Potsdam Berlin’in güneybatısındaki Havel nehri üzerinde bulunuyor. Zamanında Prusya krallarının sayfiye şehri olarak kullanılmış..Potsdam’ın %75’i yeşil alan, %25’i de binalar ve caddelerden oluşuyor ayrıca 20 göl ve nehir var. Almanya’da II. dünya savaşından zarar görmemiş ender yerlerden birisi.

Berlin Leipzig arasında kesinlikle görülmesi gereken bir yer, ayrıca Berlin’de kalıyorsanız, 45 dk da trenle çok rahat ulaşabilirsiniz. Araba ile Berlin Leipzig otoyolundan Potsdam çıkışından çıkarak yarım saatte ulaşabilirsiniz. Şehri bisikletle gezmenizi öneririz. Tren istasyonunda ve şehir merkezinde kiralama yerleri mevcut.

Potsdam3Burası için en az yarım gün ayırmanızı tavsiye ederiz.

Potsdam’a gitme nedenimiz, Sanssouci Park.. fransızca Sans-souci kelimlerinden oluşuyor, hem isim olarak biliniyor (aşağıda anlatacağım) hem de kelime anlamı, endişesiz, umursamaz.. Gerçekten de öyle 🙂 Ayrıca Dünya Kültür Mirası Listesinde bulunuyor. Parkın içinde mimari olarak çok güzel bir çok saray bulunuyor, özellikle de Sanssouci Sarayı. Geniş bahçeleri, muazzam peyzajı, orman içersindeki patika yolları ile görmeden geçilmeyecek bir yer. Bahçelerden sarayları, saraylardan bahçeleri izlemek ise ayrı bir keyif. Adını size yaşatan bir park, endişesiz, umursamaz ve yüzünüzde bir tebessümle gezeceksiniz.

Potsdam1Gelelim Hikayesine; Sanssouci Park’ın içinde göze çarpan bir değirmen bulunuyor, değirmenin içi güzelce dekore edilmiş, gezip değirmen hakkında bilgi alabiliyorsunuz. 1700 lü yıllarda Blok olarak yapılan değirmen aynı yüzyıl sonunda Hollandalı örneklerden esinlenerek, Prusya Kralı Büyük Frederik’in oğlu, II. Friedrich Wilhelm tarafından taş gövdeli ve yapıyı çepeçevre saran bir galeri katına sahip bir değirmen olarak yenilenmiş 19. yüzyılın ikinci yarısında faaliyeti durdurulan Sanssouci’deki buğday değirmeni, İkinci Dünya Savaşı sırasında taş kaidesine kadar yanarak kül olmuş. Ancak 20. yüzyılın sonunda yel değirmeni yeniden kademeli bir şekilde inşa edilip sonunda bir müzeye dönüştürülmüş. 2003 ilkbaharından beri de, rüzgârın yeterli güçte esmesi şartıyla, burada müze faaliyetleri çerçevesinde eskiden olduğu gibi tekrar buğday öğütülüyormuş.

Saraylarla dolu bu parkı gezerken değirmen sizi hiç rahatsız etmiyor. Hatta bana göre doku ve renk katıyor. Fakat bu değirmenin çarpıcı bir hikayesi var; Prusya Kralı Büyük  Frederik, Postdam ormanlarında gezinirken bu değirmenin bulunduğu tepenin yanındaki alçak bir tepe üstünde durur ve değirmeni satın alarak yerine bir saray yaptırmak ister. Fakat değirmenciyi bu satışa bir türlü ikna edemez. Kral değirmenciyi ikna etmek için önce değirmene değerinin kat kat üstünde bir meblağ ödemeyi teklif etse de değirmenin sahibi olan Sans-Souci, “Olmaz ! satılık değil bu değirmen.” der. Kral bu cevaba kızar ve “ Sen benim Prusya Kralı olduğumu bilmiyor musun yoksa?” diye sorunca, “ Biliyorum, biliyorum” der Sans- Souci, “Sen de benim bu değirmenin tapusu ile sahibi olduğumu bil.” diye cevabı yapıştırır. Kral iyice köpürür  ve “ Zorla alırım o halde, bakalım o zaman ne yapacaksın?” der. Değirmenci bu söz üzerine hiç telaşa düşmeden: “Berlin’de hakimler var.” cevabını verir. Kral bu cevap üzerine ıslah ettiği mahkemelerin adaletine kendi aleyhinde de güvenildiğini anlar ve bu yel değirmeninin Prusya Krallığı devam ettikçe korunmasını ister ve onun daha altında olan tepeye sarayını diker ve adını da Sans-Souci Sarayı koyar.

Park’da tuvalet var fakat bulmak sıkıntılı, alternatif olarak bir restoran var ve tuvaletini kullanabilirsiniz. Ayrıca büfe de yok, o yüzden tura başlamadan suyunuzu almanızı tavsiye ederiz. Ayrıca park içersinde yeşillikler arasında bir çok bank bulunmakta, yanınıza sandviçinizi alarak bunlardan birine oturmak keyifli olabilir.

Eğer mümkünse parkı bisikletle gezmek çok keyifli.

Otopark paralı, çıkışta 3 euro ödeyerek aracınızı park edebiliyorsunuz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here