. Bir diğeri ise, yazının devamında detaylı bahsedeceğim Syntagma Meydanı. Monastiraki Meydanı’na gittiğinizde gözünüze bir cami çarpacak. Burası ibadete açık olmayan fakat sade mimarisiyle göz dolduran bir cami. Kendinizi meydanın etrafında bulunan ara sokaklarda ve hediyelik eşya dükkanlarında kaybedebilirsiniz. Olsun, keyfini çıkarın. 🙂

greek-athen10
Monastiraki Meydanı (Aynı zamanda otelimizin manzarası)

Syntagma Meydanı: Syntagma Meydanı, Monastiraki Meydanı’ndan çıkıp Ermou Caddesi üzerinden yürümeye devam ettiğinizde karşınıza çıkacak aynı zamanda Parlamento Binası’nın bulunduğu meydandır. Yunanistan’daki ekonomik karışıklıkların protesto edildiği ve televizyonda çokca karşınıza çıkan yer burası. Bu meydanda keyifli olan, askerlerin gün içinde her saat başı yaptıkları nöbet değişimi seremonilerini izlemek. Ponponlu ayakkabılarıyla son derece sempatik görünen bu askerlerle fotoğraf da çeltirebilirsiniz 🙂

greek-athen4

greek-athen18

Panathenaic Stadyum: İlk olimpiyatların yapıldığı bu stadyuma Syntagma Meydanı gezinizi devamında yürüyerek yine çok rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Stadyuma giderken Zeus Tapınağı‘nın da olduğu çok farklı tarihi ve arkeolojik alanların da yanından geçeceksiniz. İlginizi çekerse buralara da uğramadan geçmeyin. 🙂

Panathenaic Stadyum‘un ilk olimpiyatların yapıldığı stadyum olduğunu söylemiştik. İçeri girdiğinizde stadyumun heybetinden etkileneceğinize eminim. Aynı zamanda, stadyumun alt tarafında yer alan olimpiyat müzesine ve özellikle eski olimpiyat afişlerine göz atmayı unutmayın. 🙂

greek-athen17
Panathenaic Stadyum

Ermou Caddesi: Burası, Monastiraki ve Syntagma Meydanlarını birbirine bağlayan, ünlü markaların bulunduğu, Atina’nın bir nev’i “İstiklal Caddesi” olan en işlek caddesidir. Bu cadde üzerinde ünlü markaların bulunduğu mağazaların yanı sıra, sarı zemin üzerinde siyah kartalın bulunduğu bayrağın dalgalandığı Panagia Kapnikarea Kilisesi‘ni göreceksiniz. Bu kilise, mübadele döneminde İstanbul’dan Atina’ya göçen Rumların ibadet için kullandıkları kilisedir. Önünden geçerken ufak bir selam vermeyi unutmayın. 😉

greek-athen3
Ermou Caddesi
greek-athen2
Ermou Caddesi

– Yukarıdaki listenin dışında mutlaka görmeniz gereken yerlerden olmasa da vaktiniz kalırsa Parlamento’nun bahçesinde soluklanabilir, ayrıca Savaş Müzesi’ni ziyaret ederek Yunanlıların savaş tarihi hakkında da kısa fikir sahibi olabilirsiniz.

Nerelerde Yemek Yiyelim ? Atina, başta tabii ki deniz ürünleri olmak üzere, çok zengin bir mutfağa sahip. Bir çok yemeği bize benzediği gibi lezzetli de. Bol bol döner, kebap vs. et ürünleriyle de karşılaşmaya elbette ki hazırlıklı olmak lazım. 🙂 Gün içinde bu tür yemeklerle karnınızı hem iyi, hem lezzetli hem de ucuza doyurabilirsiniz. Akşam da şöyle güzel bir yemek yiyelim, bir taverna müziği dinleyelim derseniz, hepsi yazının devamında…

* Souvlaki, bizdeki kebap tarzı bir et yemeği. Gitmişken özellikle bir souvlaki yiyeyim demeye elbette gerek yok, ancak gün içinde ucuz ve tok tutan bir yemek olarak tercih edilebilir. Biz, otelimize yakın olması sebebiyle, hemen Monastiraki Meydanı’nın yan sokağında yer alan Thanasis‘de yemeyi tercih ettik. Kötü değildi, ancak Türkiye’de kesinlikle daha iyilerini yemişsinizdir. 🙂

* Güzel, uzolu, bol deniz ürünlü, mezeli bir akşam yemeği arayışındaysanız tek tavsiyem Lithos Restaurant. Üstelik A for Athens’da kalmayı tercih ederseniz yürüme mesafesinde. Psiri‘de bulunan Lithos Restaurant‘a özellikle yazın gitmeyi tercih ederseniz mutlaka rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim. Balık yemek isterseniz de hangi cins balık istediğinizi Türkçe söyleyebilirsiniz, zira çipura ve levrekin Yunancası Türkçe ile aynı. 🙂 İngilizce hangisi hangisiydi diye kafa yormaya hiç gerek yok. 🙂 Balığın yanına mutlaka “Greek Salad” söyleyin ve gecenin sonunu bekleyin. Lithos’un son derece misafirperver sahibi Stavros size mastik veya uzo ikram edecektir. Keyfini çıkarın, Stavros’a bizden de selam söyleyin. 😉

* Yukarıda otelimizden bahsederken, A for Athens’a başka bir nedenle daha değineceğimi belirtmiştim. Kalmasanız bile A for Athens’ın en üst katında bulunan kokteyl barı çok ünlü. Lezzetli kokteylleri harika bir Akropolis manzarasına karşı mutlaka deneyin, pişman olmazsınız.

Sonuç olarak, Atina, yanıbaşımızda bize çok benzeyen tarih ve eğlence dolu bir şehir. Çok kısa bir yolculuktan sonra ulaşabileceğiniz bu komşu başkentini henüz ziyaret etmediyseniz ya da ziyaret etme planınız yoksa, ilk fırsatta listeye ekleyin. Pişman olmazsınız.

İyi eğlenceler…

Instagram: anilaakin