Chicago

Chicago’nun haritasını gezilecek yerler açısından en basit ve efektif şekilde sınıflandırmak gerekirse;

  1. Loop (merkezde dönen tren rotasından ismini alır)
  2. Kuzey Bölgesi (Alışveriş, ünlü markalar)
  3. Güney (genelde pek güvenli değildir)
  4. Batı (bizim konakladığımız yer Pilsen)

Aşağıdaki haritada tren hattını (metro) baz aldık, hatların isimleri onların renkleri Pink Line, Red Line vs. gibi.. Biz Chicago Havaalanına (O’hare) inince 7 Günlük Tren Kartı (7 day pass) aldık, ve sınırsız bütün trenleri ve otobüsleri bu kartla kullandık.. kesinlikle edinin.. fiyatı 1 günlük sınırsız 10 Dolar, 3 günlük sınırsız 20 Dolar ve 7 günlük sınırsız 28 Dolar. Tren ve otobüs hatlarını yöneten şirketin adı CTA ve biletlerde CTA Day pass olarak geçiyor..

Havaalanından Loop’a trenle 40dk da gelebiliyorsunuz.. Mavi hattı kullanıyorsunuz..

chicago3

Öncelikle konaklamadan bahsedeyim; biz Airbnb den ev kiralayarak Pilsen denilen bölgede kaldık. Hem bölgeyi hemde evimizi çok sevdik. Tenle Pembe Hat üzerinde 18th metroya yürüyerek 3 dk uzaklıkta, Loopa 15-20 dk uzaklıkta ve popüler bir yer.

PİLSEN

Yerel halk, sanatçılardan, gençlerden ve Meksikalılardan oluşuyor. Bölgeye herkes sanat bölgesi diyor, evlerin iç dizaynı hep temalı ve özgün, 70 lerin çiçek çocukları sanki bu bölgede toplanmış gibi. Plakçılar, ikinci elciler, kostümcüler, antikacılar vs.. ne ararsanız bulabilirsiniz.. Meksika yemeklerine düşkünseniz gayet bol seçenekle karşılaşacaksınız. Loop a göre herşey çok daha uygun fiyatlı.. Yerel kahve dükkanları, fırınlar gayet başarılı, ucuz ve leziz..

chicago6

Güvenli bir bölge, gecenin bi yarısı defalarca evimize döndük ve hiç rahatsız olmadık.. Ayrıca canlı bir bölge, sokaklar temiz, evler karakteristik..  Tamamen farklı bir kültür var burada. Eğer Chicagoya gezmek için gidiyorsanız konaklamak içinde tercih edebilirsiniz, fakat Loop’ a 15-20dk uzaklıkta bunu unutmamakta fayda var..

Genellikle, sanat sergileri, festivalleri Chicago’nun bu bölgesinde yapılıyor, tam anlamı ile rengarenk bir bölge..

Araba ile gidecekseniz, ücretsiz kaldırım önüne park edebilirsiniz, fakat ana caddelerde ücretli..

Metro ile gelmek isterseniz, Pembe hattı kullanarak 18th de inebilirsiniz, burası Pilsenin ortası..

chicago4

Pilsende bizim çok keyif aldığımız bir nokta daha var; Monsters Toys.. Aşağıdaki fotoğraftan bakabilirsiniz.. sadece bu dev kapı var fakat güzel bir anı fotoğrafı oldu bizim için.. Tam olarak aşağıdaki fotoğrafı çektiğimiz anda, bir polis arabası yanaştı ve içindeki memur camı açıp ” Hey Napıyorsunuz” diye seslendi.. Birden panik olduk.. bi taraftan da hafif bi gülümseme ile ”Fotoğraf çekiliyoruz” dedik.. Adamın yüzündeki ciddi ifade bir anda kayboldu ve gülmeye başladı.. Tabi adam gülene kadar bizden bi parça gitti 🙂

chicago2

Loop

Loop Chicago’nun kalbi, adını merkezde dönen tren rotasından alıyor. Mağazalar, Restoranlar, İş Merkezleri, Oteller, Müzikaller, Kütüphane vs..  bir çoğu bu bölgede..  Buradan heryere gitme şansınız var, ve heryerden de tek araçla buraya gelebilirsiniz.  Chicagonun en ünlü görülecek yerleri genelde bu bölgede. Aradığınız birçok şeyi de yine bu bölgede bulabilirsiniz.

Chicago da ünlü Dish Pizza yı tatmak isterseniz, şiddetle önerim Pizano’s Pizza.. E Medison ve Wabash sokakları köşesinden parka doğru giderken sağ tarafta.. cidden çok başarılı ve lezizdi.. Tavsiyemiz; ya giderek ya da arayarak rezervasyon yaptırın.. çoğunlukla dolu.. biz 30dk sıra bekledik..

chicago14

Millennium Park; Loop’un doğusunda Michigan Gölü kıyısında bulunan oldukça büyük bir park, içinde en görülesi yer Cloud Gate (bean) isimli kocaman bir fasülye şekliden ayna.. sağından solundan bakmak eğlenceli.. Hemen bu fasülyenin arkasında Crown Fountain isimli bir alan var, biz kışın gittiğimiz için pek bi eğlencesini göremedik fakat yazın aşağıdaki fotoğrafta arkamızda duran kocaman yüzün ağzından su fışkırıyor ve herkes bunun altında ıslanıp eğleniyor..

chicago9

Chicago Tiyatrosu; En ünlü müzikaller, performanslar, gösteriler burada gösterime girer. Dünyanın en ünlü tiyatrolarından biri. 1921 yılında inşaa edilmiş, Balaban ve Katz Chicago Tiyatrosu olarak da biliniyor. 1979 yılında ulusal tarihi yerler olarak eklenmiş. Chicagonun en ünlü fotoğrafı.. hatta Chicago’nun gayrı resmi amblemi.. 3600 kişilik muazzam bir sahne.. Burada illaki fotoğraf çekilmek isteyeceksiniz, tavsiyem gece gidin ve gece fotoğraf çekin..

chicago8

Ayrıca yine loop bölgesinde ünlü Chicagonun en yüksek binasında bulunan Skydeck, bilim müzesi, ve Buckingham Fountain v.b bir çok görülecek yer var..

Güney

Yine belirtiyorum, Chicago’nun en güvensiz bölgesi güney kısım.. biz giderken birçok arkadaşımızdan o bölgeye gitmeyin diye uyarı aldık.. yine de güneyde görmek isteyebileceğiniz Chicago Üniversitesi var..

Üniversitenin hikayesi ilginç; 1800 lü yıllarda American Baptist Education Society Chicagoda bir üniversite kurmak ister fakat sermayeleri oldukça sınırlıdır, yardım toplamaya başlarlar, ve John D. Rockefeller’a giderler, Rockefeller 600.000 Dolar bağış yapar. Bugünün parası ile 16 Milyon dolar.. Üniversitenin adını Rockefeller koymak isterler fakat Rockefeller bunu red eder ve Chicago Üniversitesi kurulur. Bugüne kadar eğitim alanında yapılmış en büyük bağışlardan biridir. Daha sonraları Rockefeller bu bağış için; ”Hayatımda yaptığım en iyi yatırımdı” der..  Chicago Üniversitesi dünyada en çok nobel ödülü kazanan akademisyene sahip 3. üniversitedir.. Umarım Türkiyede de eğitimin farkına varılıp böyle yatırımlar yapılır..

Üniversiteye ulaşmak için 2 araç değiştirmeniz gerekiyor, Kırmızı hattı ve sonrasında otobüs kullanarak kampüse ulaşabilirsiniz. Görsel olarak en ünlü kütüphanelerden biri olan Harper Library yine bu üniversitededir. Bizde burayı görmeden dönemezdik tabi..

chicago11

Kuzey

Kuzey bölgesi, en ünlü markaların mağazalarının bulunduğu, daha pahalı, daha sosyetik bir bölge, bu dört bölge arasında en lüks evler, temiz sokaklar, düzenli bahçeler vs. bu bölgede.. Özellikle alışveriş için Michigan Ave. üzerinde Hancock Gökdelenine kadar yürüyebilirsiniz..

Eğer yorulup ufak bir mola isterseniz, pahalı kafelere de girmek istemezseniz, H&M mağazasının yanındaki Uniqlo mağazasının 2. katında Starbucks var, aşağıdaki videoyu da kahvemi içerken Starbuckstan çektim.. Michigan Ave.

Yolun sonundaki Hancok binasının çatı katında 360 isimli bir yer var, bütün Chicagoyu buradan görmeniz mümkün.. bizim tavsiyemiz ise; 1 alt katta restoran var, giriş ücretsiz ve sadece 1 kat alttan görmüş olacaksınız.. biz restorana çıktık, fotoğraf çekildik, etrafa baktık ve ayrıldık.. boş yere para ödemeyin..

chicago5Loop bölgesinden kuzeye doğru köprüyü geçer geçmez sağ tarafınızda Ünlü Navi Pier var, kocaman bir iskele, üzerinde Restoranlar, cafeler, barlar ve tekne gezileri için Tur Ofisleri var.. güzel bir günde yürüyerek keyifle gezmenizde fayda var.. Tekne gezileri hakkında ise; eğer mimari yapılara ilginiz yoksa sakın tekne turu almayın.. 1 saat boyunca bu binayı şu yaptı, bu böyle yapıldı vs.. anlatılıyor ve biz çok bunaldık!!  Kişi başı 35 dolarımızda boşa gitti.. Fakat akşam yemekli göl gezilerini denemedik..

chicago10

Sonuç olarak Chicago için 3 gün fazlasıyla yeterli.. Hatta daha azında da kaçırdığınız bişey olmayacak..

 

Uçakta Koltuk Seçimi Püf Noktaları

Uçuşlarda oturduğumuz yerden pek kalkamadığımız için rahatlı çok önemli.. Özellikle uzun uçuşlarda koltuğumuzu seçerken biraz titiz davranmakta ve hızlı olmakta fayda var.. Koltuk koltuktur demeyin..

Bu konuda ne kadar çok araştırma ve yazı olsada her zaman kesin sonuç almanızın maalesef garantisi yok.. Bunun en önemli sebepleri;

  1. Aynı tip uçakların farklı dizayn edilmiş olması,
  2. Yeni alınan uçağın henüz dizayn yenilemesinin yapılmamış olması,
  3. Sizin seferinizden bir önceki seferde koltuğa dökülmüş olabilecek sıvı, yemek vs..
  4. Sorunlu koltukların anında tamir edilmiyor olması..
  5. Son dakika da uçak değişikliği yapılması

flight-seat-problem

Bütün bunların olmadığını varsayarak, koltuk seçiminde önemli noktalar şunlardır;

Ayak uzatma mesafesi

Ayak uzatma mesafelerinde durum ortada, acil çıkış ya da ön sıradan yer almanızda fayda var. Fakat dikkat edilecek nokta, acil çıkışlarda 2 sıra koltuk varsa; öndeki acil çıkış koltuk sırası arkaya yatmaz.. Bu nedenle 2. sırayı tercih edin, hem arkaya yatar hemde önden sıkışmazsınız..

Genişlik

Uçak önden arkaya doğru daralır, bu daralma 3 koltuğun sığmayacağı noktaya geldiğinde koltuk sayısı ikiye düşer.. koltuklarlada bir daralma olmasada alan darlığı rahatsızlık verebilir. Bu sebepten arka koltukları seçmemek daha rahat olmanızı sağlayabilir..

flight-seat-choose

Koltuğun ne kadar yatabildiği

Arkaya doğru daralma aynı zamanda arkaya doğru koltukların yatış açısınında azalması demektir. Arkadan uzak durmak en iyisi 🙂

Gürültü

Kanat üstü her zaman daha gürültülü olur, uzun uçuşlarda rahatsızlık verebilir.. gerçi ben bu problemi kulak tıkacı ile çözüyorum..

Mutfak ve tuvalet alanlarına,  uzun uçuşlarda ayaklarını açmak isteyenler  gelir ve çoğu zaman koyu bir sohbete dalarlar, sizi de uyutmazlar..

Koku

Eğer ön sıralardan ya da en arkalardan koltuk seçecekseniz, Tuvalet ve mutfak kokusunu göz önününe almalısınız, mutfak çok sıkıntı olmasa da uzun uçuşlarda tuvaletten koku gelebilir, ayrıca tuvalet trafiği de rahatsızlık verebilir..

İkram sırası

Uzun uçuşlarda problem olmaz fakat kısa uçuşlarda sıkıntılıdır.. Boeing 777 de ilk önce 16. ve 32. sıradaki yolculara servis verilir.. göz önünde bulundurmakta fayda var..

flight-problem

Şimdi ”onu seçme bunu seçme nerde oturacağız peki” diyeceksiniz 🙂

Öncelikle hangi model uçakla uçacağınızı bilmeniz lazım, ona göre oturacağınız alanı belirleyin, kanat üstü, en arka ve özellikli koltukları çıkarttığınızda geriye kalanlar sizi memnun edecektir.

Daha sonra Pencere kenarımı koridor mu buna karar verin; pencere kenarında yaslanacağınız bir yer olur, koridorda ayaklarınızı uzatacağınız bir alan.. karar sizin..

Eğer uçak iki katlı ise, üst katı tercih edin, daha sessiz ve koltuklar daha aralıklıdır.. tabi alan da küçüktür, içki, ayak vs. kokuları daha kalıcı olur..

Aşağıdaki Kayak sitesi tarafından hazırlanmış bir seçim planı var, size oldukça yardımcı olacaktır. Ayrıca www.seatguru.com ve www.seatplans.com adreslerinden uçuşunuzda kullanılacak uçak için en doğru tavsiyeleri alabilirsiniz..

flight-seat-chooser

Seyahat Fotoğrafçılığı

Seyahat Fotoğrafçılığı ile ilgili genel kanı aşağıdakilerden birini seçilmesi gerektiğidir;

  1. Gezerken fotoğraf çekmek?
  2. Fotoğraf çekerken gezmek?

Amacınız sadece 2. seçenek ise, biraz daha özen ve zahmet istiyor. Öncesinde titiz bir çalışma ile, araştırma, planlama yapmak gerek, festivalleri, iklimi, yerel halkın karakterini, inançlarını, gün ışığının verimliliğini, mekan seçimini özenle planlamanız hem zaman kazandıracak hemde istediğiniz özelliklerde kareler yakalamanıza yardımcı olacaktır.

Bu işi profesyonel olarak yapmıyorsanız, hiç bişey seçmenize hiç bir kurala bağlı kalmanıza gerek yoktur.. Fotoğraf keyiftir, keyfiyetin içine sanatınızı zevkini koyabilirsiniz ve bu sadece sizi ilgilendirir. Birçok kurs, blog fotoğrafçı sürekli kurallardan, teknik detaylardan bahsedip durur, fakat altını çizerek söylüyorum, siz beğenin yeter..

Ben gezilerimde bu iki kavramı çorba gibi birbirine karıştırıyorum, size de önerim bu! Nasıl mı? Öncelikle amacım gezmek, ama gerekirse fotoğraf çekmek için turistik olmayan bir bölgeye gidebiliyorum, ya da gezerken programımı esnetip fotoğraf çekmek için orada fazladan kalabiliyorum, ya da rotadan ayrılıp keyif alabileceğim başka bir rotaya sırf fotoğraf çekmek için girebiliyorum.. Sonuç; hem geziyorum hem fotoğraf çekiyorum, üstüne üstlük çok da keyifliyim 🙂 (bir çok kişi beğenmeyecek bu yazdıklarımı)

Neyse; gelelim ip uçlarına, püf noktalara..

  • Herşeyden önce benim altın kuralım, hiç kimse söylemez yazmaz bunu!!  SIK SIK ARKANIZA BAKIN!!  arkama bakarak yakaladığım keyifli karelerin sayısını tahmin bile edemezsiniz.. size çok farklı bir açı kazandıracak..
  • Hafiflik: Mümkünse tek kamera ve geniş aralıklı tek lens, yedek pil, yüksek kapasiteli hafıza kartı yada birden fazla hafıza kartı.. ihtiyaçlarınıza göre olabildiğince az malzeme alın.. Fakat hafif olcak diye ne bir kareyi kaçırın ne de kullanmayacağınız malzemenin hamallığını yapın.
    • Lens seçimi ise: 15-25 aralığından 55-200 aralığına kadar size uygun olanı seçiniz. Benim tercihim, Canon için genellikle 15-85mm fakat bazen 24-105mm de kullanıyorum.
    • Tripod taşımıyorum, fakat makineyi duvar üstü gibi yerlere koymak için plastik bir ped taşıyorum, (makineyi korumak adına)
    • Mıknatıslı tripod vidaları da oldukça kullanışlı, köprü korkuluk gibi yerlerde makinenizi sabit tutmanıza yardımcı oluyor..
    • Her zaman harici hard disk taşıyorum ve günlük olarak fotoğraflarımı yedekliyorum, gasp gibi bir durumda en azından fotoğrafları korumuş olursunuz..
  • İzin Mevzuu: İnsanlardan her zaman izin alın; fakat küçük bir ipucu; doğal bir poz yakalamışsanız; beklemeden çekin, daha sonra izinlerini isteyin, olumsuz olursa silin.. çünkü izin istedikten sonra maalesef doğallık yitip gidiyor..

italy-venice

  • Kadraj: Kırpma yapabilirsiniz fakat fotoğrafınızda olmayan birşeyi ekleyemezsiniz 🙂  bu yüzden kadrajınızı biraz geniş tutmakta fayda var..
    • Gereksiz boşluklar bırakmayın, ör: Müze önünde eşinizi dostunuzu çekecekseniz, müze ve kişiler haricinde fotoğrafta boşluk yada başka şeyler olmasın, ya da olabildiğince az olsun..
  • Açı: Konu ile olabildiğince orantılı yükseklikte olun, alttan çekerseniz büyük görünür, üstten çekerseniz küçük.. insanlarda göz çene hizasında olmakta fayda var, azıcık eğilip bükülmek şart..

italy-rome

  • Turlara dikkat! tur grupları kalabalıktır, mekanı doldururlar ve arkaplanı kirletirler.. gideceğim yere tur otobüsü yaklaşırken az koşturmadım öne geçmek için.. ya önlerine geçin yada rotanızı değiştirin ve o mekanı sona saklayın..
  • Ara sokaklara girin, fakat turist gibi olmayın, insanların davranışları hareketleri hemen değişiyor.. Ben böyle durumlarda unutulana kadar kaldırıma oturup telefonla oynuyorum..
  • Ters ışıklardan kaçının 2 adım atarak fotoğrafınızı baştan başa değiştirebilirsiniz.. fakat bazen öyle güzel bir ters ışık yakalarsınız ki o ışık gidene kadar ters ışıkta onlarca fotoğraf çekersiniz.. yine tekrar ediyorum SIK SIK ARKANIZA BAKIN!!

Germany-dresden3

  • Bazı mimari yapılar çok güzeldir, ve sokaktan onları fotoğraflamak pek keyif vermez, etrafınıza bakın bir mağazanın üst katı, bir otel vs. çekinmeyin çıkın oraya ve oradan fotoğrafını çekin, çok şey değişecektir..
  • Yemek, tatlı, içecek fotoğraflarını çekerken, masa üstündeki kalabalığı azaltın.. tuz menü vs.. ne varsa kaldırın.. masa tabak çatal bıçak fazlasıyla kafi.. Olaki dekoratif peçeteler varsa onları da kullanabilirsiniz..
  • Bütçenize uygunsa boyun askısı yerine, tripod bağlantı noktasına takılan omuz askılıklarından alın, hem daha rahat hem daha güvenli..
  • Fotoğrafladığınız çocuklar için bir kaç olips benzeri şeker taşımakta fayda var 🙂

flight-seat-choose

Son olarak selfie vazgeçemediğimiz bir keyif, biz bu tarz fotoğraflar için GoPro kamera kullanıyoruz.. hiç birşeyi kaçırmadığımızdan emin oluyoruz 🙂

Fotoğraflarınızı bize de gönderin..

Alplerde Kayak – Les 3 Vallees

Alplerde Kayak ve Les 3 Vallees, Avrupa’nın ve dünyanın en ünlü kayak merkezlerinden bir tanesi. Bunun üç nedeni olduğu söylenebilir. Birincisi, Alplerin yumuşak toz kar kalitesi ve eşsiz doğa manzarası. İkincisi, 3.000 metreye varan yüksekliğiyle Avrupa’nın en yüksek kayak merkezi olması. Üçüncüsü ise devasa büyüklükte olan bu merkezin oldukça uzun kayak imkanı sunması. Öyle ki 330 tane pistin toplam uzunluğu 600 km’yi buluyor ve lift sayısı da 175, dolayısıyla kalabalık olmasına rağmen sıra beklemiyorsunuz. Bunlarla ilgili bilgiyi Val Thorensin veya Les 3 Valleesin web sayfalarında http://www.valthorens.com/en/ski/ski-instruction.22.html ,  http://www.les3vallees.com/en/ski/ski-area.208/ haritalarla birlikte bulmanız mümkün.

Bir vadiden diğerine liftlerle ve kayarak geçilmesi bu merkezi cazip kılıyor. Bu eşsiz deneyimi kayarak ulaşabileceğiniz her vadinin içindeki küçük kayak köyleriyle renklendirebilirsiniz. Nitekim her bir kayak vadisindeki kayak merkezi adını buralardaki köylerden almış. Bunlar içinde en ünlü ve eskisi sosyetenin de tercih ettiği Courchevel; bu merkezdeki sosyal hayat ve yaşam diğer tüm vadilerden daha canlı ve bu nedenle de bölgenin en pahalı merkezi. Val Thorens bölgesi ise yükselen yıldız olarak nitelendiriliyor, çünkü en son açılan kayak bölgesi ve hızla gelişmekte. Val Thorens bölgesinin popüler olmasının bir diğer nedeni de diğer vadilere göre Alplerin daha yüksek rakımlı ( 3000 m’ye kadar çıkıyorsunuz) dağlarında bulunması ve dolayısıyla devamlı kar garanti etmesi. Nitekim bizim de deneyimimiz bu yönde oldu. 1850-2700 m yükseklikteki Courchevel ve Meribel bölgesindeki pistlerde kellikler varken Val Thorenste daha daha yoğun kar bulduk..

france-alps3

Zorluk derecelerine göre dört farklı kategoriye ayrılmış pistler var: yeşil, mavi, kırmızı ve siyah. Bazı kırmızı pistlerin Türkiye standartlarındaki siyah pistlere denk olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de kayak/board deneyimi olanlar için buradaki pistlerin zorluğu hörgüçlerle (bumb) dolu olmalarından kaynaklanıyor. İlk başlarda biz zorlandık; ancak bir günün sonunda alışılıyor ve eğlenceli hale geliyor. O nedenle bizim gibi ileri-orta seviyesinde kayanlar için mavi pistlerle başlayıp kırmızı pistlerden kaymalarını tavsiye ederiz.

Hemen hemen her vadinin veya büyük liftin tepesinde eşsiz Alp manzarasına bakan kafeler var. Buralarda kısa bir mola ve güneşlenme keyfi yaşamak isteyenler için ideal. Les Bruyeles lifti bunlardan biri. Ancak pek çok kişi çantasında hazırladığı sandviçlerle dağda kendi molasını vermeyi tercih ediyor.

Önemli bir nokta yola çıkmadan önce izleyeceğiniz kayak güzergahını kararlaştırmanız. Aksi takdirde kaymakta zorluk çekeceğiniz bir pistle karşılaşabilirsiniz; çünkü hava şartlarına bağlı olarak bazı lift ve pistler kapalı olabiliyor. Her liftin girişte sağında, çıktığı pistlerin seviyesini ve acık olma durumu gösteren bir resim var. Ayrıca bunlarla ilgili günlük bilgiyi Les 3 Vallees uygulaması ile cep telefonunuzdan da anlık takip edebilirsiniz. Bu uygulama aynı zamanda istediğiniz noktayı girdiğinizde açık olan lift ve pistler üzerinden seviyenize uygun güzergâhı da gösteriyor. 175 lift ve 330 civarında pist olduğunu düşündüğünüzde bu özellikle ilk günlerde hayat kurtarıcı bir uygulama. Elbette eski usul harita üzerinden kendiniz de belirleyebilirsiniz. Her skipass noktasında ve otelde bu haritaları ücretsiz alabilirsiniz. İnternet içinse güzel haber, dağda belli noktalarda ücretsiz Wi-fi noktaları olması. Dağın tepesinde telefon çeker mi demeyin! Canavar gibi çalışıyor her noktada.

france-alps1
Alplerde Kayak

Alplerde Kayak için pistler dışında off-pist ve snow parklar da ayrı birer eğlence imkanı sağlamakta. Bütün pist ve liftleri denemek için en az 3-4 gün kalmanız gerek. Bir günde erken baslarsanız kabaca üç vadide de kaymak mümkün. Ancak bazı liftler 15:20 gibi kapanabileceğinden dönüş zamanınızı iyi ayarlamanız önemli. Courchevel Les Bruyelles arası arabayla 1 saat civarında, kayarak ise tek yön 2-2,5 saat sürüyor.

Kayak Dışı Aktiviteler

Kaymayanlar ya da başka aktivitelerle tatili renklendirmek isteyenler için de çeşitli aktiviteler var. Eğlence parkları, kayak krosu, kızak, buzda dalış, kapalı yüzme havuzu, spa, köpekli-kızak gezisi, bowling, sinema veya zipline bunlara örnek verilebilir.

Ayrıca her köyün içinde küçük bir çarşıyla restronlar bulunuyor. Yakın yerleşim yerleri arasında 20 dakikada bir geçen ücretsiz ring servisleri bulabiliyorsunuz.

Skipass

Skipass için çeşitli tercihler mevcut. Sayılı çıkışlar, tek vadiyi, iki vadiyi veya üç vadiyi kapsayan opsiyonlar ya da aile passleri olmak üzere günlük veya bir kaç günlük skipassler satılıyor. Günlük ile bir kaç günlük arasında fazla bir fiyat farkı yok. Günlük üç vadi skipassi kişi başı 60 Euro civarında. Seviyeniz orta ve üstüyse kesinlikle 3 Vadi skipassı almalısınız. Yeni başlayanlar veya alt orta seviye kayanlar için zaten üç vadiyi yapmak en yukarlarda yeşil pistler azaldığı için pek mümkün değil. Altı günden fazla kalanlar için uzun süreli skipassler daha uygun fiyata geliyor.

Sigorta-Güvenlik

Seyahat sigortaları kayak gibi riskli sporlardaki kazaları kapsamadığından oradaki özel sigortayı yaptırmanızı tavsiye ederiz. Günlük kişi başı 2-2,5 Euro. Skipass noktalarından skipassınızı alırken yaptırmanız gerekiyor. Skipass kartına yükleniyor. Bir kaza ya da ihtiyaç halinde siz konuşamayacak olsanız bile oradan okuyabiliyorlar ve pistte yaralandıysanız sizi gelip almayı da kapsıyor.

Kayak Ekipmanı

Çeşitli kiralama noktalarını bulmanız mümkün. Ekipmanlar yeni ve iyi durumda oluyor.

Uçuşta kendi kayaklarınızı getirecekseniz. Bagaj alımının yanında oversize baggage bandından kayaklarınız çıkacak. Ayakkabılar ise normal bagaj bandından geliyor. O nedenle mümkünse sarmanızı tavsiye ederiz.

Ulaşım

Çeşitli havayollarının uçuşları var. Biz Pegasus’la Lyon üzerinden araba kiralayarak gitmeyi tercih ettik. Arabayla Lyon’dan 2,5 saat sürüyor. Tren tercihi de var; ama daha uzun ve son duraktan otobüsle otelinize ulaşabiliyorsunuz.

Arabayla gidecekler için iki temel güzergah tavsiye edilebilir. Birincisi, ücretli otobanları kullandığımız yol. Bu kısa ve rahat. İkinci güzergah, ücretli yolları kullanmadan köy ve kasabaların içinden giden yol. Kilometre olarak 15-20 km daha uzun; ancak hız sınırı ve şehir içi trafiği nedeniyle yolculuk süresini yaklaşık 1-1,5 saat uzatıyor. Fakat etrafı görmek ve keşfetmek için güzel bir yol. Aynı tercih Cenevre üzerinden gelenler içinde geçerli. Üstelik 2 saatlik yol için verdiğiniz yaklaşık 17 Euro otoban ücreti de cebinizde kalıyor.

Genelde tercih edilen güzergah Lyon üzerinden; ancak Cenevre ve Torino üzerinden de gitmek mümkün.

Araba Kiralama

Araba kiralamak için Lyon Havaalanında terminalin çıkışında solda P3 durağından ücretsiz havaalanı shuttle servisi ile araba kiralama şirketlerine gidebiliyorsunuz. Zaten Budget, Hertz, Europcar, Sixt vb. firmalar sıra sıralar. Biz Budget’tan kiraladık. Ancak internetteki fiyatla oradaki fiyat konusunda bir sıkıntı yasadık. İnternetten rezervasyon yaptık. Full sigortayı işaretledik. Ancak internetten Budgetta full sigorta tercihi online olarak mümkün değilmiş. O nedenle havaalanında ekstra ödeme eklenerek kiralayabildik. Biz 6 gün için, navigasyon, kar çorabı ve full sigorta dahil diesel Peugeot 3008 için 425 Euro ödedik. Fakat kar lastikli araba seçeneğini tavsiye ederiz.

Trafik Kuralları

Otobanlarda hız sınırı 130km, yağmurluysa 110kmye düşüyor. Onun dışındaki şehirlerarası yollarda 90km, şehir içi 50 km.

Karlıysa kış lastiği ya da zincir- çorap gerekli. Dağ yolunda zincir alacak yer bulmanız mümkün değil. Ancak saat 19:00’da kapanmadan ve dağ yoluna girmeden önce köylerdeki açık marketleri bulabilirseniz belki sansınız olabilir. Val Thorens’in girişinde kar olduğunda polis kontrolü oluyor; ama yollar çoğu zaman açık oluyormuş. Biz de ilk çıkışımızda kullanmadık. İnerken kar fırtınasına denk geldik, buna rağmen yollar devamlı temizleniyor. Önerimiz dağların güneş ışığını almaya başladığı saat sabah 9’dan sonra yola çıkmanız.

Park Yeri

Tüm yol kenarlarında ve çevrede ücretsiz park yerleri mevcut. Kapalı park yeri için günlük ortalama 15 Euro’ya otelinizden rezervasyon imkanı da var.

Konaklama

Üç Vadi bölgesinin her noktasında otel ve Chalet denilen liralık dağ evleri mevcut. Fiyatlar genelde yüksek; ama zaman zaman fırsatlara rastlamak mümkün. Çoğu otelin direk önünden liftler kalkıyor. Zaten tüm dağın kayak merkezi olduğunu düşününce pistlere/liftlere uzak kalmanız mümkün değil:)

Biz Les Menuires’de Hotel Les Bruyeres ‘te kaldık. Tavsiye ederiz. Fiyatlar gayet uygun, Odalar güzel, personel ilgili ve servis iyi. Les Menuires’teki liftlere direk çıkış var. Özellikle Les Bruyeles lifti ile Üç Vadi ‘ye (Le Meribel, Val Thorens ve Courchevel’e) ulaşabiliyorsunuz.

Yeme-İçme

Hem otellerin içinde hem de çevrede çeşitli restoranlar var. Fiyatlar bir tatil merkezi olduğundan biraz yüksek, ama kişi başı 25-30 Euro’ya da güzel bir akşam yemeği yemeniz mümkün.

Val Thorenste köyün içinde Ski-Food 10-15 euroya kayanlar öğlen güzel ve uygun bir yemek molası imkanı veriyor.

Sherpa ve Carrefour marketleri her bölgede var. Pek çok kişi buradan alış-veriş yaparak öğle ve akşam yemeğini aradan çıkarıyor.

Tabi Fransa’ya gitmişken peynirlerinin, bagetlerinin ve şaraplarının tadına bakmayı unutmayınız.

france-alps2

Havana

Havana Küba’nın başkenti. İspanyolca Habana diye söyleniyor, ve anlamı ilk yerleşimcilerinin dilinde ”Güzel Yaşanacak Yer”. Devrimin tüm izlerini taşıyan, ve o günden beri hiç bir modernizasyona girmemiş bir şehir.. Hemingway’in, John Lennon’un izlerini taşıyan, Jose Martini’nin, Gloria Estefan’ın, Andy Garcia’nın doğduğu topraklar.. Atatürk dışında başka hiç bir yabancı liderin büstünün bulunmadığı topraklar..

Kübanın Tarihi her yerde fazlasıyla detaylı mevcut. Direk konuya girelim, İstanbul’dan THY ile Paris’e oradan da Air France ile Havana’ya uçtum, aynı yoldan da geri döndüm.  Ayrıca Münih üzerinden de gidebiliyorsunuz. Oldukça uzun bir yolculuk.. Benim o dönemde Paris’i tercih etme sebebim transfer vizesi istemiyor olmasıydı.

cuba-havana17

Havana’da Presidente Hotel’de konakladım, idare eder bir otel, lüks değil, ama kötü de değil, kahvaltıları da yine vasat.. ulaşım bakımındanda merkezi sayılmaz. Fakat Havanın en keyifli ve ünlü yolu 8 kilometrelik Malecon’ a yürüyerek 5 dk. Özellikle fırtınalı havalarda bu yola büyük dalgaların çarpması izlenmesi gereken bir güzellik. Bunun dışında Kübalıların evinde misafir olarak kalabilirsiniz, fakat 2 konuya dikkat etmek lazım, 1. si çoğu yasal değil ve polis baskını sonunda kendinizi ifade verirken bulabilir, ceza ödeyebilirsiniz, 2.si hırsızlıkla karşılaşabilir ve polisten yardım alamayabilirsiniz. Fakat düzgünce bir yer bulursanız, yerel halkın içine girme şansınız olur  çok keyifli zamanlar geçirmeniz mümkündür. Zaten nerde kalırsanız kalın, gitmeden 2 ders salsa dersi alın, inanın çok eğleneceksiniz. Ayrıca ”turist” olarak Havana Polis Merkezini görün, harika bir bina..

cuba-havana1

Seyahatinizi, Kasım-Mayıs arasında gerçekleştirmenizi öneririm, özellikle de 1 Mayıs da Havana’da olursanız, Devrim Meydanında muazzam bir bayram kutlaması izleyebilirsiniz. Vizeniz pasaportunuza yapışmamış şekilde gönderiliyor, ve talep ederseniz bu kağıda giriş çıkış damgaları basılabiliyor. Yanınızda ABD doları ile gitmeyin, euro kullanın, dolar bozdurmak isteyince %10’a yakın cezalı bozduruyorsunuz. Havaalanında, otellerde euro bozdurabilirsiniz. Kredi kartı daha çok turistik yerlerde geçiyor.. Tavsiyem nakit kullanın. Ucuz biryer değil, iki çeşit para kullanılıyor, biri turistler biri halk için.. Halk için herşey ucuz fakat turistler bu parayı kullanamıyor.. Yine de bu parayı edinmek ve kullanmak mümkün.. Çeşmeden su içmeyin, temiz değil, yerel halk içiyor ama siz içmeyin.. Bahşiş beklerler, ufak da olsa bişeyler bırakın, Puro almak için acele etmeyin, Cohiba Purolarına 10 Eurodan fazla vermeyin.. Turla gittiğiniz yerlerden puro almayın.

Üstü açık eski model bir taksiyle şehir turu yapın, Coco denilen motor taksi deneyimini yaşayın, Şehirler arası araba kiralayın, şehir içinde motosiklet kiralayın. Özel bir belgeye ihtiyacınız yok, ehliyet yeterli. Motor kiralayacaklar için; 3 kıta da motor kiraladım, motoru bir araç olarak gören ve hiç bir problem yaşamadığım tek ülke Küba’dır. Trafik de herkes saygılıdır.

Hediyelik hatıralık eşya alacaksanız, faturasını muhakkak edinin çıkışta fatura göstermezseniz eşyalara el koyabilirler. Eğer Tablo, sanat eseri v.b. birşey alacaksanız, yine fatura ve özel bir deklarasyon kağıdına ihtiyacınız var, ülkeden çıkmadan havaalanında turizm ofisi gibi bir yere gidip bu belgeyi onaylatmanız gerekiyor. yoksa sanat eserini çıkartamıyorsunuz. (bildirim yapmadan da çıkabilirsiniz, şansınız varsa tabi)

cuba-havana14

Ernest Hemingway Havanada ”La Floridita” adlı kafede Mojito içermiş, burası eski Havana’da bulunuyor, hatta içeride Hemingway’in bir heykelide var, ve gerçekten çok başarılı Mojitoları var. Tavsiye edilir.. Pembe bir bina ve içeride genellikle canlı müzik bulunuyor. (zaten heryerde sürekli canlı müzik var) Ayrıca Hemingway’in evine uğramadan dönmeyin.. şu an müze olarak hizmet veriyor.

Eğer Pinar Del Rio’ya gidecekseniz Havana’dan Rom almayın,Guayabita da ki Rom Fabrikasından alın. Havanadaki Rom Müzasini ise ilgisini çekecek olanlar unutmasınlar..

Sokakta ilginç bir tip görürseniz fotoğrafını çekmek için acele etmeyin, genelde bu kıyafetleri özellikle giyip, turistlerden fotoğraf çekme parası istiyorlar..

Eski Meydan da (Vieja)  Cafe Bohemia isimli restoranda et yeyip kokteyl denemenizi tavsiye ederim. Özellikle Kırmızı et deneyin. Camara Oscura’nın tepesine çıkıp Havanayı izleyin,  ve meydan çevresindeki galeri ve müzeleri ziyaret edebilirsiniz.

Ayrıca Leonor Perez Caddesi’nde Museo-Casa Natal de Jose Marti adlı müze de Havana’da görülecek yerler arasında. Küba’nın bağımsızlık mücadelesinin lideri şair Jose Marti burada doğdu.

cuba-havana12

cuba-havana11

Katedral Meydanı ise adı üstünde büyük bir katedral barındırıyor, gittiğinizde canlı müzik tabiki olacak birde ünlü bir falcı var, vodoo objeleri ile daha çok turistik ilgi çekmeye çalışan kadın faldan çok fotoğraftan para kazanıyor. Fakat fal konusunda bizimkilerden daha başarılı..tabi ispanyolca lazım! Bu meydan civarında ayrıca Centro Wilfredo Lam – Resim müzesi, Palacio de los Marqueses de Aguas Claras – 1760 yapımı saray bugün Restaurante El Patio kullanıyor, yemekleri fena değil, Palacio del Marques de Arcos – 1746 yapımı saray bugün Telecorreo International bürosu, Museo de Arte Colonial – Mobilya ve dekoratif eşya müzesi görülecek yerler arasında.

cuba-havana13

Havana’nın en güzel yerleri, Eski Havana ve yerel halkın yaşadığı yerler.. buralardaki pazarları deneyebilirsiniz. Güvenlidir, puro satmak sigara satmak, çalıştıkları barların reklamlarını yapmak dışında kimse sizi rahatsız etmez. Yerel meyvelerden deneyebilir, ortamın tadını çıkarabilirsiniz.

cuba-havana16

Vedado ise Havananın modern yüzü, Hotel Nacional burada, bu arada belirtmekte fayda var, God Father II de Micheal Corleone bu otel de kalıyor, fakat otel küba oteli olmasına rağmen çekimler Dominic Cumhuriyetinde gerçekleşiyor.. John Lennon Parkı Vedado da bulunuyor, parkın hemen yanında Yellow Submarine isimli bir cafe var, yemekleri güzel, özellikle de Pina Colada denemekte fayda var.. Parkta ise John Lennon’un bir heykeli bulunuyor. Lennon’un ölümünün 20. yılında heykelin açışılışı yapılmış.

cuba-havana3

Gelelim Devrim Meydanına, meydanın ortasında 142 metre uzunluğunda Jose Martini’nin anıtı bulunuyor. Fidel Castro’nun ofisi de buradaki Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi binasında. İçişleri Bakanlığı binasının dışında ise o çok ünlü metal Che Guevara figürü ve Hasta la Victoria Siempre! (Daima Zafere) sloganı var. Küba Ulusal Tiyatrosu ve Jose Marti Ulusal Kütüphanesi de Devrim Meydanı’nda bulunuyor.

cuba-havana15

cuba-havana4

Havana Kalesi ve Çin Mahallesi görülesi diğer yerler, bu arada çin mahallesinde güvenliğinize dikkat etmenizde fayda var.

Gelelim aldığınız Salsa derslerini kullanmak için gidebileceğiniz mekanlara.. Bir tavsiyem olacak; ”Casa De La Musica”.. Burayı genelde turistik gezilerde turlarda vs. öğrenmeniz zor, dış mahallelerden birinde, genelde yerel sakinlerin gittiği bir yer.. Benim deneyimim şu şekilde oldu; Taksiye binip Casa De La Musica ya gitmek istediğimi söyledim, mekanın önüne geldiğimde taksinin etrafını 20 ye yakın genç Kübalı kadın sardı, hepsi bişeyler söylemeye başladı.. önce ürkttüm ne oluyor diye, sonra indim ve hızlıca Cluba girdim. Dışarıdaki kızlar, geceyi geçircek turist arayan escort kızlardan tutun, kendisini Küba’dan çıkarabilecek koca arayan kızlara kadar çeşitli amaçlarla turist avında olan kızlar.. ve bu kızlar mekana gece belli bir saatten önce giremiyorlar.. Bu yüzden gecenin başında sizinle girmek istiyorlar, ayrıca rekabeti de azaltmış oluyorlar.. Onların giriş saati geldiğinde hepsi ayakta arkada koca bir kalabalık oluşturdular.. Tuvalete gitmek için aralarından geçerken bile sizi rahat bırakmıyorlar..  Fakat ortam harika..  genelde çoğu insan buraya dans etmeye eğlenmeye eşleri arkadaşları ile geliyor.. gece boyunca Mojitonuzu için ve sabaha kadar dans edin.. sıcak Havana insanları bilmeseniz bile size salsayı öğretecekler.. Her gece canlı performans oluyor ve gece konser havasında geçiyor.. Bunun dışında Eski Havana’ da küçük ama çok keyifli bir çok salsa bar da var.. tercih sizin 🙂

cuba-havana25

Kyoto

Kyoto, bir zamanlar Japonya İmparatorluğunun başkentiymiş (1868’e kadar). Neredeyse 1000 sene başkent olmasından dolayı Japonya’nın en güzel şehirlerinden biridir. 1200 yıllık geçmişe sahiptir, ilk adı “Heian-kyo”dur ve 794 yılında kurulmuştur. Dünya Mirası listesindedir bu koca şehir. II. Dünya savaşında Amerikalıların bombalamaya kıyamadığı bir şehirdir, hatta bununla ilgili ufak hikayeler bile vardır.. Sokaklarda geleneksel kıyafetleri ile gezen insanlar, her tarafı tapınaklarla çevrili sokaklar, yeşillikler içinde göletler, İlkbaharda açan kiraz ağaçları ile masal şehridir Kyoto.. Geleneklerini modern hayatla birleştirmeyi başarabilmiş, kültürünü koruyabilmiş insanların şehridir. Sakenizi yudumlayıp, çayınızı Zen bahçelerinde içip, Bambu ormanlarındaki serinliği hissedip,  yaratılmış herşeye saygı duyan insanların içinde nefes almanın keyfini çıkarabileceğiniz ender bir şehirdir. Dinginliğin denge ile buluşmasıdır.

Biz Temmuz ayında Almont Hotel Kyoto’da kaldık. Otel temiz, metroya, otobüs ve tren istasyonuna yakın, geniş odalı ve rahattı. Japonya’daki her otelde personelden memnun kalmanız garanti. Tokyo’dan Kyotoya uçakla gittik, jetstar ekonomik ve rahat. Dönüşte ise Shinkansen Nazomi Hızlı Tren ile döndük (2 saat 40 dakika). Kyoto içinde daha çok otobüs kullandık, fakat tren ve metro da mevcut, geceleri ise taksi kullandık (Taksinin kapıları otomatik açılıp kapanır, açmaya ve kapatmaya çalışmayın). Kyotoya vardığınızda JR pass adındaki; trenlere ve bazı metrolara ücretsiz binmenizi sağlayan 3-5-7 günlük seçeneği olan biletlerden edinmenizde fayda var. Geziniz Tokyoyu da kapsıyorsa Japonyada satılmayan sadece Japonya dışında satılan ve Türkiye’de de mevcut olan Uluslararası JR pass edinmeniz daha ekonomik olacaktır. Bu sizin Tokyo-Kyoto arası gidiş dönüş biletinizi de kapsayacak. (Buradan edinebilirsiniz)

Bizim planımızda Okinawa da vardı fakat 2004’teki fırtına yüzünden iptal ettik, bu yüzden Kyotoda 5 gün geçirdik ve ancak yetti. Bu kararın sebeplerinden biri de Gion Matsuri Festivaliydi. Temmuz ayındaki bu festivali kaçırmamanızı öneririm. Festival başında sokakların trafiğe kapandığı an bile muhteşemdi.

japan-kyoto7

Yemek.. bu konuda benim yorumlarım pek dikkate alınmasa da olur, ben türk yemeklerine hayran, yeni tatlara maalesef kapalı biriyim. Suşi sevdiğim de pek söylenemez, bu yüzden oldukça zorlandım. Fakat deniz mahsüllerinden balıklar benim kurtarıcım oldu diyebilirim ve tabi ki pilav 🙂 Özellikle yılan balığını keyifle tükettim, fakat Ahu ve Azer Japon mutfağının tüm nimetlerinden faydalandılar.. Azer Balık Pazarının hemen önünde bulunan çok ünlü bir Suşi restoranına girmek için 3 saat sıra beklemeyi bile göze almıştı..

japan-kyoto17

Kyoto’da her tapınağın, her bahçenin bir hikayesi var, bu yüzden masal şehir diyorum buraya. Fakat hepsini anlatmak, yazmak mümkün değil, bana göre çarpıcı olanları yazmaya çalışacağım.

Fushimi İnari Tapınağı (Fushimi İnari Shrine)

japan-kyoto5

Fushimi İnari bir Shinto tapınağı, Shinto tapınaklarının girişlerinde Tori denen kırmızı kapılar bulunur. Bu sayede budist tapınaklardan kolayca ayırabilirsiniz. Tori Kutsal bir yere giriş kapısı demektir ve kutsal yerlere ulaşmayı sembolize eder. Bu yüzden Japonlar küçük Torilerin üzerine dualarını yazıp adarlar. Fushimi İnari’yi muazzam kılan şey 2,5 metreden yüksek 1300 toriden oluşan 4 km lik yol. 233 metre yükseklik farkı olan yoldaki torilerin her biri Japonyalılar ve Japon Şirketlerince bağışlanmıştır ve her birinin arkasında bağışçının adı ve tarihi yazmaktadır. Hatta Hanedanı tarafından 8. yüzyılda tanrılara bağışlanmış bir tapınaktır. Bu tapınaktan tepeye çıkarken ufak tefek birçok tapınaktan geçiyorsunuz.

Belkide Kyoto’nun en güzel tapınağı olan Fushimi İnari’de ‘Bir Geyşanın Anıları’ filminin bir kaç sahnesi çekilmiş. Giriş ücretsiz, yol boyunca su alabileceğiniz bazı yerler var, ayrıca hediyelik eşya da alabilirsiniz. Tavsiyemiz alışverişi dönüş yolunda yapın.

Kiyomizu-Dera Tapınağı

japan-kyoto12

Budist tapınağı, Dünya Mirası Listesinde, ve Dünyanın yedi harikasından biri olmak için resmi aday. Kiyomizu-Dera ‘Saf Su’ demek ve tapınağın içersinde dağlardan gelen bu saf suyu içme imkanınız var. Tapınağın güzel bir terası ve yüksek terastan keyifli bir manzarası var. Eski bir inanışa göre buradan atlayıp hayatta kalan kişilerin dilekleri gerçekleşiyormuş. Haliyle birçok insanda atlamış ve büyük bir kısmı hayatta kalmış. Bu yüzden bir deyim olan ‘Kiyomizudan Atlamak’ Tehlikeli işler için kullanılır olmuş.

Başka bir efsaneye göre, buradaki Shinto tapınağı olan Jinja Tapınağında bulunan Aşk Taşına, gözleriniz kapalı bir şekilde dokunduktan sonra arkanızı dönüp 10 metre gözleriniz kapalı yürümeye devam eder ve sevdiğinize dokunabilirseniz onunla evlenirmişsiniz. Biz denedik ve Ahu’yla birbirimizi bulduk ayrıca çevreden alkış aldık.. Aşkımız ve evliliğimiz Japon Tapınaklarında onaylanmış oldu 🙂

japan-kyoto11

Tapınağın aşağısında çıkışa doğru Otowa  Şelalesi var, yan yana 3 noktadan su akıyor. Buradan su içmek için 1 metrelik çubuklara sabitlenmiş bardakları kullanmanız gerekiyor. Hikayesi ise; Bu üç su akıntısı Uzun Yaşam, Kariyer ve Aşk’ı simgeliyor, hangisini istiyorsanız ondan su içiyorsunuz, 3 ünden birden içene açgözlü diyorlar.. biz hikayeyi sonradan öğrendik ve bilmeden ikimizde kariyerden su içtik.

Hayalet Şekeri – Toribeno (Kiyomizu-Dera Tapınağı yakınlarında)

japan-kyoto13

Kyoto’da 1599 yılında Sobei isimli bir adamın küçük bir şekerci dükkanı varmış. Sobei Dükkanın üstündeki evinde kalır, her sabah dükkanı açar akşam olunca da kapatıp evine çıkarmış. Yine sıradan bir gün akşam olunca dükkanı kapatıp tam evine çıkacakken dükkanın kapısı çalınmış, kapıyı açınca karşısına genç, uzun siyah saçlı, açık tenli, bembeyaz bir kıyafet giymiş çok güzel bir kadın çıkmış ve kadını kibarca selamlayıp ne istediğini sormuş.

Kadın mahçup mahçup elindeki 1 sen’i (sen = japon kuruşu) gösterip bununla çocuğuna şeker almak istediğini söylemiş. Sobei, kadını kırmamış ve gidip içeriden bir paket şeker getirmiş. Kadın şekeri aldıktan sonra Sobei’ye Minnetlerini sunmuş gitmiş.

Sobei ertesi gün boyunca önceki gece olanları düşünmüş, kadının kim olduğunu, tekrar gelip gelmeyeceğini merak etmiş. Yine akşam olmuş ve Sobei dükkanı kapatıp evine çıkacakken kapı çalmış. Kapıyı açınca yine karşısında aynı kadını gören Sobei çok sevinmiş, kadını içeri davet etmiş fakat kadın aceleyle elindeki 1 sen’i uzatıp hemen çocuğuna şeker alması gerektiğini, kalacak vakti olmadığını söylemiş. Sobei ısrar etmemiş, ve hemen içeriden bir paket şeker getirip kadına vermiş ve onu kibarca uğurlamış.

6 gece boyunca aynı durum tekrar etmiş fakat kadın her defasında aceleyle şekerleri alıp gidiyormuş.

Sobei 7. gün yine bütün gün kadını düşünüp durmuş ve bu gece kadını takip etmeye karar vermiş. Yine dükkanı kapatıp evine çıkmak üzereyken kapı çalınmış.. ve yine aynı kadın kapıda belirmiş fakat bu sefer yüzü her zamankinden daha da solgun, bakışları daha da üzgünmüş. Çekine çekine hiç parası kalmadığını son bir defa daha şeker alıp alamayacağını sormuş, eğer bu defa da şeker alabilirse bir daha kendisini hiç rahatsız etmeyeceğini söylemiş. Sobei işin aslını öğrenmek için can atmasına, rağmen kadının o haline acımış ve şekerlerden bir paket daha vermiş.

Kadın şekerleri alıp giderken, Sobei de sessizce dükkandan çıkıp kadını takip etmeye başlamış. Kadını şehrin dışındaki ufak bir tapınağa kadar izlemiş. Kadın tapınağın yan tarafındaki bir kapıdan içeri girerek mezarlıkların olduğu bölüme doğru yönelmiş, kadın bir mezarın önüne gelince aniden arkasını dönmüş ve Sobei ile göz göze gelmiş. Kadın Sobei’ye selam vermek için eğilmiş ve sonra göz kamaştıran bir ışıkla aniden yok olmuş.

Sobei korku içinde kadının kaybolduğu mezara doğru yaklaşmış ve birden bir bebek ağlaması duymuş. Hemen tapınağa girip keşişleri uyandırmış ve hep beraber mezarı açmaya başlamışlar. Keşişler, mezarın 1 hafta önce ölen hamile bir kadına ait olduğunu söylemişler! Mezar açıldığında bir kadin cesedinin sarıldığı canlı bir bebek bulmuşlar

Eskiden Budist geleneklerine göre tabuta ölü ile birlikte 6 Sen koyarlarmış. Bu para ile ölen kişi Sansu nehrini geçmek için kayıkçıya para ödermiş, Sanzu Nehrinin ise Ölüler diyarına giderken geçilmesi gereken bir nehir olduğuna inanılır.

japan-kyoto3

İyi haber; Şekerci dükkanı bugün hala yerinde adı Toribeno ve Kiyomizu Dera tapınağına çok yakın “yurei kosodate ame” (hayaletlerin çocuk yetiştirme şekeri) adıyla o şekerlerden hala satılıyor ve dükkan sahibi de Sobei’nin 21. kuşak torunu.

Kinkaku-ji  Tapınağı (Altın Köşk Tapınağı)

japan-kyoto10

Kyoto’nun simgelerinden biri olan tapınak ahşaptan yapılmış.  Üç katlı ve son iki katı gerçek altın varakla kaplanmış. Köşk harika bir güzelliğe sahip, ağaçarla, çiçeklerle ve göllerle kaplı bir Zen bahçesi içersinde yer alıyor.

1224 yılında yapılmış, savaşta zarar görmüş, 1649 yılında yenilenmiş ve 1950 yılında bir rahip tarafından yakılmış olan köşk orjinaline sadık şekilde tekrar inşa edilmiş.

Ginkaku-Ji Tapınağı (Gümüş Köşk Tapınağı)

japan-kyoto8

Ashikaga Yoshimasa, Altın köşkü yaptıran büyük babası Yoshimitsu’ya saygısı sebebi ile şehrin diğer tarafında yaptırdığı bu tapınağın adını gümüş Köşk olarak koymuş. Köşkte 14.yy da Shogon Yoshimasa yaşamış. Bu adam Kyotonun kültür sembollerinden birisi. Btün bahçedeki zen sanatının kökeni ona ait. Hatta tapınağın arkasındaki tepecik ile fuji dağını tasvir etmiş. Tapınak yine muazzam bir zen bahçesine sahip. bütün bahçeler birbirinden farklı ve bir karakteri var. Bu adam aynı zamanda Çay Seremonisini şekillendirip tanıtan bir kişi. Bir çay seremonisi yaklaşık 2 saat sürüyor. Çayı ılık içiyorlar çünkü hazırlanana kadar bir sürü prosedür var. Hatta bu durumla ilgili ilginç bir durum yaşanmış, Prenses Diana Kyoto’yu ziyaret etmiş, ve ona da aynı seremoni ile çay ikram edilmiş, ancak Diana çayı içince yüzünü ekşitmiş ve çayı bitirememiş ve Japonlar buna bozulmuş.. aman dikkat..

Filosof’un Yolu – Philosopher’s Path

japan-kyoto4

Yine bir hikaye ve yine bir görülesi yer.. 19. yüzyıl başlarında Kyoto Üniversitesinde çalışan felsefe profesörü Nishida Kitaro, hem kafasını toparlamak, meditasyon yapmak hem de sağlıklı kalmak için bu yolda yürürmüş, yürürken elindeki not defterine notlar alıp, düşünürmüş. Bu yüzden yaklaşık 2 kilometrelik bu yola Filozofun yolu olarak anılmaya başlanmış. yüzlerce Kiraz ağacı ile çevrelenmiş bu yol kanalın hemen yanında.. suyun yanında ağaçlarla çok keyifli bir yürüyüş yolu. Ayrıca biz turistler için şöyle bir avantajı var, Ginkaku-ji den başlayıp Nanzen-ji tapınağında biten bu yolu hem görüp hemde diğer tapınağa ulaşabilirsiniz. Yol boyunca restoranlar, cafeler ve butikler bulabilirsiniz.

Nanzen-ji Tapınağı

japan-kyoto15

Etkileyici bir giriş kapısı olan bu tapınak oldukça geniş bir alana yayılmış ve içinde 12 tapınak bulunuyor. Yine Zen bahçeleri ve Zen sanatı ile bezenmiş. Burayı 13. Yüzyılda İmparator Kameyama emeklilik günleri için yaptırmış. Daha sonra ise zamanla tapınağa çevrilmiş. İçinde harika bir kanal bulunuyor. Bu kanal için tapınak bahçesine köprü inşaa edilmiş ve ormana açılıyor. Genel bahçeye giriş ücretsiz. Bazı tapınaklar ziyarete kapalı, açık olanlar ise ücretli.

Bambu Ormanları Arashiyama

japan-kyoto9

Arashiyama’ya, Giondan önce otobüs sonrasında da tren kullanarak 20 dk civarında ulaşabilirsiniz. Nehrin iki yakasına kurulmuş bir kasaba ve doğu tarafında harika bir bambu ormanı bulunuyor. Tavsiyemiz, elektrikli bir bisiklet kiralayın ve Arashiyama’nın sokakalarını ve Bambu ormanının tadını çıkartın. Muhakkak görülmesi gereken bir güzellik. Bambu ormanı içindeki ufak göletler, tapınaklar ve doğa kaçırılmaması gereken bir keyif.

Arashiyama’da bisikletinizle, nehirin sol tarafından çok güzel bir patika yolu takip ederek dağlara ve ormanlık alana ulaşabilirsiniz. Ayrıca kasaba merkezinde eski taşıtlardan olan Japonların çektiği arabalarla gezmenizi tavsiye ederim.

Sırasıyla Gezilecek yerler;

Fushimi Inari Shrine
Higashi Honganji (istasyon)
Kiyomizudera
Higashiyama Streets
Kodaiji (45m)
Maruyama Park
Yasaka
GION
Nanzenji
Eikando
Philosopher’s Path
Honenin
Ginkakuji
İmparatorluk Sarayı & Nijo Kalesi
Takaragaike Lake
Kinkakuji
Bamboo Groves
Gioji
Saga-Toriimoto Preserved Street
Otagi Nenbutsuji
Arashiyama Street
Togetsukyo Bridge

ve Geyşalar..

Turistik bir olgu olduğu kadar tam bir gelenek.. Hala cevaplanmamış bir çok soru barındıran Geyşalık, aslında sanat demek, Edebiyat Demek, Güzellik demek, Hizmet demek ve gizlilik demek.. Geyşa deyince aklınıza gelen tüm o fuhuş ilişkisini bir kenara bırakmanız gerekiyor. Bir Geyşa’nın Anıları filmi bu konuda başarılı fakat yetersiz.. Öncelikle Kyoto’da göreceğiniz yerel kıyafetlerle bezenmiş beyaz makyaj yapmış kadınlar Geyşa değil, Geleneksel giyinmiş Japon kadınları.. Gerçek bir Geyşa bulmanız neredeyse imkansız.

Gion’da bazı evlerin Geyşa okulları olduğunu duyan çoğu turist burada Geyşa görmek umuduyla dolaşıyor. Şunu da belirtmekte fayda var; aslında Geyşa değil, Geiko deniyor, öğrencilerine ise Meiko deniyor. Özel müşterileri bulunuyor ve sıradan insanlarla görüşmüyorlar..

Eşim, baldızım Azer ve Ben Kyoto’da bir restorana girdik (hangi restoran hatırlamıyorum), İçeride restoran sahibi orta yaşlı bir kadın, genç bir kız ve bir de aşçı vardı. İki kadın da geleneksel kıyafetler giymişti, yemeklerimizi, Sake’mizi ve çayımızı ikram ederlerken, eşim ve baldızıma gayet sıradan bir sunum yapılırken sıra bana geldiğinde sunum tam bir ritüele dönüştü. Orta yaşlı kadın sunumu genç kıza bıraktı, bir sakeyi hazırlayıp bana sunması bile ağır ağır, sanatsal denebilecek güzellikte bir şovdu adeta. Gece sonunda sigara içmek istediğimde beni üst katta bir odaya yönlendirdiler, ve benimle birlikte yukarı iki kadında geldi, sigaramı içerken ayakta karşımda bekleyip, benimle sohbet ettiler, gülmeye eğlenmeye başladık. Aşağıda yemek yerken Barış Manço’yu bilip bilmediklerini sormuştum, sonra unuttum gitti.. sigara içerken genç kız telefonundan Barış Manço arayıp bulmuş ve Gül Pembe’yi çalmaya başladı.. tabi bu keyifli sohbet yaklaşık yarım saat aşağıda kimsenin ilgilenmemesinden dolayı sıkılıp yukarı gelen eşimin kapıyı açması ile son buldu. Erkeğe daha fazla kıymet veren bir toplumda ufak bir deneyimdi. Beni mutlu etmek için etrafımda dönüp durdular.. Bir Geiko deneyimi nasıl olur düşünemiyorum.

japan-kyoto16

Dresden

İlk yerleşimcileri köylüler ve balıkçılar olan Dresden, bir çok savaş ve büyük yangın görmüş bir şehir. Özellikle 19. yüzyılda oldukça gelişmiş olan şehir II. Dünya savaşı boyunca tek bir saldırı almamasına rağmen, trajik bir şekilde; bombalanan İngiliz şehirlerinin intikamı için saldırıya uğramış ve savaşın son günlerinde, hatta savaş bitmiş olmasına ve Almanya’nın teslimiyetine rağmen ağır bir bombardımana maruz kalmıştır. Bu intikam saldırısı sırasında kullanılan fosfor nedeni ile şehir bombardıman sonrası günlerce yanmış, tüm şehir yerle bir olmuş, binaların %90 yok olmuş ve 30.000 kişi yaşamını yitirmiştir.

Savaş sonrası Dresden
Savaş sonrası Dresden
İşte asıl marifet bu tarihten sonra ortaya çıkmaktadır. Şehir 65 yılda tamamen yenilenmiş, Molozlar tasnif edilerek kullanılabilecek her taş parçası tekrar kullanılarak, bombardıman öncesi tarihi yapılar olduğu gibi tekrar inşaa edilmiş ve eski haline sadık kalınarak tamamen yenilenmiştir. Asıl inanılmaz olan ise Şehrin merkezi ve siluetini oluşturan Elbe’nin güneyindeki eskişehirin 1990 da yapımına başlanması ve 2005 yılında tamamlanmış olmasıdır.
Dresden bir deyimin vücut bulmuş halidir. Dresdeni gezerken özellikle de eski şehiri gezerken yapıların üzerinde siyah taşlar göreceksiniz bu taşlar bombardıman sonrası yıkılmış, yangına maruz kalmış ve o yapının orjinal taşları, bu sebepten ki Dresden ‘’Küllerinden Doğan’’ bir şehirdir. Elbe’nin Flöransa’sıdır.

Germany-dresden10

Biz Dresden’de Hotel Am Terrassenufer ‘de kaldık. Eski Şehire yürüyerek 5 dakika, Elbe’nin hemen kıyısında, geniş odaları güleryüzlü personeli ile bizim için çok doğru bir seçimdi. Otelin hemen yanındaki sokak’ta aracınızı  hafta sonu ücretsiz park edebiliyorsunuz. Hafta içi ise günlük 3 euro. Almanya’nın diğer büyük şehirlerine kıyasla oldukça ekonomik.
Dresden Elbe’nin güneyi olan Altstadt (Eski Şehir) ve Neustadt (Yeni şehir) olarak iki kısma ayrılıyor. ve görülecek yerler genel olarak bi iki yaka arasında kurulmuş 4 köprü etrafında toplanıyor.
Germany-dresden7
Görülecek Yerler;
ESKİŞEHİR
 
Semper Opera House
Bombardıman dan sonra harabeye dönmüş başka bir bina daha.. Almanya’da ki Ne- Rönesans akımla yapılan ilk yapılarından olan binanın 1985 yılında restorasyonu tamamlanmış. Tiyatro Meydanına bakıyor. Semper ismini ise binayı tasarlayan mimardan alıyor. 1548 yılında kurulan dünyanın en eski orkestralarından biri olan Staatskapelle Dresden bu binayı kullanıyor.

Germany-dresden6

Royal Palace ( Rezidenzschloss)
1547-1918 yılları arasında Wettin Hanedanının tüm krallarının evi olmuş bu saray. Saray dünyada Türkiye dışında en fazla Osmanlı eşyasının sergilendiği saray. Türk Odası’nı ziyaret ederseniz bu eşyaların yanı sıra 1730 yılında Dresdene getirilen 6 metre yüksekliğindeki ve 20 metre uzunluğundaki Otağ-ı Hümayun’u da görebilirsiniz. görebilirsiniz.
2013 yılında tamamen restore edilen sarayın Augustus Caddesi tarafındaki duvarda ise 102 metre uzunluğunda Fürstenzug denilen, Prensler Alayı olarak adlandırılan porselen bir duvar mevcut. 1904 – 1907 yılları arasında, 24.000 Meissen Porseleni kullanılarak tamamlanmış. Aynı zamanda dünyanın en geniş porselen sanat çalışması olması bir yana bir de mucize eseri Bombardımandan en az hasarla kurtulan yapı. 102 metre boyunca dikkatle bakın, bu tabloda tek bir kız var..  bakalım bulabilecek misiniz.  (Cevap sayfanın en altta) 🙂
 Germany-dresden4
Frauenkirche
Dresden’in belki de en önemli yapısı. Anlamı İngilizce Church of Our Lady.. yani Meryem Ana Klisesi.. İronisi ise, Bombardıman sırasında yaklaşık 300 kişi güvenli olduğunu düşünerek buraya sığınmış, neyse ki tamamen yerle bir olan kiliseden yıkılmadan hemen önce çıkmayı başarmışlar..

Neumarkt (Yeni Pazar) meydanında kurulmuş olan  Frauenkirche, Güçlü Augustus tarafından, Venedik’teki Santa Maria Kilisesi’ni örnek alan bir tasarım yapması şartıyla marangoz ustası George Bähr’e 1743’te yaptırılmış.  Muhteşem yapıdan geriye binlerce taş yığını ve iki adet duvar kalabilmiş. Frauenkirche, dünya çapında sürdürülen “Dresden Yardıma Çağırıyor” sloganlı kampanya ve özellikle İngilizlerle Amerikalıların yaptığı cömert bağışlar sayesinde toplanan 250 milyon Alman Markı ile uzun yıllar sürecek bir restorasyona girmiş ve 2005 yılında tamamlanmıştır.

Kiliseyle birlikte yok olan önemli eserlerden biride Bach’ın çaldğı efsanevi org. Fakat bombardımanda 200 parçaya ayrılmış olan Mimar Baehr’in mezarı uzun çabalar sonucunda restore edilebilmiş ve Kilisenin mahzeninde sergileniyor. Anıtın üzerindeki yazının türkçesi ise;

” Artık yeterince yaşadım, inşaa ettim ve acı çektim. Şeytanla, günahlarla ve dünyayla tartıştım. Şimdi görkemle göğe yükselen bu binanın içinde zafere, huzura ve barışa kavuşmuş olarak yatıyorum. Tanrıyı erkeğiniz ve babanız olarak kabul edin ey sevdiklerim. Onun sadakatinde kimse çürümez.”

Germany-dresden8 Grossen Garden 

Dresden’in en büyük parkı. 1683 yılında barok stilde yapılmış. Parkın tam ortasında sarayın adı da Palais im Grossen Garten yani büyük bahçedeki Saray. Saray Dresdenin ilk barok yapısı olarak yazlık saray olarak yapılmış. Sarayın altında Kumtaşından yapılmış heykeller sergileniyor, ve aralarında bir Türk heykelide mevcut. Görür görmez tanıyacaksınız.

Germany-dresden5

Parkın sol tarafındaki iki köşede ise Volkswagen’ın cam fabrikası ve Hayvanat Bahçesi var..
YENİŞEHİR
 
Hauptstrasse
Augustus Heykelinden başlayarak yukarı doğru giden yer yer heykellerle bezenmiş keyifli bir cadde.
Goldener reiter
Yanişehirin hemen girişinde de 1694 ve 1733 tarihleri arasında hüküm süren ve ünlü Augustus’un heykeli. Augustus aynı zamanda yenişehir ve eskişehiri birbirine bağlayan köprüye ve eskişehirdeki saray önündeki sokağa da adını vermiş.
Germany-dresden2Neustadt Kunsthofpassage – Regenwasserspiel
Bu Pasajın içinde çok ilginç bir bina ve ona entegre edilmiş ilginç bir tasarım var. Bu bina yağmur yağdığında müzik çalıyor.. biz oradayken maalesef yağmur yağmadı dinleyemedik, ama yağmur yağmasa bile görmeniz gereken yerlerden.  Pasajın içindeki avlu Elementler Avlusu olarak adlandırılıyor ve çevredeki her bina bir elementi temsil ediyor, bu müzik çalan bina ise suyu temsil ediyor. Binanın adı Regenwasserspiel. Diğer binalar ise hava, toprak ve ateşi temsil ediyor. sevgi size kalmış..
Germany-dresden9
Porselendeki kız..
Porselendeki tek kız
Porselendeki tek kız

Potsdam – Saraylar Şehri

Potsdam Berlin’in güneybatısındaki Havel nehri üzerinde bulunuyor. Zamanında Prusya krallarının sayfiye şehri olarak kullanılmış..Potsdam’ın %75’i yeşil alan, %25’i de binalar ve caddelerden oluşuyor ayrıca 20 göl ve nehir var. Almanya’da II. dünya savaşından zarar görmemiş ender yerlerden birisi.

Berlin Leipzig arasında kesinlikle görülmesi gereken bir yer, ayrıca Berlin’de kalıyorsanız, 45 dk da trenle çok rahat ulaşabilirsiniz. Araba ile Berlin Leipzig otoyolundan Potsdam çıkışından çıkarak yarım saatte ulaşabilirsiniz. Şehri bisikletle gezmenizi öneririz. Tren istasyonunda ve şehir merkezinde kiralama yerleri mevcut.

Potsdam3Burası için en az yarım gün ayırmanızı tavsiye ederiz.

Potsdam’a gitme nedenimiz, Sanssouci Park.. fransızca Sans-souci kelimlerinden oluşuyor, hem isim olarak biliniyor (aşağıda anlatacağım) hem de kelime anlamı, endişesiz, umursamaz.. Gerçekten de öyle 🙂 Ayrıca Dünya Kültür Mirası Listesinde bulunuyor. Parkın içinde mimari olarak çok güzel bir çok saray bulunuyor, özellikle de Sanssouci Sarayı. Geniş bahçeleri, muazzam peyzajı, orman içersindeki patika yolları ile görmeden geçilmeyecek bir yer. Bahçelerden sarayları, saraylardan bahçeleri izlemek ise ayrı bir keyif. Adını size yaşatan bir park, endişesiz, umursamaz ve yüzünüzde bir tebessümle gezeceksiniz.

Potsdam1Gelelim Hikayesine; Sanssouci Park’ın içinde göze çarpan bir değirmen bulunuyor, değirmenin içi güzelce dekore edilmiş, gezip değirmen hakkında bilgi alabiliyorsunuz. 1700 lü yıllarda Blok olarak yapılan değirmen aynı yüzyıl sonunda Hollandalı örneklerden esinlenerek, Prusya Kralı Büyük Frederik’in oğlu, II. Friedrich Wilhelm tarafından taş gövdeli ve yapıyı çepeçevre saran bir galeri katına sahip bir değirmen olarak yenilenmiş 19. yüzyılın ikinci yarısında faaliyeti durdurulan Sanssouci’deki buğday değirmeni, İkinci Dünya Savaşı sırasında taş kaidesine kadar yanarak kül olmuş. Ancak 20. yüzyılın sonunda yel değirmeni yeniden kademeli bir şekilde inşa edilip sonunda bir müzeye dönüştürülmüş. 2003 ilkbaharından beri de, rüzgârın yeterli güçte esmesi şartıyla, burada müze faaliyetleri çerçevesinde eskiden olduğu gibi tekrar buğday öğütülüyormuş.

Saraylarla dolu bu parkı gezerken değirmen sizi hiç rahatsız etmiyor. Hatta bana göre doku ve renk katıyor. Fakat bu değirmenin çarpıcı bir hikayesi var; Prusya Kralı Büyük  Frederik, Postdam ormanlarında gezinirken bu değirmenin bulunduğu tepenin yanındaki alçak bir tepe üstünde durur ve değirmeni satın alarak yerine bir saray yaptırmak ister. Fakat değirmenciyi bu satışa bir türlü ikna edemez. Kral değirmenciyi ikna etmek için önce değirmene değerinin kat kat üstünde bir meblağ ödemeyi teklif etse de değirmenin sahibi olan Sans-Souci, “Olmaz ! satılık değil bu değirmen.” der. Kral bu cevaba kızar ve “ Sen benim Prusya Kralı olduğumu bilmiyor musun yoksa?” diye sorunca, “ Biliyorum, biliyorum” der Sans- Souci, “Sen de benim bu değirmenin tapusu ile sahibi olduğumu bil.” diye cevabı yapıştırır. Kral iyice köpürür  ve “ Zorla alırım o halde, bakalım o zaman ne yapacaksın?” der. Değirmenci bu söz üzerine hiç telaşa düşmeden: “Berlin’de hakimler var.” cevabını verir. Kral bu cevap üzerine ıslah ettiği mahkemelerin adaletine kendi aleyhinde de güvenildiğini anlar ve bu yel değirmeninin Prusya Krallığı devam ettikçe korunmasını ister ve onun daha altında olan tepeye sarayını diker ve adını da Sans-Souci Sarayı koyar.

Park’da tuvalet var fakat bulmak sıkıntılı, alternatif olarak bir restoran var ve tuvaletini kullanabilirsiniz. Ayrıca büfe de yok, o yüzden tura başlamadan suyunuzu almanızı tavsiye ederiz. Ayrıca park içersinde yeşillikler arasında bir çok bank bulunmakta, yanınıza sandviçinizi alarak bunlardan birine oturmak keyifli olabilir.

Eğer mümkünse parkı bisikletle gezmek çok keyifli.

Otopark paralı, çıkışta 3 euro ödeyerek aracınızı park edebiliyorsunuz.

Orta Elbe Biyosfer Rezervi

Orta Elbe Biyosfer Rezervi Garip bir başlık oldu farkındayım, fakat parkın türkçe adı tam olarak bu. Almancası ise ; ”Biosphärenreservat Mittelelbe”.

Burası tamamen ağaçlar içinde, kamp alanları olan, patika yolları ve doğası ile aslında bir orman. Worlitz de bulunuyor. Bizim girdiğimiz kısım ise Kapen’in tam karşısı. Berlin -Leipzig yolu üzerinde nefes almak için, dinlenmek için, yürüyüş yapmak için çok güzel bir durak. Otoyolda 185 numaralı çıkıştan yani Worlitz, Kapen, Wildensee çıkışından çıkınca 2 km mesafede.

Parkın bir çok giriş noktası var, dilediğinizi kullanabilirsiniz. Fakat kapen karşısında girişten girerseniz, information ve ufak bir doğal müzesi olan bir bina var, içersinde doğal hayata dair bir sunum ve hediyelik eşya dükkanı da bulunuyor. Mevsiminde giderseniz, meyve ağaçlarından tadımlık, elma, erik gibi meyveler toplayıp yiyebilirsiniz.

germany-elbe1

Ayrıca bu büyük milli park içinde ulaşım için ufak bir tren yolu kurulmui ve 2 vagonlu butik bir trenle park içinde gezebiliyorsunuz. denemekte fayda var..

Eğer sadece dinlenelim, ormanda ufak bir gezinti yapalım derseniz burası ideal, fakat bütün parkı gezmek isterseniz, worlitz tarafından giriş yapmanız gerekiyor. Worlitz parkının içersinde elbe kenarına kurulmuş taştan bir kale var, turistik ve güzel bir yer bunun dışında genel olarak herhangi bir yapı bulunmuyor.

Temiz hava ve keyifli bir orman yürüyüşü sizi bekliyor..

Bastei

Bastei : Kale, iyi korunan yer anlamına gelmektedir.
Bastei Elbe üzerinde 194 metre yükseklikte bulunan bir kayalık. 1 Milyon yıl önce su erezyonu ile oluşmuş ormanlık içersinde güzel bir yürüyüş alanı. Bastei de bulunan ünlü köprü ise bir zamanlar bir kaç kayayı birbirine bağlayan tahtadan yapılmış bir köprüymüş. Daha sonra 1851 yılında Caspar David Friedrich den esinlenerek Taştan yapılarak yenilenmiş. Yaklaşık 200 yıldır turistik bir bölge ve oraya gittiğinizde, 7 den 70 e insan görebiliyorsunuz.

bastei2

Biz Bastei’ye arabayla gittik, Pirna’dan ya da Bad Schandau dan ulaşmak mümkün, arabayla 15-20 dk arası.. Burası aslında Sakson İsviçre Ulusal Parkı, Rathen olarak geçiyor. Park girişinde 10dk yürüme mesafesine park edebiliyorsunuz, fakat isterseniz daha da yakına park etmeniz mümkün. Bastei de 5-6 tane panaromik nokta var, bunlara ulaşmak için birçok basamak inip çıkmanız gerekiyor. Ayrıca para ile giriş yapılan ufak bir bölge de var, bu bölgede burada daha önce yaşamış insanların köyünden kalıntılar var, ayrıca çok keyifli panaromik noktalar var. Çok pahalı değil bu yüzden girmenizi öneririz.
bastei1 kopya
Bastei’de muazzam bir vadi ve nehir manzarası bulunmaktadır. Hele Elbenin kıvrımlarını 200 metre yüksekten görebildiğiniz bir nokta var ki, tam bir keyif noktası. Ayrıca zorluk derecesi VI ve üstü olarak keyifli kaya tırmanışı rotaları var, çoğu kaya da takoz mevcut.. Burası için 1 gün ayırırsanız, keyifli trekking rotalarıda var..
Bastei Elbe Kumtaşı vadisindeki, ressam yolunu ve bohemya’nın son durağıdır.  Romantizm Akımının ressamlarına ilham veren bir coğrafyadır Ressam yolu. En çok bilinen ve ünlü yapıt ise Caspar David’e ait olan ‘’Elbe Kumtaşı Dağlarındaki kaya’’ adlı köprü resmidir.
Tavsiyemiz; Araba kiralayın.. ve berlinden Praga bu ressam yolunun her durağının tadını çıkarın.,,
öneriler;
  • Tatil günleri ve haftasonu gitmekten kaçının, kalabalık..
  • İyi bir treking ayakkabısı kullanın,
  • Güneş gözlüğü
  • Su bulundurun
  • Temiz T-shirt ve Çamaşır
  • Öğle saatlerinde giderseniz yanınıza sandviç alıp manzara eşliğinde yiyebilirsiniz..