Kocayayla Çadır Kampı

Kamp yapmanın tarifsiz bir tadı vardır. Çadırda uyumak, kamp ateşinde pişen yemekleri yemek ve sonrasında aynı ateşte demlenen çayı içmek gibisi yoktur. Kamp yapanlar bilirler ama hiç kamp yapmamış olanlar için söyleyebileceğim tek şey var “çok şey kaçırdınız!!!”. Genellikle “ben çadırda uyuyamam, börtü böcek gelir” diyenler olur, doğada bir gece geçirmeyi reddederler. Oysa doğanın kucağında olduğunda insan özüne döner, toprakla yakın olmanın verdiği huzurla uyur. Çadır kampını denemek isteyenler için tavsiye edilecek o kadar çok yer var ki ama bu sefer size Bolu Kocayayla’dan bahsedeceğim. İçimdeki gezgin ateşi yine kamptan yana yanmaya başladığında kendimi Kocayayla çadır kampı yolunda buldum. Kamp ekibimiz çocuklarla beraber 50 kişiydi, yine İstanbul’dan ve Ankara’dan hatta Dubai’den yola çıkanlarla buluşma noktasına vardık. Genellikle bir buluşma noktası belirliyoruz ve tüm ekip oradan kamp yerine doğru yola çıkıyoruz.

kocayayla_1

Bolu, Düzce, Samandere yolunu takip ederek Kocayayla’ya ulaşmak mümkün. Kocayayla yaklaşık 1500 metre yükseklikte bir yayla. Yaylaya çıkan toprak yol yağmur yağdığında oldukça kaygan olabiliyor.

11 araba olarak arka arkaya bu yola girdik, yolun bazı yerlerinde yol yokuş yukarı olduğundan araçlar sırayla yokuşu çıkmaya başladı ancak toprak kaygan olduğundan çoğu araç çamura saplandı, patinaj yaptı, ekibin cengaver erkekleri araçları iterek destek verince yokuşu çıkabildiler. Kampın sadece bu kısmı bile bizim için müthiş eğlenceliydi.

Yolu tamamlayıp kamp alanına vardığımızda etrafı ormanla çevrili bir yayladaydık. Çadırların kurulacağı alanı belirledikten sonra tüm ekip çalışmaya başladı, çadırlar kuruldu, odun toplandı, ateş yakıldı. Kamp yapmanın en keyifli tarafı da hiçbir iş bölümü yapmadan ortak hareket etmektir, tüm çocuklar sizindir, tüm yapılacak işler sizindir, kimse bir kenara çekilip sadece kendi işiyle uğraşmaz, topluluk olarak hareket etmenin, paylaşmanın tadına sonuna kadar varırsınız.

kocayayla_5 kocayayla_4

Çadır kampı yapmaya karar verdiğinizde özellikle çocuklar da olacaksa mutlaka yanınızda bulunması gereken malzemeler olmalı. Çadır, mat, uyku tulumu elbette ilk sırada ama bu malzemelerin yanı sıra bahar ya da yaz mevsiminde olsanız bile mont, yedek kıyafet mutlaka bulundurmalısınız. Eğer kış aylarında değilseniz yağmur çizmesi giymenizi tavsiye ediyorum, diğer botlar sıcak tutsa bile su geçirebiliyor ama yağmur botuyla istediğiniz gibi her yere batar çıkarsınız. Islanan çorap ve ayakkabıları tüm gece ateş başında kurutmak da bir çözüm tabii.

kocayayla_6

Kocayayla’da çadırlar kurulup ateş yakıldıktan sonra ormanı keşfe çıkabilirsiniz. Doğanın size göstermek istediği çok şey var. Öncelikle ormanın içinden akan derenin kenarından orman içine doğru yürüyün, suyun sesi ile birlikte bitkilere hayran kalacaksınız. Tepelere doğru haşmetle duran ağaçların altında kendinizi bambaşka bir diyarda hissedeceksiniz. Ormanın içine doğru yürüdükçe bir gün önce içinde kaybolduğunuz şehrin sıkıntısından eser kalmayacak. Ama eğer kamp tecrübeniz yoksa bu yürüyüşleri ekip halinde yapmanızda fayda var. Bu arada ormanda yürürken ya da kamp çevresinde vahşi hayvanlarla karşılaşırsak ne olacak diye sorabilirsiniz, şimdiye kadar kamp alanımıza hayvanlar yaklaşmadı zaten sanırım onlar bizden daha çok korkuyorlar. 🙂

kocayayla_7 kocayayla_8

Kamp ateşinde yemek yapmanın zevki ve o yemeğin tadı çok başkadır. Kolay pişirilecek malzemeler alabilirsiniz başta makarna olmak üzere J Biz genellikle makarna, ızgara köfte, sucuk, tarhana, mantı tercih ediyoruz ama mercimek, bezelye, patates yemeği de yaptığımız çok oldu. Bu arada patatesi közlemek için mutlaka listenize yazın bir de “marshmallow”, ağaç dallarının ucuna takıp ateşe tutup yiyin, benim kampta en sevdiğim etkinliklerden biri bu. 🙂 Sabah kahvaltısı için malzemelerinizi alırken bisküvi almayı da ihmal etmeyin öğün aralarında acıkan çok olur.kocayayla_9

Gece ateş başında saatlerce sohbet etmek çok keyiflidir, ara sıra ateşi canlandırmayı da unutmayın ki sabah kalktığınızda ateşiniz sönmesin.

kocayayla_12

Hafta sonu ruh detoksu için Kocayayla mükemmel yerlerden sadece biri. Dönüş yolunda yine mevsime göre yollar çamur olabilir ama yokuş aşağı olacağı için çok sorun olmuyor ancak heyelan bölgesi olduğu için bazı yerlerde yol kenarlarında çökmeler olabiliyor dikkatli ve yavaş iniş gerekebilir.

Rotanızı Kocayayla’ya çevirmeniz dileği ile…

Sevgiler…
kocayayla_15

Karpaz ve Salamis Yolu

Karpaz ve Salamis Yolu

Karpaz; Salamis yolu üzerinden Mağusa’dan yaklaşık 2,5 saat uzaklıktadır. Salamis yolu üzerinde de görülmesi gereken tarihi eserler ve kalıntılar bulunmaktadır.

St. Barnabas Müzesi

Mağusa’dan araçla Salamis yolu üzerinden 10 dk uzaklıktadır. Salamisli Barnabas, Kudüs’teki eğitimi sonrasında, misyoner olarak Kıbrıs’a döner fakat Kıbrıslılar tarafından hristiyanlığı yaymak istemesinden dolayı öldürülüp, cesedi bataklığa atılır. Barnabas’ın takipçileri cesedini alıp, bir mağaraya taşırlar ve göğsü üzerine ilk yazılan incillerden birini koyarlar. Yüzyıllar sonra bir keşiş rüyasında görüp mağarayı bulur ve incili görünce mezarın Barnabas’a ait olduğunu anlar. Mağaranın olduğu yere manastır inşaa edilir. Mağusa bölgesindeki en geniş müzedir. Bir çok arkeolojik eser sergilenir, ayrıca St. Barnabas’ın mezarı da manastırın altındaki mağarada ziyaret edilebilir.

st_barnabas


Salamis Harabeleri

Mağusa’dan araçla Salamis yolu üzerinden 15 dk, St. Barnabas Müzesi’nden 5 dk. uzaklıktadır. Antik Şehrin, M.Ö. 11. yüzyılda Truva Savaşı’na katılan Tefkros tarafından kurulduğu ve inşa edildiği düşünülmektedir. 1950’li yıllarda keşfedilmiş, 1974’e kadar kazı çalışması yapılmış ve 1998 yılında Ankara Üniversitesi tarafından kazılara tekrar başlanmıştır. Oldukça büyük bir antik şehirdir, içindeki tiyatro ise günümüzde konserlerde kullanılmaktadır. Sütunları halen durmakta ve ilgisini çekenler için oldukça iyi durumdadır.

salamis_harabe

İpucu: Öğleden önce ziyaret etmenizde fayda var. Tekrar uyarıyorum, Kıbrıs oldukça sıcak olabilir. Ayrıca harabe alanında su ve gölgelik alan bulamayabilirsiniz.


Karpaz

Karpaz, Kıbrıs’ın meşhur burnuna verilen addır. Adanın haritada gördüğünüz en uç kısmındaki burnuna gidebilirsiniz. Genel olarak turistik bir aktivitedir. Mağusa’dan araçla 2,5 saat uzaklıktadır. Deniz temiz ve keyiflidir.

karpaz-022
Karpazın en ucundaki kaya parçası – yüzerek geçebilirsiniz.

Yol üzerinde; carettaların yumurta bıraktığı, koruma altında olan Alagadi, Karpaz ve Altınkum plajları, Apostolos Andreas Manastırı ve manastır yanında yer alan plajı ziyaret edebilirsiniz.

karpaz_deniz karpaz

Apostolos Andreas Manastırı: Manastır ziyarete açıktır. Deniz tarafında merdivenlerden inince bir çeşmesi vardır ve kutsal olduğuna inanılır. Hikayesi ise şöyledir; Aziz Andreas Kudüs’e giderken su sıkıntısından dolayı Kıbrıs’a uğrar. Gemidekiler karaya inince su bulamazlar, Aziz Andreas ise bastonu ile şimdiki çeşmenin olduğu yere vurduğunda su fışkırmaya başlar ve tüm gemiciler su ihtiyacını giderir. Bu arada kör olan bir denizci yüzünü yıkadıktan sonra görmeye başlar. 15. yüzyılda buraya manastır inşa edilir ve dünyanın birçok yerinden hristiyanlar burayı ziyarete gelir. Hristiyanların hacı yollarından biridir.

Benim içinse anlamı farklıdır. Benim Kıbrıs’da yaşadığım dönemde manastırın başında bir rahibe vardı, yaşlı kadının aşağıdaki fotoğrafını 2001 yılında çekmiştim. 2010 yılında Kıbrıs’ı tekrar ziyaret ettiğimde bu rahibenin öldüğünü ve yerine bir rahibin atandığını öğrendim. Aynı sandalyede manastırın diğer kapısının önünde, rahibin fotoğrafını da 2010 yılında çektim.  Aşağıda yan yana iki fotoğrafı da görebilirsiniz.

karpaz_kilise

Venedik Karnavalı Fotoğraf Tavsiyeleri

Venedik Karnavalı Fotoğraf Tavsiyeleri

Venedik Karnavalı gibi böylesine renkli ve zengin görsellik sunan bir karnavalın en mutlu edeceği kesim bence; benim gibi fotoğrafa gönül verenler. Bu nedenle gitmeden hazırlıklarınızı yapmanızda yardımcı olacağını düşünerek, Venedik Karnavalı Fotoğraf Tavsiyeleri yazımızı hazırladık. San Marco Meydanı; kostümlerini giyen birçok kişinin fotoğraflanmak için buluştuğu yer. Burada kostümlerini sergileyenler 3 gruba ayrılıyor;

Turist olarak karnavala gelip güzel kostümleri ile dikkat çekenler ve sadece oralarda olduklarında fotoğraflayabilecekleriniz,

Özellikle bu gün için kostümlerini hazırlayıp sergilemek için meydana gelenler ve anlaştığınız takdirde size özel modellik yapmak için orada bulunanlar. Bu kişilerin kostümlerini ve modellik yeteneklerini beğenirseniz kartınızı ve telefon numaranızı veriyorsunuz, ya da onlarınkini alıyorsunuz, daha sonra iletişim kurup sözleşerek istediğiniz yerde saatlik olarak ücret karşılığında size modellik yapıyorlar. Anlaşmanıza göre saatlik 100 euro dan başlıyor. TFP (Time for Print) çok yaygın değil.

Sadece para kazanma amacı ile orada olup, fotoğraf için orada para ödemeniz gerekenler. Bunlar; kostümleri sanatsal olmayıp daha çok turistlere hitap eden, 1 euro karşılığında beraber poz verip fotoğraf çektiren sokak sanatçılarıdır.

venice_carnival_6

İpucu: Kostümünü beğendiğiniz turistlerle muhabbet kurmayı başarabilirseniz, sohbetiniz de hoşsa, ücret ödemeden onları size özel modellik yapabilecekleri yerlere davet edip fotoğraflarını çekebilirsiniz. Bu yerler genelde turistik olmayan ara sokaklar ve köprüler olabilir. Bu sebepten daha önceden hızlı bir keşif yapmanızda fayda var. Keşif için kalabalık saatleri tercih edin. Eğer saat konusunda da anlaşabiliyorsanız, sabah saatleri hem kontrast ışık açısından hemde kalabalık açısından daha uygun olacaktır.

venica_2-2

Yanınızda bir tele, bir de geniş açı lens bulundurmanızda fayda var, akşam saatlerinde sokaklarda kostümlü kişilerin sayısı oldukça azalıyor. Kalabalık saatlerde ise önünüzden sürekli birileri geçiyor ya da birçok fotoğrafçı bir modelin etrafını sardığından uygun açı için yer bulmanız çok zor oluyor, genelde deneyimli modeller bu durumun önüne geçmek için yavaş yavaş kendi eksenlerinde dönüyor ve mümkün olduğunca farklı objektiflerle göz göze gelmeye çalışıyor. Fotoğrafçıların çoğunluğunu ise hem turist hemde fotoğraf çeken kişiler oluşturduğundan modelin etrafı kısa zamanda boşalabiliyor.

İpucu: Şubat ayı için Venedik hava durumu stabil değil. Bazı seneler oldukça yağışlı iken bazen de güneşli olabiliyor. Hava durumunu kontrol edip ekipmanınızı ona göre korumanızda fayda var.

caglar_yavasoglu

Gazi Mağusa

Gazi Mağusa’nın önceki bilinen ismi Famagusta’dır. Özellikle Kapalı Maraş bölgesi; Famous Ghost Town yani Ünlü Hayalet Şehir olarak bilinir. Aslında bu lakap, yerel halkın anlatımıyla, zamanla değişikliğe uğramıştır. Öyleki Mağusa’da kale içindeki rüzgarlardan dolayı duyulan sesler, hayalet sesleri olarak yorumlanmış, bir de üzerine Başsız Süvari Canbulat efsanesi, başsız antik heykeller ve Meryem Ana silüeti gibi mistik hikayelerle ünvanı Ünlü Hayaletler Şehrine dönüşmüştür.

Şehrin tarihi M.Ö. 11. yüzyıla kadar dayanır. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, stratejik önemi nedeni ile de bir çok savaşa tanıklık etmiştir. Bu nedenle kültürel ve tarihi olarak oldukça zengindir.

Akdeniz’de Kudüse giden yolda bir durak olması ise, dini açıdan da önem kazanmasını sağlamış, bölgede birçok mabet yapılmış ve hacı yollarından biri olmuştur.

Ulaşım: Pegasus ve THY’nin Kıbrısa Ercan Havaalanına her gün seferleri var. Havaalanından ise taksi ile ya da KIBHAS Otobüsleri ile Mağusa’ya ulaşabilirsiniz. KIBHAS için rezervasyon yapmanızı öneririm, ayrıca Havaalanından Taksi tutmak yerine Mağusa’dan taksi çağırmak daha uygun olabilir. Bununla birlikte araç kiralama seçeneğini de değerlendirebilirsiniz.

Konaklama: Otel seçeneklerini değerlendirirken tatil amacınızı belirlemenizde fayda var. Şehir içinde daha çok vakit geçirecekseniz, şehir dışında kalıp her gün taksiye para vermenize gerek yok, fakat şehir içinde 1-2 tane güzel plaj olduğunu da unutmayın. Şehrin 15 dk. dışında bulunan Salamis Oteli ve şehir içinde bulunan Palm Beach Oteli değerlendirebilirsiniz.

Trafik: Unutmayın ki Kıbrıs’da trafik, Türkiye’nin tersine, sol şeritten akar. Trafik kuralları genel olarak aynıdır, fakat aklınızda bulunmasında fayda var, kavşaklarda çembere ilk girenin tali yoldan bile çıksa yol önceliği vardır. Kıbrıs polisi sık sık el radarları ve yol üzerinde bulunan radarlarla hız kontrolü yapar. Kıbrıs insanı medeni, sıcak kanlı ve saygılıdır, trafikte kolay kolay sorun çıkmaz, sorun olursa da olayı büyütmez, üzerinde durmazlar.

Yeme-İçme: Hiç yabancılık çekmeyeceğiniz bir Türk mutfağı sizi bekliyor olacak; kebapçılar, ev yemekleri yapanlar, pizza, fastfood vs.. Bunlar dışında Mağusa’ya yarım saat mesafede olan Boğaz’da balık keyiflidir. Burada Kıyı Restaurant yıllardır hiç üzmemiştir. Ayrıca Kıbrısın ünlü şeftali kebabını deneyebilirsiniz, bir de barlarda gazlı alkollü içecekleri denemenizi tavsiye ederim. (bacardi breezer)

Alışveriş: Kale içinde hediyelik eşya dükkanları bulabilirsiniz. Fakat dükkanların açılış ve kapanış saatleri genellikle katidir. Kepengi indirmeye başlamış esnafların çoğu “dükkanı satın alacağım” deseniz dahi kepengleri tekrar açmaz.

Görülecek Yerler: Her zamanki gibi işinizi kolaylaştıracak şekilde sıralanmış bir gezi turu önerimiz olacak. Bu şekilde hem daha efektif hem de daha çok yer görerek Mağusa’yı gezebilirsiniz.

Mağusa’yı 3 bölgeye ayırmakta fayda var;

  1. Kale içi
  2. Laguna (yerel halk bu şekilde bilir) Tarafı ve Maraş

Kale İçi Gezilecek Yerler

harita
Othello Kalesine Cafer Paşa Caddesinden geçiş olabilir. Lütfen kontrol edin.

Kale İçi’nin (Sur İçi) biri üniversite tarafından, biri köprü üzerinden (Kara Kapısı – Ravelin), biri de Laguna tarafından (Deniz Kapısı – Porta Del Mare) olmak üzere 3 girişi bulunmaktadır. Ben köprü girişinden itibaren anlatacağım. Araba ile gelirseniz, kaleye girince sağ ya da sol tarafa park edip yürüyerek tüm kale içini rahatça gezebilirsiniz.

Şehrin surları Lüzinyanlar tarafından inşa edilmiş, Venedikliler tarafından genişletilip güçlendirilmiş, Osmanlılar tarafından ise restore edilmiştir. Bu sebepten katmanlar halinde mimari kültürü surlar üzerinde görmeniz mümkündür. Ayrıca ek bir bilgi; eskiden sur dışındaki kanalların içi sularla doluymuş.

Kale içinde bir çok tarihi kalıntı ve eser bulunmaktadır. Bir gününüzü buraya ayırmanızda fayda var. Yürüyerek keyifli bir gezinti ile tüm kale içini gezebilirsiniz. Ayrıca bir çok kafe ve pastahane de size dinlenmeniz için fırsat verir. Sıcaklara dikkat etmenizi öneririz.

Köprüden girdiğinizde tam karşıda yayalara kapalı olan yol, İstiklal Caddesi’dir. Bu sokakta hediyelik eşya bulabilir ve alışveriş yapabilirsiniz. Bu yolun sol tarafından devam ettiğiniz takdirde sizi Venedik Sarayı kalıntılarına götürecektir.

Venedik Sarayı Kalıntıları: Luzinyanlar tarafından 13. yüzyılda yapılmıştır, daha sonra Venedikliler tarafından restore edilmiştir. Girişinde 3 kemerli bir kapı bulunmaktadır. Bu kapının kenarlarındaki sütunlar ise Salamis’ten getirilmiştir. Ortadaki kemerin üstünde duran arma ise 15. yüzyılda da Kıbrısın yöneticisi olan Yüzbaşı Giovann Renier’in armasıdır.

Bu sütunların hemen yanında Osmanlı zamanında kesme taştan inşa edilen iki katlı bir zindan bulunmaktadır. Bu zindanda 1873 -1876 yılları arasında Ünlü Türk Şair ve Oyun Yazarı Namık Kemal tutulmuştur. Zindan, müze haline getirilmiş ve ziyarete de açıktır. Zindanda Namık Kemal’in yatağının hemen üstünde, yine kendisinin o dönemde yazdığı şu dörtlük bulunmaktadır; (Türkçe anlamı ile birlikte)

Zalim olsa ne rütbe bi perva (Zalim ne kadar pervasız olursa olsun)

Yine bünyad-ı zulmü (Zulmün binasını) biz yıkarız

Merkez-i hâke (Yerin, dünyanın merkezine) atsalar da bizi

Küre-i arzı (Yer küresini) patlatır çıkarız

Müzede ayrıca Namık Kemal’in fotoğrafı, eserlerinden bazıları, kendi el yazısı v.b. bulunmaktadır.

venedik_sarayi

Lala Mustafa Paşa Camii: Venedik Sarayı kalıntılarından açılan meydanın adı, Namık Kemal Meydanı’dır. Bu meydanda Kıbrısın en büyük iki camiinden biri olan Lala Mustafa Paşa Camii bulunmaktadır. Yapı 13. yüzyılda Saint Nikolas Katedrali olarak inşaa edilmiştir. Ardından 16. yüzyılda Osmanlı Devleti tarafından camiye çevrilmiş ve Kıbrıs Fatihi olarak bilinen Lala Mustafa Paşa’nın adı verilmiştir.

Not: Caminin hemen önünde, karşıdan bakınca sol tarafta bulunan Cümbez Ağacı (incir ağacı olarak da bilinir) ise 2016 yılı itibari ile tam 704 yaşındadır.

Lala Mustafa Paşa Camii
Lala Mustafa Paşa Camii

St. George Rum Kilisesi: Lala Mustafa Paşa Cami’ne karşıdan bakınca sağ taraftaki yoldan 100 metre kadar gittiğinizda kilisenin kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Bu kilisenin özelliği, yazımızın başında da anlattığım Meryem Ana ve kucağında Hz. İsa silüetini barındırması. Özellikle dolunay zamanında ve doğru yerde dolunayı yakaladığınızda kalıntıların en yüksek kısmı bu silüeti oluşturmakta. (Diğer zamanlarda da dikkatli baktığınızda görüntüyü oluşturmanız mümkün.) Yine 13. yüzyılda Luzinyanlar tarafından inşa edilmiş olan bu katedral, zamanında doğuda bulunan en ihtişamlı Ortodoks yapılarından biriymiş.

magusa_surici_ortodoks_st_george_katedrali_h1239

Templar ve Hospitalier Kilisesi: Görsel açıdan sizi çok da tatmin etmeyeceğine inandığım bir kalıntı olsa da, adından da anlaşılacağı gibi Tapınak şövalyeleri tarafından kullanılmış bir kilisedir. Yıllar içinde, kilise, mescit, mason locası, kütüphane ve dernekler için toplantı merkezi olarak kullanılmıştır. Tapınakçıların bir dönem Kıbrıs’ı yönetim üssü olarak kullandığı bilinmektedir. Akka’nın fethedilmesinden sonra Kıbrıs’ı satın alıp buraya yerleşen tapınakçılar bir süre burada bulunmuşlardır. İlgisini çekenler ziyaret edebilir.

St. George Kilisesi: Yine Luzinyanlar tarafından inşaa edilmiş bir kilise. Paris’deki St. Chapelle kilisesinin neredeyse birebir benzeri olan bu yapı surlardan daha önce inşaa edilmiştir.

george

Othello Kalesi (Kulesi):  Luzinyanlar tarafından 14. yüzyılda liman tarafına, liman kısmını korumak için inşaa edilmiştir. Venedikliler tarafından ise şekil verilmiştir. Kale (kule) ününü Shakespeare‘in ünlü eseri Othello’dan ve Leonardo da Vinci’nin Kıbrıs’da bu kale ile ilgili savunma önerilerinden almaktadır. Ayrıca önündeki surların derinliği nedeni ile bir dönem Geçilmez Kale olarak da adlandırılmıştır. Günümüzde müze olarak hizmet verip ayrıca butik konserlere de ev sahipliği yapmaktadır.

othello

Canbulat Müzesi ve Türbesi: Yazımızın başında belirttiğim efsane bu müzenin içinde yazıya dökülmüş halde görülebilir. Kısaca; Kilis Sancaktarı Canbulat Bey kalenin fethi sırasında Venediklilerin Osmanlıları engellemek için kale girişine yerleştirdikleri keskin bıçaklı bir çarkın içine atını sürer ve burada kafası kesilir, fakat kafasını koltuk altına alarak atına tekrar binen Canbulat Bey’i gören askerler yüreklenerek çarkı tarumar edip kaleye girmeyi başarırlar. Daha sonraları bazı geceler, başsız süvari Canbulat Bey’i gördüğünü iddia edeneler olur, bu nedenle Mağusa’nın ünlü hayaletlerinden biridir.

canbulat

Müzede ayrıca Osmanlı’nın fetih sırasında kullandığı silahlar araç ve gereçler de sergilenmektedir.


Laguna Tarafı ve Maraş

Palm Beach'ten görülen ve Teredilmiş bir Maraş Binası
Palm Beach’ten görülen ve terkedilmiş bir Maraş Binası

Laguna tarafında görülecek pek birşey bulunmamaktadır, fakat vakit geçirmek için görülebilir. Yol üzerinde ilk olarak; Orduya ait güzel bir ada ve ada üzerinde komutanında ikamet ettiği bir ev bulunmaktadır, yolun sonunda ise Palm Beach Plajı bulunur. Plaj temiz ve denizi güzeldir. Kapalı Maraş bölgesinin hemen yanında olduğundan plajda güneşlenirken Kapalı Maraş binalarını ve üzerlerindeki top, mermi gibi izleri görebilirsiniz.

palm-beach-manzara
Palm Beach Plajı ve Kapalı Maraş Manzarası

Maraş bölgesi Birleşmiş Milletler ve Türk askeri kontrolünde olup, bölgeye girişler yasaktır. Ordu personelleri veyakınları, bölge içersinde bir alanda bulunan Ordu Evi’ne giriş yapabilir ve giriş/çıkış esnasında yolda giderken Kapalı Maraş’ı izleyebilir. Ayrıca yine Ordu Evi’nin plajı da Ordu personelleri ve yakınları tarafından kullanılabilir. Şu an halen açık mı bilmiyorum, fakat Derinya isimli plaj yine Maraş bölgesinde ve en denizin en temiz olduğu yerlerden biri diyebilirim. Fakat dikkatli olmanızda fayda var, plajın arka tarafı atış talimi yapılan bir yer olduğundan bazen denize kurşunlar kafanızın üstünden geçerek sekebiliyor.

derinya
Derinya Plajı – arka taraftaki x şeklinde demirler sınırları belirlemek için

Dediğim gibi Maraş’a girmek yasaktır, fakat çevresinden bölgeyi görebileceğiniz birçok yer mevcuttur. Taksiciler genelde bu noktaları iyi bilirler, Maraş’ın Mağusa tarafında kalan ve kullanılmakta olan bölgesinde, tellerin ardından Maraşı görebilirsiniz. Ayrıca Palm Beach en güzel noktalardan biridir.

Eskişehir

Ankara’da yeni bir günübirlik gezi hazırlığındayız. Bu kez rotamız daha yakın bir yer. Daha önce birçok kez gittiğim bu kente, bu sefer tamamen gezmek, görmek, deneyimlemek ve fotoğraflamak mantığıyla gidiyorum.

Şimdi huzurlarınızda adım adım Ankara-Eskişehir günübirlik gezi notlarım…


NE ZAMAN GİDELİM?

Daha önce farklı mevsimlerinde gittiğim Eskişehir’in en güzel mevsimi bence bahar ayları. Kışın iliklerinize kadar işleyen kuru soğuğu, yazın ise her ne kadar terletmese de delercesine derinize işleyen sıcağı şehrine keyfini yeterince çıkarmanızı engelleyecektir. O nedenle, favori gezi mevsimim olan bahar ayları, Eskişehir için de ideal. 😉

ULAŞIMI NASIL SAĞLAYALIM?

Ankara-Eskişehir arası seyahatin en hızlı ve konforlu yolu, pek tabii ki hızlı tren. Artık, Ankara-İstanbul hızlı treninin de faaliyete girmesiyle, İstanbul’dan Eskişehir’i keşfetmek isteyenler için de ulaşım konusunda yol katedilmiş oldu.

Hızlı tren saatlerine ulaşmak için tıklayınız.

Bizim gezimiz ise sadece Eskişehir ile kalmayıp, Eskişehir’e gidene kadar farklı aktiviteler de içerdiğinden biz ulaşım için araba tercih ettik. Her ne kadar Eskişehir içinde de tramvaylarla ulaşım çok rahat sağlanmaktaysa da ekibiniz kalabalıksa bizim gibi arabayı tercih etmek, hem daha konforlu hem daha ekonomik olacaktır.

NEREDE KALALIM?

Yukarıda da belirttiğim gibi bu yazı, günübirlik gezi notlarından oluşmakta, dolayısıyla konaklama konusunda doğrudan tecrübe ettiğim bir tavsiyem olamayacak. Ancak, Eskişehir’de gözüme çarpan ve “bir daha yatılı gelirsek, değerlendirelim” diye düşündüğüm bir yer var; Ibıs Otel.

Ulaşımı hızlı trenle sağlamayı tercih ederseniz gara çok kısa mesafede, arabayla gitmeyi tercih ederseniz rahatlıkla otoparkını kullanabileceğiniz bu yer, aynı zamanda şehre de çok yakın bir konumda. Avrupa’daki kurtarıcı oteller listemde ilk sırada yer alan Ibıs Otelleri, konfor aramayıp sadece temiz yatak ve duş için odayı kullananlar için fiyat bakımından da oldukça ideal. Yatılı bir Eskişehir gezisi planlıyorsanız göz atmakta fayda var. 😉

NERELERİ GEZELİM, GÖRELİM?

Bizim Ankara-Eskişehir arası gezimiz, iki ayaklıydı. Sözünü ettiğim ayaklardan ilki, başka bir yazıda detaylı değinmeyi planladığım, Gordion Antik Kenti. Gordion gezimizi yaklaşık 1 saat gibi kısa bir sürede tamamladıktan sonra, “Nerelerde Yemek Yiyelim?” başlığı altında anlatacağım yerde yaptığımız kahvaltıdan sonra Eskişehir’e varıyoruz.  Aşağıda belirteceğim yerler, bizim takip ettiğimiz sıra olup, sizin de aynı rotayı izlemeniz halinde pişman olmayacağınızı rahatlıkla söyleyebilirim. 😉

  • Kent Park : Şehre otogar ve şeker fabrikasının bulunduğu kavşaktan giriş yaptığınızda, çok kısa bir mesafe sonra heybetli kapısıyla dikkatinizi çekecek, şehrin nefes alma yeri. Kent Park, medyada yapay plajı ile çokca yer alan dinlenme ve güneşlenme alanı. Son derece büyük bir alana kurulu bu parkta yeşilliklerin içinde kısa bir tur attıktan sonra gezinize devam etmeden önce kısa bir çay molası verebilirsiniz. 😉
kent-park
Kent Park
kent-park-yapay-plaj
Kent Park-Yapay Plaj
  • Sazova Bilim, Sanat ve Kültür Parkı : Kısaca Sazova Parkı, şehrin bir diğer ucunda kalan yine dev bir yeşil alan üzerine kurulu, çocukların bilimle, sanatla haşır neşir olabilecekleri ve hayal dünyalarına hitap edebilecek çok keyifli bir park. Çocuğunuz varsa bilim evindeki bilim turlarını takip edip bu turlara katılabilirsiniz. Sonrasında ise nostaljik trene binip veya yeşilliklerin arasından yürüyerek, her bir kulesi için Galata Kulesi, Kız Kulesi gibi Türkiye’deki önemli kulelerin formlarından esinlenilen masal şatosuna ve korsan gemisine gidebilirsiniz. Fotoğraf meraklılarına ufak not; burası tam bir cennet. 🙂
sazova-2
Sazova Parkı
sazova
Sazova Parkı
sazova-4
Sazova Parkı-Masal Şatosu
sazova-3
Sazova Parkı-Nostaljik Tren
  • Odunpazarı : Odunpazarı, eski evlerin restore edilip rengarenk boyanarak, geleneksel haline dönüştürüldüğü ve Eskişehir turizmine kazandırıldığı son derece keyifli bir semt. Burada, Odunpazarı sokaklarında dolaşabilir, renkli ev ve sokakları fotoğraflayabilir, Eskişehir’e özgü lületaşından yapılmış takılar satın alabilirsiniz.
odun-pazari
Odunpazarı Sokakları
  • Eskişehir Çağdaş Cam Sanatları Müzesi : Odunpazarı içinde yer alan ve eski, avlulu bir evin restore edilmesiyle ortaya çıkan enfes bir müze. Burada çeşitli sanatçılar tarafından meydana getirilmiş son derece güzel ve etkileyici cam eserler görebilirsiniz. Ayrıca müzenin üst katında Eskişehir tarihine ilişkin detaylı bir şekilde hazırlanmış, bilgilendirici bir bölüm olup, orada da vakit geçirebilirsiniz. Ufak Not: Müze girişi, kişi başı 5-TL.
cam-muzesi
Cam Sanatları Müzesinden Bir Eser
  • Porsuk Çayı ve Şehir Merkezi : Şehirlerin bir çoğu nehir, göl gibi su kaynaklarının çevresine kurulurken Eskişehir’de kendisine Porsuk Çayı‘nı seçmiş ve onun çevresinde yerleşim göstermiştir. Arabanızı arka sokaklara parkettikten ya da hızlı trenle gelirseniz, gardan kısa bir yürüyüşle ulaşacağınız şehir merkezinde sizi çok keyifli bir görsel şölen bekliyor olacak. Ortasında tramvay geçen, trafiğe kapalı dev caddelerde yürüyüş ve alışveriş yapabilir, Porsuk Çayı’nda modern gondollarla gezinti yaparak şehrin keyfini çıkarabilirsiniz.
porsuk
Porsuk Çayı
porsuk-gondol
Porsuk Çayı-Gondolla Gezinti
  • Barlar Sokağı : Günün yorgunluğunu atmak ve gezinin krtiğini yapmak için en ideal yer, Barlar Sokağı olarak adlandırılan bölgede yer alan irili ufaklı cafe ve publar. Yanyana dizilmiş ve bir çoğu son derece zevkli ve modern döşenmiş bu keyifli mekanlardan herhangi birinde yorgunluğunuzu atabilirisiniz.

NERELERDE YEMEK YİYELİM?

Geldik yazının en kıymetli kısmına. 🙂 Yemek için tavsiyelerimden biri yol üstü kahvaltıcı, diğeri de Eskişehir’in milli yemeği çibörek yiyebilceğiniz bir mekan olacak. Peşinen belirteyim, her ikisi de kesinlikle başka yer düşünülmeden, mutlaka uğranması gereken yerler.

Kahvaltı olarak bizim tercihimiz, Eskişehir ve Eskişehir yönüne yaptığımız seyahatlerimizde sıklıkla tercih ettiğim ve hiç pişman olmadığımız bir yer; Bena Tesisleri. Bena, Sivrihisar’a gelmeden, sürekli karşınıza çıkan tabelalarıyla kendini unutturmayan bir yol üstü tesisi. Son derece zengin ve doyurucu kahvaltısını ettikten sonra akşama kadar açlık hissetmeyeceğinizi rahatlıkla söyleyebilirim. Kahvaltı serpme şeklinde olup kişi başı 25-TL.

Tatarlar tarafından Eskişehir’e getirilen ve Eskişehir’in milli yemeği haline gelen çiböreği, kendisi de Tatar olan ve çibörek konusuna yıllarını veren kayınpederimin “Eskişehir’de yediğim en iyi yer” şeklinde tanımladığı bir yerde yemenizi tavsiye edeceğim; Odunpazarı’nda bulunan Kırım Tatar Kültür Çibörek Evi. Hakikaten de hiç yağ çekmemiş, çok lezzetli ve hafif bir çibörek yedik. Hal böyle olunca insan kendini ne kadar yemekten alıkoyamasa da elbette bu lezzetli durağın bir sonu var. 🙂 Beş adet çibörekten oluşan 1 porsiyon çibörek 10-TL.

Barlar Sokağı’nda tercih ettiğimiz mekan ise Vural Sokak’ta yer alan No:46 Pub oldu. Son derece zevkli döşenmiş bu mekanda farklı biralar deneyebilirsiniz.

Eskişehir’de yemek hakkında ufak notlar;

– Eskişehir’de geziniz esnasında muhakkak ki denk geleceğiniz, buraya özgü pişmaniyeye benzer bir tatlı var; Met Helvası. Fırsat bulursanız, deneyebilirsiniz.

– Çekirdek çitleme hastalığınız varsa, şehrin birçok yerinde bulunan Kurtuluş Kuruyemiş‘e mutlaka uğrayın. Aklına çekirdek gelmeyenin durduk yere aklına düşürüyolar. 🙂

Kara Kedi Bozacısı, Eskişehir’in en eski bozacılarından. Benim her ne kadar aram bozayla pek de iyi olmasa da içenlerin hepsi bu lezzetten fazlasıyla memnun. Üstelik akıllarda daha çok kışa özgüymüş gibi yer eden bozayı yazın da içebilir; boza sevmiyorsanız yine enfes limonatalarının tadına bakabilirsiniz. 😉


Eskişehir, konumu itibariyle büyük şehirlere oldukça yakın, hızlı trenle de ulaşım hem Ankara’dan hem İstanbul’dan bir o kadar kolay. Son senelerde oldukça gelişmiş, gezerken sanatı, kültürü ve doğayı fazlasıyla hissedeceksiniz. Naçizane tavsiyem, bir haftasonunuzu ayırın, trene atlayın ve bu yeşil şehrin keyfini çıkarın.

Keyifli geziler…

Instagram: anilaakin

Venedik Karnavalı

Dünyada en çok bilinen ve en ilginç karnavallardan biri olan Venedik Karnavalı 2 hafta sürer. Karnaval 12. yüzyılda Pagan kültürü gereği Bahar kutlamaları olarak başlamış. Maskelerin kullanılması için ise değişik senaryolar olmasına rağmen genel olarak sınıf farkını gizlemek için maskelerin kullanıldığı kabul ediliyor. (Bir başka sav ise; veba salgınında hasta olanların vücudunda ki ve yüzündeki yaraları gizlemek için olduğu) Avrupanın çalkantılı dönemlerinde yasaklanmış. 1979 yılında ise tekrar kutlanmaya başlamış.

Genel olarak Şubat ayında kutlanıyor, 2017 yılında 11-28 Şubat tarihleri arasında olacak. Takvim için tıklayınız.

venice_carnival_2

Ulaşım: THY nin her yıl düzenlediği sevgililer günü kampanyası; 1 bilet alana 2.si 1 euro kullanılarak gidilebilir. Hatta sevgililer gününüzü de orada geçirerek romantik bir tatil yapmış da olursunuz. Venedik Havaalanından ise daha önceden rezervasyon yapabileceğiniz Taxi Boat larla istediğiniz yere ulaşabilirsiniz.

Konaklama: Karnaval zamanı Venedik’te kalacak yer bulmak oldukça zor. Erken rezervasyon hem daha ucuza hem de daha konforlu konaklama imkanı sağlıyor. Otel tercihi dışında Airbnb seçeneğini de değerlendirebilirsiniz. Biz konaklamamızı Airbnb den ayarladık ve oldukça memnun kaldık.

Eğlence: Karnavalın en ünlü eğlencesi balolar. Baloların giriş ücretleri pek de düşük değil, ayrıca kostüm zorunlulukları da var. Ortalama bir kostüm kiralama ve ortalama bir baloya katılım maliyeti kişi başı 300-400 euro dan başlıyor. Yine bu şartlara ulaşmak için erken rezervasyon şart. Orada karar verip gitmek isterseniz 500-600 Euroyu gözden çıkarmanız gerekiyor. Hatta kostüm bulma problemi de yaşayabilirsiniz. En ünlü balo ise Casanova Grand Bell.

Eğer Balo seçeneğini pahalı bulacak olursanız daha uygun fiyatla karnaval ruhunu yaşayabileceğiniz ufak operalar oluyor. Kostümlü sanatçılar karnaval konseptine uygun operalar sergiliyorlar. Fiyatları ise kişi başı 25 Eurodan başlıyor. Aynı gün bile biletinizi alıp hem görsel işitsel olarak bu ziyafeti yaşayabilirsiniz.

venice_carnival_3Daha uygun ve eğlenceli birşey yok mu derseniz; Karnaval zamanı Venedik oldukça kalabalık. Bu nedenle her gece değişik yerlerde değişik konseptli partiler düzenleniyor. Venedik’te birçok meydan ve toplanmaya uygun alan mevcut ve genel olarak partiler bu meydanlarda sokak partisi şeklinde oluyor. Alkol markalarının düzenlediği partiler ise daha önce çıkıyor ve daha kalabalık oluyor. Buralarda ücretsiz biralar shotlar ikram ediliyor.  Partilerin lokasyonlarını insanları takip ederek bulabilirsiniz. Ya da Alkol markalarının web sitelerinden bilgi alabilirsiniz. Bazı Barlar ve clublar ise giriş ücreti karşılığında iç mekanlarında parti düzenliyorlar.

Fazla kalabalık olmasın diyenler için de; yemekli Tekne turları var. Tekne hem ufak bir gezi ile Venedik’in ünlü yapılarını gezdirken bir taraftan da seçtiğiniz turun konseptine uygun bir şekilde karnaval keyfini yaşamanızı sağlıyor. Ortalama kişi başı 100 Euro.

Karnaval süresince San Marco Meydanı’nda birçok etkinlik ve yarışma düzenlenir. Bunlardan en keyiflisi ise günde iki kez düzenlenen en iyi kostüm yarışması. Ayrıca bazı meydanlarda havai fişek gösterisi de yapılıyor.

venice-2

Kostüm: Karnavalın en keyifli tarafı tabi ki kostümler ve maskeler. Genel olarak geleneksel Venedik kostümleri ve maskeleri tercih edilse de Darth Vader dan Harry Potter kostümlerine kadar envai çeşit kostümle karşılaşacaksınız. Haliyle siz de istediğiniz kostümü Türkiye’den edinip yanınızda götürebilir, orada bulunan dükkanlardan kiralayabilir ya da Venedik sokaklarında 5 eurodan başlayan binlerce çeşit maskeden birini alıp sadece maske takarak da karnaval ruhunu yaşayarak sokaklarda gezebilirsiniz. Ortalama bir takım kostüm kiralama günlük 150 Eurodan başlıyor.

venice_carnival_5

Gordion – Malıköy – Alagöz

Tarih ve müze meraklısı olup da Ankara’da yaşayanlar için ne yazık ki çok alternatif yok. Ancak, kısa bir yolculukla farklı deneyimler edinebilceğiniz ve çoğunlukla Polatlı bölgesinde bulunan bir kaç rotadan bahsetmek isteriz. Bu sefer Ankara sınırlarında bulunan ve şehir merkezine yaklaşık yarımşar saatlik araba yolculukları ile gidilebilecek 3 ayrı noktaya şu sırayla bir göz atalım.

  1. Malıköy İstasyon Müzesi
  2. Alagöz Karargah Müzesi
  3. Gordion Antik Kenti

gordion_map

Ulaşım: Yukarıda ki haritadan da görebileceğiniz gibi Malıköy kavşak ayrımından hem Malıköy İstasyon Müzesine, hem de Alagöz Karargah Müzesine gidebilirsiniz. Daha Sonra Eskişehir yolu üzerinden haritadaki rotayı da takip edebilirsiniz, ya da düz devam ederek şehir içine girmeyerek Beylikköprü kavşağından da giriş yapabilirsiniz.


Malıköy İstasyon Müzesi

img_7391

Sakarya Meydan Muharebesi esnasında kilit bir üst olarak hizmet vermiş olan bu istasyon, aynı zamanda lojistik ile malzeme ve mühimmat tedariki için dağıtım noktası olarak kullanılmıştır. Bununla birlikte, hem yaralı askerleri tedavi eden bir hastane hem de askeri uçakların kullandığı bir pist olarak da hizmet vermiştir.

Müzeyi gezerken o dönemde kilit rol oynamış ve bu müzede sergilenen vagonlar ile o zamanki uçakların aslına uygun yapılmış replikalarını görebilirsiniz. Ayrıca müze içersinde bulunan mankenlerle muharebenin canlandırılması yapılmakta aynı zamanda Atatürk’ün bazı eşyaları da sergilenmektedir. Özetle, bahçesi ve içeriği ile keyifli bir müze.

Ne acıdır ki, müzelerimiz ve tarihi değerlerimizi koruma konusunda oldukça zayıf bir milletiz. Malıköy İstasyon Müzesi’ne girdiğinizde de ilgisizlik ve bakımsızlık ilk göze çarpan detay. Ancak yine de yolunuz o taraflara düşerse, kısa bir vakit ayırarak o günlerin hatrına selam etmeyi es geçmeyin.

Müzeye ilişkin daha detaylı bilgi için tıklayınız.

img_7392


Alagöz Karagah Müzesi

img_7411

Atatürk’ün 1921 yılında karargah olarak kullandığı bu ev, Malıköy İstasyonuna 10km uzaklıktadır. Ev aslında yerel bir çiftlik sahibine ait iken, 1965 yılında sahipleri tarafından müze olarak hibe edilmiştir. 10 Kasım 1968 de ilk açılışı yapılan müze daha sonra Atatürk’ün eşyaları ile karargah zamanına uygun olarak dekore edilip restore edilmiş ve 1983 yılında müze olarak Anıtkabir Komutanlığı tarafından tekrar hizmete açılmıştır.

İpucu: Müze gittiğinizde kapalı ise, geri dönmeyin ve yerel halka durumu bildirin, müzenin görevlisi  gelip müzeyi gezmeniz için size kapıyı açacaktır.

23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasında Sakarya Meydan Muhaberesi’nin büyük bölümünü buradan yürüten Atatürk, savaşın gidişatına ilişkin çok önemli karaları bu karargahta vermiştir. Bu detayları düşünerek bu müzeyi gezdiğinizde insanı derinden etkileyen bu yerde Atatürk’ün kaldığı oda, yemek odası, yaverler odası, dinlenme odası canlandırma yapılarak düzenlenmiş ve keyifle gezeceğiniz bir yer haline getirilmiştir.

Müzeye ilişkin daha detaylı bilgi için tıklayınız.


Gordion Antik Kenti

gordion

Gordion Antik Kenti, Polatlı’yı geçtikten sonra, Ankara’ya yaklaşık 90 km mesafede bulunan bir antik kent. Bu kentten çıkarılan eserler ise yine aynı bölgedeki Gordion Müzesi’nde meraklılarını bekliyor.

Tarihi çok eskilere dayanan Gordion, Frigya’nın başkenti olup, geçmişi tunç ve demir çağına kadar gitmektedir. O döneme ait çanak-çömlekler, demir aletler ise Gordion Müzesi’nde sergilenmektedir. Daha detaylı bilgi için Gordion Müzesi’nin sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

img_7409
Kral Midasın mezarına giriş

Bizim burayı ziyaretimizde en çok ilgimizi çeken yer, her ne kadar eşek kulaklı Midas’ın olduğu düşünülse de bu konuda kesin bir bilgiye sahip olunamayan ve Gordion Müzesi’nin tam karşısında yer alan Midas Tümülüsü oldu. Çoğunlukla Frig başkenti Gordion’da görülen tümülüsler, ölen kral ya da zenginlerin mezarlarının üzerine toprak yığarak tepecikler meydana getirilmesiyle oluşturulan bir çeşit anıt mezar. Tümülüslerin bulunması ve halkın ziyaretine açılması projesiyle, Zonguldaklı madenciler tarafından mezar odasına giden tüneller kazılmış ve küçük bir koridor oluşturularak ziyarete açılmıştır.

img_7406
Kral Midasın Mezarı

Özellikle tarihe merakınız varsa, son derece etkileyici bu müzeyi yaklaşık 1 saatinizi ayırarak deneyimleyebilirsiniz.

Görüleceği üzere, Ankara her ne kadar müze bakımından kısır olsa da, kısa bir yolculukla ulaşabileceğiniz çok farklı tarihi mekanlar mevcut. Bir haftasonu, kısa bir araba turuyla, tüm bu yerleri görebilir, yakın ve uzak geçmiş hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

Keyifli geziler…

NOT: Malıgöz İstasyon Müzesi ve Alagöz Karargah Müzesi yazısı, Çağlar Yavaşoğlu tarafından hazırlanmıştır.

Instagram: anilaakin

Cumalıkızık Köyü – Bursa

Ankara’da yaşamanın en büyük avantajı, yakın çevrelere kısa, günübirlik ve keyifli geziler yapabilmenizdir. Ne yazık ve ayıptır ki, Ankara’ya o kadar yakın olan bu sempatik ve bol yeşil şehri daha geçenlerde gezebilme ve keşfedebilme şansına erişebildim. Yeşil şehir Bursa’ya uğramadan önce de, çokca methini duyduğumuz Cumalıkızık Köyü’ne kısa bir selam verdik. O nedenle belirtmeliyim ki, bu yazının diğerlerinden farkı, günübirlik bir gezinin notlarından oluşmasıdır.

Yazıya başlamadan ufak bir uyarı; bu yazı, bolca türbe ve cami içerir.

… Ve huzurlarınızda Osmanlı’nın başkenti, Bursa, ve pek tabii ki öncesinde Cumalıkızık Köyü.


NE ZAMAN GİDELİM?

Her ne kadar kışını bilmesem de, başlıbaşına bir efsane olan Uludağ’da kayak ve kar keyfi yapmak niyetindeyseniz kışı tercih edin derim. Bizim gidişimiz Ağustos sonuna geldi ve bizi, bol nemli, bir o kadar da sıcak bir hava karşıladı. Tamamen turistik bir gezi niyetindeyseniz, gezmek için en favori mevsimi, yani baharı tercih etmenizi öneririm. Zira, arkasına Uludağ’ı alan Bursa’yı, denizden gelen nemli hava ile yaz sıcağını birlikte bünyesinde barındırması nedeniyle yazın ortasında gezmek, gezmekten ziyade eziyete dönüşebilir.

ULAŞIMI NASIL SAĞLAYALIM?

Bizim seyahatimizin çıkış noktası, Ankara. Ulaşım tercihimiz ise araba oldu. Bu sayede öncesinde Cumalıkızık’a uğrayıp rahatça vakit geçirdikten sonra kolaylıkla şehir merkezindeki gezimize başlayabildik. Ankara’dan toplu taşıma ile ulaşmak isteyenler için ise sanırım en kısa ve konforlu yol, hızlı tren artı otobüs olacaktır. Ancak, en az iki şoförseniz ve arabanız varsa, arabayla gitmenizi tavsiye ederim.

NEREDE KALALIM?

Yazının başında da belirttiğim gibi, bu, günübirlik seyahate ilişkin bir yazı. Dolayısıyla ne yazık ki, konforlu bir otel tavsiyesinde bulunamayacağım. Ancak, daha önceki uzun bir seyahatimizde bir gece konaklamak için tercih ettiğimiz bir yer vardı; Bursa Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Uygulama Oteli. Burayı bir gecelik mola yeri olarak kullandığımızdan mutlaka gidin kalın şeklinde bir tavsiye vermem doğru olmaz. Ancak, burasıyla ilgili söyleyebileceğim en önemli şey, son derece merkezi bir yerde ve çok ucuz olması. O nedenle, konfor peşinde değilseniz ve kısıtlı bir bütçeniz varsa, buraya bir göz atmanızda fayda var.

NERELERİ GEZELİM, GÖRELİM?

Bu yazıda her ne kadar iki farklı yerden bahsediyormuşum gibi görünse de ilk olarak değineceğim Cumalıkızık Köyü için tek gezilecek yer tavsiyem var; sokakları … O nedenle bu köyle ilgili daha çok fotoğraf koymayı tercih ediyorum ki siz de Bursa gezinize burayı ekleyip eklememek konusunda kolaylıkla karar verebilin.

Cumalıkızık Köyü, beş adet kızık köyünden, UNESCO tarafından koruma altına alınmış olanı. Diğer köylerde yaşayan halkın cuma namazı kılmak için bu köye gitmesi nedeniyle Cumalıkızık adını almış, Uludağ’ın eteklerinde daracık sokakları bulunan enfes bir köy. Özellikle fotoğraf merakınız varsa, pazar günleri bunun için hiç uygun değil, zira tüm Bursa ve civar illerden gelenler pazar günlerini burada kahvaltı yaparak geçiriyorlar. Sosyal medyanın da etkisiyle, son derece popüler olan bu köyde keyifli ve değişik bir haftasonu geçirebilirsiniz. Ancak, ne yazık ki, köylüler, bu aşırı turist akınından fazlaca nasibini almış ve kendi yaptıkları ürünleri fahiş fiyatlara satmaktalar. Siz, yine de, bu sempatik köyün sokaklarını gezerken, bir paket böğürtleninizi almayı unutmayın.

NOT: Cumalıkızık Köyü, son derece dar sokaklara sahip. O nedenle köyün girişinde yer alan otoparka araçları bırakmak en mantıklısı. Otopark fiyatı, 4-TL.

cumalikizik-2
Cumalıkızık Köyü
cumalikizik-4
Cumalıkızık Köyü

Cumalıkızık Köyü, aheste aheste gezinme hızıyla dahi 1 saatte rahatlıkla gezilebilecek bir köy. Hızlı adımlarla gezerseniz ne kadar süreceğini varın siz düşünün.

Keyifli bir sabahtan sonra, kendinizi Bursa’nın kültürüne bırakmanın tam zamanı. Aşağıda sözünü edeceğim yerler, sırayla ve yürüyerek rahatlıkla gezebileceğiniz yerler. Listeye başlamadan, tekrarla, son bir uyarı; liste, bolca cami ve türbe içerir. 🙂

  • Irgandı Köprüsü: Bu köprü, şehrin göbeğinde bulunan ve bir anda karşınıza çıkan enteresan bir yapı. Eski bir kemerli köprünün üzerine, karşılıklı dükkanların kurulmasıyla oluşmuş ve karşıdan bakınca da oldukça ilgi çekici duran sempatik bir köprü. Gezi rotanızda bir anda karşınıza çıkacak bu ilginç yerde kısa bir fotoğraf molası verip, yolunuza devam edebilirsiniz.

irgandi-koprusu

  • Yeşil (Sultaniye) Medrese: Yürüyüş rotanızda Irgandı Köprüsü’nü geçtikten sonra arkanıza köprüyü aldığınızda sağa doğru kıvrılan yol sizi Yeşil Medrese’ye, oradan Yeşil Cami’ye ve son olarak meşhur Yeşil Türbe’ye çıkaracaktır. Yeşil Medrese, Çelebi Sultan Mehmed tarafından yaptırılmış, Osmanlı’nın en önemli medereselerinden birisidir. Ancak, 1975 yılından itibaren, geziniz esnasında da gezebileceğiniz ve varsa müze kartınızla da giriş yapabileceğiniz, Türk İslam Eserleri Müzesi olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır.

yesil-sultaniye-medresesi

  • Yeşil Cami: Yeşil Cami, Yeşil Medrese’den çıktığınızda kısa bir yürüyüş mesafesinden sonra ulaşabileceğiniz bir cami. Son derece etkileyici iç ve dış mimariye sahip bu camiyi mutlaka gezi listenize ekleyin.

yesil-cami

yesil-cami-2

  • Yeşil Türbe: Yeşil Cami’den çıktığınızda ağaçların arasında sizi selamlayan, aslında rengi yeşilden çok turkuaz/mavi olan ve adını mavi, yeşil ve turkuaz İznik çinilerinden alan bir türbe Yeşil Türbe. 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası ilan edilen Yeşil Külliyesi’nin içinden yer alan bu yapı, 1421 yılında Çelebi Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır.

yesil-turbe

  • Emir Sultan Cami: Emir Sultan Camisi, Yeşil Külliye’den çıktıktan sonra görece biraz daha uzak mesafede kalmaktadır. Ancak, camiye giderken ilginç bir manzara size eşlik edecek; mezarlığın ortasından geçen yol. Neredeyse yola sıfır duran mezarlıklar arasında ilerlerken karşıda Emir Sultan Camisi sizi selamlayacaktır. Çok ilginç bir yapı olmamakla birlikte, vaktiniz varsa kısa bir zaman ayırmakta fayda var.

emir-sultan-cami

  • Koza Han: Emir Sultan Camisini ziyaret ettikten sonra, gezinin kalan kısmına devam etmek için aynı yolu takip ederek şehir merkezine dönüşe geçmek gerekecek. Koza Han da gezinin ikinci kısmının ilk durağı. Dışarıdan bakıldığında son derece sade duran bu yapı, içine girildiğinde son derece ferah ve yeşil bir şekilde sizi karşılıyor. İki katlı ve ortasında dev bir avlusu bulunan Koza Han’da, dev avlunun ortasında da bir mescid bulunmaktadır. II. Bayezid tarafından yaptırılan Koza Han, kısa bir çay molası için oldukça iyi bir alternatif. 😉

koza-han

  • Ulu Cami: Koza Han’ın hemen yanında yer alan Ulu Cami, Bursa’nın en ünlü ve turistik yerlerinden. Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan Ulu Cami, ortasında bulunan şadırvanı ile de son derece ilgi çekici. Ulu Cami’nin bir diğer özelliği ise, 20 adet kubbesiyle, Osmanlı mimarisinde çok kubbeli caminin en önemli örneği olmasıdır.

ulu-cami

Bursa’da gezilecek bir diğer bölge ise, Tophane Bölgesi. Biraz yorucu ve yokuşlu bir yürüyüşten sonra ulaşılabilecek bölgede, öncelikle Saltanat Kapısı, ardından Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin Türbeleri ile Saat Kulesi görülebilecek yerler arasında. Saltanat Kapısı, Osmanlı’nın Bursa’ya ilk giriş yaptığı kapı olarak geçer. Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin Türbeleri ile Saat Kulesi ise büyük bir park içerisinde yer almakta, ayrıca bu parktan tüm Bursa’yı tepeden görme şansına erişebilirsiniz.

saltanat-kapisi
Saltanat Kapısı
osman-gazi-tepebasi
Osman Gazi Türbesi
orhan-gazi-tepebasi
Orhan Gazi Türbesi
saat-kulesi
Saat Kulesi

NERELERDE YEMEK YİYELİM?

Yazının başında da belirttiğim üzere, Bursa gezimizin ilk durağı Cumalıkızık Köyü idi. Burada gezimize güzel bir kahvaltıyla başladık. Bizim kahvaltı mekanı tercihimiz; Kınalıkar Bulanlar Konak oldu. Kınalı Kar isimli dizinin çekimlerinin yapıldığı konak olarak ünlenen mekan, şimdilerde ise kahvaltı mekanı ve butik otel olarak hizmet vermekte. Kahvaltı, serpme kahvaltı olarak servis edilmekte ve kişi başı 20-TL. Biz gayet memnun ayrıldık, hele bir de köyün güzel sokaklarına bakan bir masa yakalayabilirseniz, keyfinize diyecek olmaz. 🙂

Bursa’ya kadar gitmişken yemek olarak iskender kebap yemeden dönmek elbette olmaz. Hangisinin iskender kebapın mucidine ait restaurant olduğu konusunda net bir bilgi edinememiş olsam da Ulu Cami’nin arkasında yer alan İskender Restaurant’ta yahut  uzun kuyruklarda beklemeyi göze alabilecekseniz, Atatürk Caddesi üzerinde ufak, mavi bir dükkanda hizmet veren Kebapçı İskender’de bu lezzeti deneyebilirsiniz.

Bizim tercihimiz ise, iskender kebaptan biraz farklı oldu. Sabah yaptığımız doyurucu kahvaltı nedeniyle açlığımızı dönüş yoluna geçtiğimizde hissetmeye başladık ve İnegöl’de, Köfteci Orhan‘da, inegöl köfte yemeyi tercih ettik. Ankara-Bursa arası bu geziyi planlıyorsanız bu alternatifi de göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim.

NOT: İskender Kebap’ın fiyatları, yerinde yediğinizin hakkını verecek nitelikte, 30-TL. Bizim tercihimiz inegöl köfte’nin fiyatı ise,  16-TL. Tercih sizin. 🙂

Sonuç olarak, Bursa, hem yeşiliyle cezbedici, hem de kültürel olarak son derece doyurucu bir şehir. Mevsim olarak bahar ayları tercih edilmeli, rahat spor ayakkabılar giyilmeli, yola düşülmeli ve bu kültür başkenti zevkle ve heyecanla gezilmeli. 😉

İyi eğlenceler…

Instagram: anilaakin

Salzburg

Nasıl gidilir: Türk Havayolları’nın İstanbul’dan direk uçuşu var.

Kısa bir orta Avrupa gezisinde bir durak olarak uğramak isterseniz, Münih, Viyana gibi şehirlerden oldukça yakın. Biz de Münih’ten 1,5 saatlik bir tren yolculuğuyla gittik. Oradan da 2 saat yolculukla Viyana’ya 2 geçebilirsiniz. Tren biletlerini Deutchebahn ya da Ôsterishbahn web sitelerinden online alabilirsiniz. Erken alırsanız promosyon biletler bulmanız mümkün.  Örneğin ben 16 Euro’ya tek yön tren bileti aldım. Koltuk numarası için 2-4 euro karşılığında ayrıca rezervasyon yaptırmanızı öneririm. Yoksa ayakta kalabilirsiniz. Tren garı, şehir merkezinde olduğu için otelinize yürüyerek, otobüsle ya da taksi ile de gidebilirsiniz. Taksi çok pahalı değil, tren garından Alt Stadt ortalama 10 Euro. Otobüs bileti 2,30 Euro.

Konaklama: Salzburg da konaklama, özellikle Alt Stadt tarafında kalmak isterseniz butik oteller ağırlıklı olması dolayısıyla biraz pahalı, ancak tren istasyonunun çevresinde  daha uygun lüks oteller bulabilirsiniz. Biz bu tür bir tercihte bulunduk. Turistik tüm mekanlara 1-2 kilometre uzaklıkta olduğundan yürüyerek, taksi veya otobüsle her yere ulaşabilirsiniz. Taksi ortalama 8-10 Euro tutmakta.

Kaç gün kalmalı: 1 gece 2 gün şehri görmek için fazlasıyla yeterli. Hatta günübirlik ziyaret de bir tercih olabilir.

salzburg3

Gezilecek  Yerler: Salzburg’daki görülmeye değer yerlerin neredeyse hepsi Alt Stadt denilen bölgede bulunmakta ve hepsini yürüyerek bir günde görmeniz mümkün. Alt Stadt nehrin dağa bakan kısmıma kurulmuş, nehrin diğer yakası Yeni şehre açılmakta. Salzburg’da görülmesi gereken yerler şu şekilde sıralanabilir:

  • Hohensalzburg Kalesi ve St. Peter Kilisesi/Mezarlığı
  • Mozart’in doğduğu ev (Mozart Geburthaus) ve yaşadığı ev (Mozart Wohnhaus) (iki farklı bina ve müze)
  • Mirabell Sarayı ve Bahçeleri
  • Alt Stadt ve Alt Stadt Pazar Meydanı
  • Makartsteg  Köprüsü (Anahtar Köprüsü) ve Salzach Nehir kenarı
  • Salzburg Katedrali
  • Salzburg Şehir Müzesi
  • Vilayet (Residence)
  • Johannes, Arenberg,Francis ve Aigen Sarayları

Ayrıca bence ”ilklerin şehri” diyebileceğimiz Salzburg’dayken, Avrupa’nın bilinen en eski restoranı St. Peter Stikeller’i (İngiliz Kraliçesi Elizabeth bile burada yemek yemiştir) ilk Sacher pastayı yapan, Sacher Café’yi ziyaret etmeyi unutmayın.

salzburg10

Salzburg, Avusturya sınırları içerisinde kalan, Salzach nehri tarafından ortadan ikiye bölünen tarihi ve kültürel olarak zengin ve önemli bir Avrupa kentidir. Bu ünün nedenlerinden birisi Avusturya-Macaristan tarihi kadar Avrupa’daki stratejik öneminden ve siyasal-ekonomik gücünden kaynaklanır. Nitekim Salz-burg “tuz diyarı” anlamına gelir ve eskiden şehrin zenginliğinin kaynağı olan tuz rezervleri ve depoları dolayısıyla da bu isimle anılır.

salzburg4

Yüzyıldan beri var olan Hohemsalzburg Kalesi de bu ekonomik ve siyasal gücünün göstergelerindendir. Burası Orta Avrupa’da yıkılmadan kalan en büyük kale olmasıyla da ünlüdür. Kale de eski tuz depolarını görmeniz mümkündür. Bu kale bir müzeye dönüştürülmüştür. Giriş ücretlidir. 12-16 Euro olmak üzere 2 tip bilet vardır. Kraliyet odalarını kapsayan büyük turu almanızı tavsiye ederiz. Bu biletlere sizi kaleye çıkarıp-indiren raylı teleferik de dahildir. Üstelik bu teleferik sistemi Avrupa’da ki ilklerden birinin yenilenmiş hali. İlki 12-13. Yüzyılda atların beygir gücü ile çalışıyormuş. Müzede buna dair eskizleri görebilirsiniz. Gücünüz varsa yokuş patikadan yürüyerek de çıkılabilir. Kale turunu kesinlikle yapmanızı öneririm, çünkü hem kalenin tepesinden essiz şehir manzarasını görebilir hem de şehrin tarihini görsel olarak da takip edebileceğiniz audio tura katılabilirsiniz. Ancak bu audio turda Türkçe seçeneği yok:( İngilizce, Almanca, Fransızca veya İspanyolca alabilirsiniz). Kalenin tepesindeki manzaralı kafede bir şeyler içmenizi de ayrıca tavsiye ederim. Fiyatları makul düzeyde. Kale mayıs -ekim arası 09:00-19:00 saatlerinde ziyarete açıktır. Ekimden itibaren 17:00de kapanır. Buradan inerken karşınıza çıkacak kilise ve içindeki mezarlık St. Peter Kilisesi/Mezarlığıdır. Şehrin önemli aileleri buradan aldıkları mezar yerlerini hala aile mezarlığı olarak kullanmaktadırlar.

salzburg_mozart
Salzburg romantik bir Avrupa kenti olarak asıl ününü Mozart’a ev sahipliği yapmış olmasından almaktadır.  Bu nedenle, şehirdeki en turistik mekanlardan birisi Mozart’ın yaşadığı ev, diğeri de doğduğu evdir. Buralar birer müzeye çevrilmiştir ve giriş 10 Euro’dur. Müzik veya Mozart tutkunuz varsa gezmenizi öneririm. Onun dışında çok ilgi çekici olmayabilir. Mozart’ın yaşadığı ev nehrin hemen yanında Mirabell bahçesinden çıkar çıkmaz karşınızdayken, doğduğu ev Alt Stadt’ın Merkezinde Getreidegasse‘de bulunur. Bu cadde şık ve butik mağazalarla dolu olarak zevkle gezeceğiniz bir yürüyüşün sonunda sizi Eski Şehrin merkezi olan (Alt Stadt) Alt Stadt Pazar Meydanına kadar götürür. Bu meydanın solundan da kaleye çıkmanız mümkündür.

Müze sevenler için Salzburg’un Şehir Müzesi de bir başka seçenektir. Şehrin tarihini anlatan müzede zaman zaman çeşitli sergilerle de karşılaşabilirsiniz.

salzburg_mirabella_garden

salzburg_mirabella_palace

Salzburg’un romantik ruhunu essiz Mirabelle Sarayı ve Bahçelerinde hissedilebilir. Bu saray Prens Archbishop tarafından 1606 yılında metresini etkilemek için yaptırılmış. Burada zaman zaman sokak çalgıcılarının konseriyle de karşılaşabilirsiniz. Klasik müzik severler için buradaki konser salonunda aksam resitallerine ve konserlerine katılmak da ebetteki pek ucuz olmayan bir biletle keyifli anlar yaşatacaktır. Şehirdeki gösteri ve konserleri http://www.salzburg.info/en/art_culture/events_calendar sayfasından takip edebilirsiniz. Mirabell bahçelerinden çıkıp Mozart’ın yaşadığı evi ziyaret ettikten sonra yol sizi sadece yaya ve bisikletlilere açık olan ünlü, Aşıkların Anahtar Köprüsü olarak da bilinen Makartsteg’e çıkarır. İflah olmaz bir aşıksanız yanınızda buraya bağlamak için bir kilit götürmeniz yerinde olur. Buraya bağladığınız kilidin anahtarını nehre atarak kalbinizi birbirine sonsuza dek bağlamış olursunuz. Alın size tam bir romantizm şehri… Tabi benim buraya anne-babamla gitmiş olmam bu köprünün bir başka özelliği olan sallanma kapasitesini görmemi sağlamış oldu. Köprünün tam ortasında durduğunuzda sallandığınızı hissedebilirsiniz. Şaka yapmıyorum. Bu köprünün bir başka özelliğiymiş.

salzburg2

Bu köprüden geçtikten sonra denk gelirseniz, yaz aylarındaki festivallerde kurulan  nehrin sol kenarındaki yiyecek ve hediye pazarını gezerek küçük bir atıştırmalık molası verebilirsiniz. Bizim gittiğimiz sırada organik ev yapımı reçel ve mezeler yapan bir stant oldukça ilgi görüyordu. Ben de dayanamayarak bunlardan satın aldım.

Barok mimarisinin başyapıtları arasında gösterilen ve geçmişi 700lü yıllara giden Salzburg Katedrali de görülmeye değer bir başka yerdir.

Salzburg turistlerin tercih ettiği bir güzergah olduğundan festival dönemlerinden birine gelmeniz muhtemeldir. Bunu önceden kontrol ederek giderseniz. Hem gezinizi hem de konaklama yerini iyi planlayabilirsiniz. Örneğin bizim gittiğimiz temmuz ortası müzik festivali zamanıydı.

Ayrıca aşağıdaki videoda da görebileceğiniz, Salzburgun geleneksel ünlü kamçıcılarına denk gelirseniz bu gösteriyi kaçırmamanızı tavsiye ederiz.

Yardımcı Bilgiler:  

Festival dönemlerini ve konserleri takip ederek gidin.

Otelinizi ya Alt Stadta yanda tren istasyona yakın seçin.

Kaledeki Audio turu mutlaka alın.

salzburg7

 

2016 Ekim: Vize İstemeyen Ülkeler Listesi

Bordro (Umuma Mahsus) Pasaporta vize istemeyen ülkeler:

WP Table Builder


Sınırda vize veren ülkeler

WP Table Builder


Yeşil Pasaporta vize istemeyen ülkeler:

WP Table Builder


Bu yazımız yeni ülkelere eklenip çıkartıldığında güncellenecektir.