Başlarken..

Gezi planımın hayata geçirildiği ilk nokta olarak hep bileti almayı seçiyorum. Planla, bütçe hesabıyla vazgeçme ihtimalim hep oluyor. Bu arada ilk dip notu vermek istiyorum, alıştığımızın aksine biletleri her zaman önceden almak bize fiyat avantajı sağlamayabiliyor. Süre kısaldıkça firmalar rekabet ve koltuk satışlarını göz önünde bulundurarak fiyatlarını düşürebiliyorlar.
Sonrası konaklama için bölge seçimi ve otel rezervasyonu. Hyde Park’a yakınsa iyidir düşüncesiyle kimseden destek almadan yaptığım seçim, şans eseri çok güzel çıktı. Otelin yerini görmek için haritayı açıp Hyde Park’a bakınca ne kadar büyük bir alana yayılmış olduğunu anladım. Otelim Westminster-Paddington, Sussex Gardens’da idi.
Ve vize işlemleri. İngiltere vizesi için talep ettiğiniz süreyle bağlantılı olarak fiyatlandırma yapılmış. Benim ilk Birleşik Krallık vize teşebbüsüm olacağı için en kısa süreli ve dolayısıyla en düşük fiyatlı vize için başvuruda bulundum. Evrakların teslimi, parmak izi ve fotoğraf çekimi için konsolosluğa gidiyorsunuz, mülakat yapılmıyor. Verdiğiniz evraklar İstanbul’da değerlendiriliyor, değerlendirme sonucuna göre kabul/red alıyorsunuz. Yaklaşık pasaportunuzun size dönüş süresi 3 hafta.
Seyahattan önceki son aşama bavul hazırlığı. Mevsim normallerini biraz genişleterek bavul hazırlamamanızı öneririm. Mayıs’ın son haftası olmasına rağmen hergün yağmur yağdı. Hangi mevsimde giderseniz gidin yanınıza mutlaka şemsiye, kapşonlu bir yağmurluk ve yedek şemsiye alın..

Londra..

Sabah saat 11:00 gibi İstanbul aktarmalı olarak Londra Gatwick Havaalanı’na ulaştım. Bu aşamada kalabalığı takip etmek en iyi yol.. Onlardan ayrılmayın. Tren istasyonuna onlarla geldikten sonra ilk yapılacak iş eğer benim gibi otele nasıl gideceğinizi öğrenmediyseniz turist danışmanlarına ulaşmak. Metro haritası ile birlikte hangi trenle nereye gideceğimi ve haftalık biletler hakkında bilgi verdiler bana. Victoria istasyonuna ulaştığımda ben de ilk iş olarak haftalık 1.ve2. zone için £36’a OYSTER kartı aldım. Tek yön biletin yaklaşık £4 olduğunu düşünürsek oldukça avantajlı. İngiltere’de tek kullanımlık bile olsa, kartınızı istasyondan çıkmak için de kullanıyorsunuz, atmayın.. Otele varmadan Türkiye ile rahat konuşmak için £10’a 500 dakika konuşma sms ve 500 mb internet kullanımı için hat aldım ki yine beni en rahatlatan harcamalarımdan biri de bu oldu. £104’a London Pass’ı da alınca temel ihtiyaç ve alışveriş harici ihtiyaçlarımı tamamlamış oldum.

Ve macera başlasın..

7 günlük Londra gezimin ilk kez gidenlere faydalı olabilmesi için olabildiğince gün gün detaylı anlatmaya çalışacağım.
Gezimin genelinde bolca yürüyerek keşfetme ve canım ne istiyorsa sonuna kadar tadını çıkarma üzerine hareket ettim. Bu aşamada en büyük ihtiyacım metro haritası, şehir haritası ve ulaşım ile müze kartlarım oldu.
İlk gün otelden erken saatlerde çıkıp Hyde Park’ta ufak bir turla güne başlama planıyla uyandım. 5 dakikalık yürüme mesafesindeki Hyde Park’a doğru yürürken ani bir kararla üstü açık şehir turu yapan otobüsleri tanıtan çocuğa soru sormaya başladım ve bi baktım otobüsün içindeyim. London Pass haricinde masraf yapmama kararımı ilk dakikadan bozmuş oldum böylelikle. Ancak çok net söyleyebilirim ki £30’a 2 günlük “Big Bus”a ait 3 hattaki otobüslerle şehir turundan çok faydalandım. İstediğiniz durakta inip dolaşıp tekrar Big Bus otobüslerine binebiliyorsunuz. Öğrendiğim kadarıyla 3 farklı otobüs firması varmış. Önümde harita, kulaklıktan gelen tanıtım konuşmalarını dinlerken bi taraftan da not defterime sonraki gün yapılacaklarla ilgili notlar aldım. 2 gün boyunca otobüsle dolaşırken yolları hatmettiğimi söylemem hiç de yanlış olmaz.

UK-London7UK-London16

Otobüste ilk durağım Trafalgar Square oldu. Trafalgar Meydanı, Londra’nın merkezinde National Art Gallery’nin ana giriş kapısının baktığı meydan. Meydana ismi, Nelson kumandasındaki İngiliz donanmasının Fransız ve İspanyol donanmalarını yendiği Trafalgar Savaşı sebebiyle verilmiş. Ve de bu sebeple meydanda aynı savaşta vurulmuş olan Nelson’a ait ihtişamlı bir heykel dikilmiş. Londra’nın her köşesinde savaşlar ve şehitlere atfedilmiş pek çok büyüleyici heykeli görebilmek mümkün.

UK-London5

National Gallery: Monet, Van Gogh gibi popüler olan ressamların eserlerinin yanında İngiltere’deki çok önemli sanat kolleksiyonlarının bulunduğu galeri. Giriş ücretsiz.

UK-London11

National Portrait Gallery: National Gallery’nin yanında bulunan galeride Kraliçe 1. Elizabeth, W Shakespeare, Beatles üyeleri gibi ünlü simaların portrelerini görebileceğiniz gibi az tanınan kişilere ait portrelere de ev sahipliği yapıyor. Giriş ücretli.
National Gallery’nin cafe restoranında yemek molası verebilirsiniz.
Güneşli havanın güzelliğinden de faydalanarak yürüyerek St. James’s Park’a gidip çimlerin üzerinde ufak bir mola verdim. Sonra Buckingham Palace parkından geçip Palace’ı parmaklıklar arkasından dolaştım. Meydanda Walking Tourlardan birini yakalayıp kısa bi süre rehberi dinledim, sonra baştan katılmaya karar verip onlardan ayrıldım.

UK-London8UK-London9

Buckingham Palace 1700’lü yıllarında başlarında inşa edilmiş ve günümüzde bugün kraliçenin evi. Devlet odaları yaz aylarında ziyaretçilere kapılarını açıyormuş. Kraliyet Parklarının büyük bir bölümüne giriş serbest. Çok erken saatlerde açılan parklar akşam 21:30 civarında kapanıyor. 21:30’dan sonra parkta kalırsanız bir süre daha açık tutulan ve sadece çıkış için kullanılan kapılara ulaşmanız gerekiyor.

Sarayda Nöbet değişim törenleri saat 11:00’da. Benim olduğum hafta Pazar günü tören yoktu.
Akşama kadar Parklarda vakit geçirdikten sonra Piccadilly Circus’ta kendime güzel bi hoşgeldin yemeği ısmarladım. Hava karardıktan sonra Tarafalgar Square’de sokak müzisyenlerini biraz dinledikten sonra metro ile otele geçtim. Big Bus’ların akşam saatlerinde son turlarını yaptıktan sonra otele dönüş hizmetleri de varmış. Ben kısa yoldan otele dönmeyi tercih ettim.
İkinci günümün sabahı yine erkenden yollara düştüm. Big Bus otobüsünü yakaladım. Bu kez planım sabredip otobüslerle tam tur atıp şehri tamamen tanımaktı, kısmen de olsa bunu gerçekleştirebildim. Otobüsleri anlatırken farklı güzergahları olduğundan bahsetmiştim. Diğer hattın otobüsünü görünce hemen inip öndeki otobüse geçtim. Böylelikle British Museum için planlamadan bi ziyaret gerçekleştirmiş oldum. Kısa bir zamana bırakılmaması gereken bir müze.
UK-London14UK-London15
British Museum’a girdiğimde ilk işim haritada Türkiye’den eserlerin olduğu salonları bulmak oldu. Önce hızlı adımlarla o salonlara gittim. Müzenin girişinde ünlü okurlara ev sahipliği yapmış bir de kütüphane mevcut.
Müzede uzun saatler geçirdikten sonra River Thames kenarında yürüyüp tasarım kıyafet ve aksesuarları seviyorsanız çevresindeki dükkanları gezmek çok iyi bir fikir olabilir.

Benjamin Franklin’in yaşadığı ev, plansız dolaşırken tesadüfen girip, çok etkilendiğim müzelerden biri. Benjamin Franklin’in hayatının alışılagelmişin dışında anlatıldığı evine fırsat bulursanız gitmenizi öneririm.
2 günlük Big Bus’larla şehri iyice öğrendikten sonra biraz daha rahat ne nereye yakın anlayabilecek duruma geldim.
Yeni günüme uzun bir liste yaparak başladım ancak otelden çıktığımda planladığım gibi gitmeyeceğini anladım. İngiltere bana gerçek yüzünü göstermeye başlamıştı ve etkisi de çok tanıdıktı.. Trafik felç.. Allahtan metro ağları şehirde gitmeyi hedeflediğim her yeri kapsıyordu ve 5 dakikadan uzun hiç beklemem gerekmedi. Kısa sürede Monument’e ulaştım.
Monument’e 311 daracık ve dönemeçli basamaktan tırmanarak nefes nefese en tepesine kadar çıktım. Anıt, 1666 yılında Londra’da çıkan büyük yangın sebebiyle yangının çıktığı yere çok yakın bi mesafede yaptırılmıştır. 6 kişinin intiharı sonrası balkon korkuluklarına kafes eklenmiş. Yukarı çıktığımda hem kafesin görüntüyü engellemesi hem de çevredeki inşaatlar sebebiyle çok da güzel bir manzarayla karşılaşamasam da 360 derecelik Londra manzarası görülmeye değer..

Londra tatilim boyunca en keyif aldığım şeylerden biri yürüyerek köprü geçmek oldu. Hava açık da kapalı da olsa en güzel manzaraları hep köprü üstünde yakaladım.
London Bridge, Thames Nehri üzerinde 1750 yılına kadarki tek köprü olmuş. Köprü pekçok kez yıkılıp tekrar yapılmış. Taştan yapılmaya başladıktan sonra köprü üzerinde 1000’li yıllardan başlayarak soyluların yaşadığı gösterişli evler yapılmaya başlanmış. Çıkan büyük yangınlarla çok sayıda kişinin ölmesi üzerine köprü üzerindeki evlerin yıkılmasına karar verilmiş.
Köprüdeki hayatların anlatıldığı canlı ve kapkanlı bi deneyim oldu London Bridge Experience. Daracık kapkaranlık tünelden çıktığımda bağırmaktan boğazım ağrıyordu ama aklıma geldikçe hala gülüyorum.

Kısa mesafedeki Tower Bridge’e yine yürüyerek gittim. Tower Bridge, yani Kule Köprüsü 1894 yılında kullanıma açılmış. Kulelere çıktığınızda hem nehir uzantılı Londra manzarasıyla karşılaşıyorsunuz hem de köprünün inşaatı ve dünyadaki benzer köprülerin fotoğraflarının olduğu ki Boğaziçi Köprüsü de buna dahil, bir sergi bulunuyor.

UK-London22

Tower of London; Londra Kalesi filmlerde gördüğümüz hendekli kalelerden. Kale, cephanelik olarak kullanılmış, taç mücevherlerini korumuş, hayvanat bahçesi olmuş ve kraliyet darphanesi olarak hizmet vermiş. Bu kadar kule köprü gezdikten sonra More London Place’de güzel bir yemek yedim ve merkeze nehir turuyla devam ettim. River Tour, Big Bus’ların hediyesi olan bir turdu ama London Pass’da da dahildi.Odaya vardığımda ıslanmış ve yorgunluktan bitmiş haldeydim.
Yeni gün Londra mesaime Hyde Park’ta kahvaltıyla başlamaya karar verdim. Hyde Park ününü hakedecek güzellikte bir park. Park içindeki Serpentine gölünde yüzen kuğu ve ördeklere yürüyüş yolunda rastlarsanız hiç şaşırmayın. Park’ta at binme alanları, bisiklet yolu ve gölde kiralık sandallarla dolaşmak da mümkün.

UK-London23UK-London27
UK-London24UK-London26

Park içinde aynı zamanda Prenses Diana için hatıra Parkı da mevcut..

UK-London13

Hyde Park’ta yeşillikler içinde kendimi kaybetmişken istemeden çıkışa ulaştım. Heykeller beni hep çok etkilemiştir. Ama South Kensington tarafından karşıma çıkan The Albert Memorial gerçekten çok gösterişliydi.
UK-London29

Prens Albert’ın 1861 yılında ölümü üzerine eşi kraliçe Victoria tarafından yaptırılan heykel 10 yılda tamamlanmış. Görülmeye değer..
Royal Albert Hall; Heykelin tam karşısında Prens Albert tarafından sanat ve bilim anlayışını geliştirmek amacı ile kurulmuş. Ancak salon Albert’in ölümü sonrası Victoria tarafından açılmış ve her sene 350’den fazla performansa en sahipliği yapıyormuş. Binayı her yarım saatte bir gruplar halinde rehber eşliğinde dolaşmak mümkün. Kraliyetin oturduğu loca, bekleme salonu kullandıkları merdivenler ve kraliyet davranışları ilginizi çekerse enteresan dip notlarla teker teker anlatılıyor. Farklı bir dünya, mühteşem görkemli bir salon..

UK-London31

Royal Albert Hall’den yine yürüyerek önce Science Museum’a geçtim. 7 kata yayılmış olan Bilim Müzesi’nde roketler, uydular, buharlı makinalar, dokuma tezgahları, gemicilik ve uçakların gösterildiği, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin sergilendiği müze. Erken bir saatte gittiğimden midir bilinmez bol çocuklu bir kalabalık vardı. Dolayısıyla keyfiyle gezmem mümkün olamadı. Hep mi böyledir, bu kalabalığın bir saati var mıdır bilmiyorum ama akşam saatlerine doğru daha sakin olduğunu tahmin ediyorum.
Natural History Museum; Gezmeyi, vakit geçirmeyi en çok istediğim ancak yine benzer kalabalığı barındırması sebebiyle keyifle gezemediğim müzelerden biri oldu. Doğa Tarih Müzesi, ünlü botanikçilerin eserlerinin deposu olan müze. Kalabalığın büyük sebebi dinazor kolleksiyonu olduğunu tahmin etmek zor olmasa da diğer eserler de görülmeye değer.. Müze, bilim adamları ve kütüphanecileriyle araştırmalarını hala sürdürmekteymiş.
Victoria ve Albert Müzesi hemen yolun karşısında olmasına rağmen müzeye girmedim. Müzede Hindistan ve Uzakdoğu’dan gelen hazineler ve müevherlerin yanı sıra heykeller, dokumalar, cam ürünler de bulunuyormuş.
Ayaklara fazla yüklendiğimi farketsem de tatilim süresince heryere yürüyerek gitmeyi tercih ettim. Harrods’a gitme konusunda tereddüt yaşasam da yakınlarına gitmişken uğramak istedim. Yol boyunca bi dolu pasta dükkanı, güzel mağaza, 2. el dükkanlara girip çıktım. Ve ünlü Harrods.. Değme müzelere taş çıkaracak güzellikte bir binayla karşı karşıyaydım yine. İtiraf etmeliyim ki teşhirdeki ürünlere bakmaktansa duvar ve tavanları incelemeyi tercih ettim. Satış görevlileri de bunun farkında olacaklar ki siz bişi sormadıkça sizle ilgilenmiyorlar. Çabucak mücevher ve çanta ayakkabıların arasında dolaşıp kendimi yiyecek katına attım. İnanılmaz çikolata kokuları arasında mutluluktan uçarak dolaştım. 1900’lü yılların başında inşa edilen binayı 11.500 lamba aydınlatıyormuş. Ayrıca Mağazada Dodi ve Prenses Diana için yapılmış anıt da bulunmakta.
Plana göre o gün Shakespeare Globe Theatre’a da gitmek vardı ancak 12:00’den sonra kapandığı için ertesi günkü plana dahil etmeye karar verdim.
Modern Sanatlar Müzesi hemen Shakespeare Globe Theatre’ın yakınında. Modern Sanatlar pek ilgimi çekmediği için Müze önündeki müzik yapanları dinleyip müze içinde genel bir tur atıp çıktım.

Millennium Bridge ayağındaki Shakespeare Globe Theatre için başladım yeni güne. Sadece yaya trafiğine açık olan Millennium Köprüsü, yürümekten en keyif aldığım köprülerden biriydi. Kısa bir süre kuyrukta bekledikten sonra sergi haline getirilmiş alanı gezdim ve pek tatmin etmedi beni gördüklerim. Tam çıkmaya hazırlanırken rehber etrafına topladı ve anladım ki gösteri o zaman başladı. Önce genel olarak Shakespeare dönemindeki hayatlardan, sanat anlayışından bahsetti, sonra tiyatrodan ve aslında çıkan yangından çok etkilendiğinden, tiyatrodaki tümü erkek oyunculardan derken anlatan kızın ses tonlarındaki değişimin içinde kaybolup o yıllara gittim.

UK-London33UK-London35

Sonraki durağım yine sabırsızlıkla planladığım Baker Street.. Önce Sherlock Holmes Museum ve hemen yanındaki The Beatles Store. Kurgusal kahramanın evini gezerken şöminenin önünde fotoğraf çektirmek müzenin en keyifli anlarından. Zaten Sherlock Holmes’un gerçek olmadığını kabul etmeyen bünyem evini de görünce tamamen gerçekliği konusunda son noktayı koydu.

UK-London36

Baker Street’ten tekrar Regents’s Park’a geçip öğle atıştırmalığı ısmarladım kendime. Yeşillikler içinde parkta dolaşıp tüm yorgunluğumu aldıktan sonra parkın diğer ucundaki hayvanat bahçesinin yolunu tuttum.

The London Zoo; Londra Hayvanat Bahçesi dünyanın en eski hayvanat bahçesiymiş ve Hayvanat Bahçesinin açılış sebebi bilimsel amaçlıymış. Hayvanat Bahçesinde goriller, kuşlar, kelebekler, balıklar ve penguenler için özel bölümler hazırlanmış.

UK-London41

Öğleden sonra gitmiş olmam ve yoğun yağmurun da etkisiyle beklediğimden çok daha sakindi. Penguenlerin gösterisini izledim, kuzuların içinde oturup onları sevdim, gorillerin kapkara gözlerinin içine baktım benim için çok keyifli, huzurlu bir gün geçirdim.
Hayvanat Bahçesi çıkışı çevredeki sokakları geze geze Compdon Street’e geldim. Bu geniş caddede Londra’nın simasının değiştiğini farketmek hiç de zor değil. Sokak satıcıları, pub’lar, kulüpler, restoranlar ve masalarını sokağa atmış cafelere rastlamak mümkün.
UK-London42

Compton Street dönüşü ulaşımı da iyice öğrenmiş olmamın güvencesiyle otobüs ve 2 metro hattı kullanarak otele ulaştım.
Son gün yanlış bir seçim yaparak The Secrets of Westminster Abbey için yürüyüş turuna katıldım. Belki gezimin ilk günlerine almış olsaydım çok ilgimi çekebilecek bir gezi olurdu ancak tarihi kitaplara sığmayacak kliseye hiç gücüm kalmamış olması sebebiyle turla birlikte sonunu getiremedim. Taç giyme törenleri, kraliyet düğünleri ve kraliyete dahil veya değil yüzlerce kişinin aynı zamanda mezarlığı olan klise 1997 yılında Prenses Diana’nın cenaze törenine ev sahipliği yapmış.
Picadilly Circus; Kraliçe Victoria’dan sonra adını en çok duyduğum John Nesh tarafından Regent Street üzerinde tasarlanmış bir kavşak. Kavşaktaki Eros heykeli şehrin eğlence mekanlarına giriş kapısı gibi.
Soho; Londra’nın en gözde adreslerinden biri sayılan bölge. Son güne kadar arayıp bulamadığım pek çok şeyi orda buldum. Cuma günü iş çıkışında da orda olmam sebebiyle eğlenceli kalabalığı da görmüş oldum. Akşam yemeği veya yemek sonrası ayak üstü sohbetleri için bir geceyi ayırmak lazım..
China Town; Soho’nun hemen yanındaki bölge. Çin malı ürünleri rahatlıkla bulabilmeniz mümkün. Ben tercihimi masajdan yana kullandım, 1 haftanın tüm yükünü orada bırakıp çıktım.
Londra tatili hiç sıkılmadan çok keyifli geçirdiğim, yalnız olmama rağmen kendimi güvende hissettiğim bir tatil oldu. Planlı ve programlı gitmiş olsaydım bu kadar yorulmama gerek kalmazdı ancak araştırma yapacak fırsat bulamadığım gibi internette kendime ihtiyacım olacak rehbere de rastlayamadım. Umarım benim gibi ilk deneyimini yaşayacak Londra tatilcilerine faydalı bir yazı yazabilmişimdir. Genel olarak bakıldığında İngiltere pahalı bir yer olmasına karşın maliyetlerinizi düşürmeniz de mümkün. Yazımın başında bahsettiğim gibi mutlaka ulaşım için kart edinin. Müze ağırlıklı bir geziyse London Pass da faydalı ancak şehrin keyfini çıkarıcam derseniz de çok da gerek olmayabilir. Aşağıda en çok tercih edilen müzelerin giriş ücretlerini ekliyorum. Ben, Big Bus, Sherlock Holmes ve Westminster Abbey’in yürüyüş turu haricinde ekstra para ödemedim.

Tower of London£21,45
HMS Belfast£14,05
Shakespeare Globe£13,50
London Bridge Experience£24,00
Thames River Cruise£17,50
Westminster Abbey£18,00
Churchill War Rooms£15,90
ZSL London Zoo£23,40
Curzon Soho£14,50

 

Kısıtlanması pek mümkün olmayan harcamalardan biri de yemek. İngilizlerin kendi mutfakları olmamasına rağmen pek çok dünya mutfağını bulabiliyorsunuz. Fish and Chips yemeden dönmeyin. Bu kısımda bilmeniz gereken fiyatı değil.. Bir tabak fish and chips’in kalorisi.. 1500 – 2000 kkal..
Kahvaltimı genelde otelde yaptığım için kahvaltı ekstra maliyet kalemi olmadı benim için ancak 1 kere de olsa ingiliz kahvaltısı denenmeli.
Farklı bölgelerde sokaklarda yiyecek almak da mümkün. River Thames yakınlarında Hint yemeklerinin satıldığı standlardan Hint yemeklerini denedim. Uzakdoğu mutfağını sevsem de tatil sonuna kadar bıkmadan denediğim yemeklerin hiçbiri başarılı değildi. Hele fast fooda çevrilmiş restoran zincirlerindeki lezzet tam bi kabustu. Bunun dışında Compton Town, China Town’da rahatlıkla Kore, Çin, Thai mutfaklarını denemek mümkün. £3-£4’a karışık tabak hazırlıyorlar isteğinize göre.
Müze arası koşuşturmalarımda kurtarıcım Pret a Manger ve yine benzer konseptli Marks’n Spencer oldu. İçecek ve sandviçlerini çok sevdim. £9-£10’a kendi menülerimi oluşturabiliyorsunuz.
Fish and Chips tabağı £7-£10
Bunların dışında kendime “hoşgeldin” ve “yine bekleriz” yemeklerim yaklaşık £30 kadar tuttu.
Marble Arche’la başlayan Oxford Street alışveriş için en popüler mekan. Tüm markaları bulmanız mümkün. Benim otelime çok yakın bir mesafe olması sebebiyle akşam yürüyüşlerimde mutlaka caddede tur attım. Neredeyse tümüne Türkiye’de de aşina olduğumuz markaların fiyat avantajına ben rastlamadım. Ucuz yollu alışveriş için Primark’a gitmenizi öneririm. Ancak günün her saatinde çok kalabalık olan mağazada aldığınız ürünleri denemek tam bir kabus. Ben genelde ürünleri alıp, otelde denedikten sonra ertesi gün değişim yaparak kendimi o eziyetten kurtardım. Boots yine çok sevdiğim eczanemsi kozmetik dükkanı. Oxford Street’teki vitrinler görülmeye değer.
Oxford Street’le kesişen Soho bölgesi yine alışveriş için uğrak noktalardan.
Compton Town’daki sokak satıcılarını kaçırmamak için akşam saatlerinden önce gitmek gerekiyor.

UK-London2

Umarım faydalı bir rehber olmuştur yazdıklarım. Yukarıda yazdıklarım dışında da çok popüler ancak gitmeye fırsat bulamadığım yerler oldu. London Eye için havanın açık olduğu bir günü bekledim ancak yağmurlar her geçen gün hızlandı. İngiltere her köşesini çok iyi değerlendirmiş, 1 hafta Londra için bana yeterli gelmedi. Tekrar gitmeyi iple çekeceğim.

Aklınıza gelen bir soru olursa seve seve cevap vermeye çalışırım.

Bol tatilli bi yaz olsun..

Sevgiler,
Berna 🙂

1 YORUM

  1. Düzgün, kısa ve kolay anlaşılır cümlelerle çok fazla şey yazmışsınız. Herkes beceremez, tebrikler. Yılını bulamadım sadece 1 Temmuz yazınızın. Biz 12-15 Eylül ilk defa Londra’da olacağız, Soho-Old Compton Street’te ev kiraladık (5 kişi). İyi bir seçim mi, gece gürültüsüne göre karar vereceğiz. Big Bus tercihinizi biz de yapacağız. (Barcelona’dan biliyorum, iyi bir şirket)
    Yazınızda göremediğim Camden’da ziyaret noktamız olacak. Teşekkürler ve iyi gezmeler. Daha gitmeden ben de sizin gibi tekrar Londra’ya gitmek isteyeceğime inanıyorum.
    MG

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here