Portekiz, Avrupa’nın en kendine özgü ülkelerinin başında benim için. Her ne kadar Kuzey Avrupa ülkelerinin sadece düzeni, sistematiği ve vizyonu bile başlıbaşına etkileyici olsa da ben oyumu her zaman Akdeniz ülkelerinden yana kullanıyorum. Nedense kendine has mutfağı, hikayesi ve insanları olan ülkeleri gezmek benim için ayrı bir keyif. Gitmeden önce Portekiz’i hep salaş ve çokca bize benzeyen bir ülke olarak hayal etmişken, gittiğimde fayans kaplı duvarları olan evleri ve “FADO”suyla düzen içinde son derece karakterli bir ülke ile karşılaştım.

Şimdi huzurlarınızda kısa bir Portekiz turu…


Ne Zaman Gidelim? Bizim Lizbon merkezli Portekiz ziyaretimiz Ocak ayına denk geldi. 4 günlük kısa ancak öz turumuzda çetin kış şartlarıyla karşılaşmadık. Her ne kadar İstanbul’dan uçağın kar nedeniyle kalkmayacağı endişesini yaşasak da oraya gittiğimizde ılıman ve gezmek için çok elverişli bir havayla karşılaştık. Ancak yine de Portekiz’in okyanusa kıyısı olan bir Akdeniz ülkesi olduğu gerçeğini de akıldan çıkarmamak lazım. Gezimizin ilk günü sırılsıklam olsak da neyse ki sonraki günlerinde Portekiz’in güneşli havasının tadını çıkartabildik. 😉

Nerede Kalalım? Biz Portekiz turumuzun tamamını Lizbon’da konaklayarak geçirdik. Çevreye günübirlik geziler yaparak hem oradan oraya valiz taşıma derdinden kurtulduk, hem de çokca yer gördük.

Lizbon’un en büyük caddesi olan Avenue da Liberdade denize kadar uzanan, üzerinde ünlü markaların olduğu çok büyük bir bulvar. Bu bulvarın üzerinde iki tane çok büyük meydan var; ilki Marques de Pombal Meydanı, diğeri de Rossio Meydanı. Bu bulvar ve meydanlar üzerinde çokça otel var ve hepsi dışarıdan bakınca gayet güzel görünüyor. Biz Marques de Pombal Meydanı’nda yer alan HF Fenix Garden’da kaldık. Odaları çok küçük olmasına rağmen her yere yürüme mesafesinde olması ve fiyat olarak uygunluğu bizi cezbetti. Otel olarak tavsiye edilir, ama söylediğim bulvar ve Rossio Meydanı’ndaki otellere de mutlaka göz gezdirin.

Ulaşımı Nasıl Sağlayalım? THY’nin yaptığı kıyak neticesinde aldığımız uçak biletiyle, İstanbul’dan tam 5 saatlik bir yolculuktan sonra Lizbon’a vardığımızda, her zamanki gibi gezimize ilk olarak işe “Tourist Information” dan Lizbon haritası edinerek başladık. Şehre ulaşım, her Avrupa şehrinde olduğu gibi metroyla çok kolay. Çoğu yere yürüyerek gidilebilecek kadar küçük bir şehir olması nedeniyle Lizbon’da sınırsız toplu taşıma hakkı veren biletlerden almanıza gerek yok. (“Portekiz hakkında ufak notlar” kısmında hayati bir bilgi vereceğim, yazının sonunu bekleyin ;)) Rossio Meydanı merkezi konumda, çoğu yere burada yer alan metrodan aktarma yapılıyor. Lizbon’un metro sistemi de son derece sade. Kısa bir incelemeyle nereye nasıl gideceğinizi çok kolay bir şekilde bulabilirsiniz.

Nereleri Gezelim, Görelim ? Her ne kadar uçak yolculuğu 5 saat sürse de, uçağın sabah olması ve Portekiz’in bizden 2 saat geride olması nedeniyle öğle vakti oraya vardığımızda Lizbon’la ilk tanışmayı gerçekleştirmek için hala yarım günümüz vardı. Bizim seçtiğimiz yolla yolculuk etmeyi tercih ederseniz aşağıdaki sıralamaya uymanızı şiddetle tavsiye ederim. Denedik, pişman olmadık 😉 …

Lizbon'a hoşgeldiniz :)
Lizbon’a hoşgeldiniz 🙂

BELEM: Belem, Lizbon’un kremalı, yumurtalı bir tatlısı olan “Pastel de Belem” i ile ünlü semti. Portekiz’in bir çok yerinde göreceğiniz bu tatlı, bu pastane dışında diğer yerlerde “Pastel de Nata” olarak satılıyor. Bu konudan “Nerelerde Yemek Yenir?” başlığı altında daha detaylı bahsedeceğim.

Belem’de, Lizbon’un en önemli simgeleri olan Kaşifler Anıtı ve Belem Kulesi ile karşılaşacaksınız. Biz, hava çok yağmurlu olduğu için zevk almaktan çok ıslanmamaya çalışmakla vakit kaybettik ancak siz Belem’in sahilinde mutlaka kısa bir yürüyüş yapın.

lisbon5

Bilindiği üzere, Portekiz çok ünlü denizciler yetiştirmiş bir ülke. O nedenle, denizcilerinin anısına bu Kaşifler Anıtı’nı yapmışlar.

Belem Kulesi
Belem Kulesi

Belem’de görülebilecek bir diğer yer de Jeronimos Manastırı. Vasco de Gama’nın mezarının da içinde bulunduğu Manastır, büyük bahçesi ve otantik duvarlarıyla muhakkak görülmesi gereken yerlerden.

lisbon2

lisbon3

ALFAMA: Yukarıda bahsettiğim Avenue da Liberdade’den denize doğru yürüdüğünüzde sol tarafta kalan bölgenin adı Alfama. (Herhangi bir Lizbon haritasında bu bölge çok rahatlıkla tespit edebilir.) Burası, daracık sokakları ve duvarları sanat eseri denebilecek kadar güzel fayanslarla kaplı evlerin olduğu son derece karakter sahibi bir bölge. Buranın sokaklarında uzun uzun vakit geçirmenizi ve küçük dükkanlara girmenizi özellikle tavsiye ederim.

Alfama Sokakları
Alfama Sokakları
Alfama Sokakları
Alfama Sokakları

Her Avrupa şehrinde olduğu gibi Lizbon’da da elbette bir kale var. 🙂 S. Jorge Kalesi, Alfama bölgesinde bulunuyor. Yokuşlar şehri Lizbon’da, kaleye çıkması oldukça zahmetli olsa da, manzarayı gördüğünüzde tüm yorgunluğunuzu unutacağınıza eminim. S. Jorge Kalesi’ne, Lizbon gezinizi araştırırken adını çokça duyacağınız 28 no’lu tramvayla (Tram #28) çıkabilirsiniz. Lizbon’un en önemli yerlerine giden bu tramvay, bir nev’i ring görevini görüyor. Lizbon’da karşılaştığımız en büyük sorun olan toplu taşımaya ilişkin durak levhalarının eksikliğini bir kenara bırakırsak, Rossio Meydanı’ndan bineceğiniz bu tramvay sizi S. Jorge Kalesi’nin yakınından bırakacaktır. Ancak, doğrudan kapının önünde inerim kendimi hiç yormam diye düşünüyorsanız, sizi ufak bir sürpriz bekliyor demektir. Nitekim her güzel şeyin bir bedeli var, azıcık tabana kuvvet 🙂

S. Jorge Kalesi
S. Jorge Kalesi
lisbon7
S. Jorge Kalesi’nden Lizbon’a Genel Bakış

BAIRRO ALTO: Avenue da Liberdade’den denize doğru yürüdüğünüzde sağ tarafta kalan bölge ise Bairro Alto. Burası çok ufak bir bölge olup, birbirine paralel 3-4 sokaktan oluşmaktadır. Barlar, publar ve Fado mekanlarının toplandığı ve gündüz ayrı, gece ayrı güzelliğine şahit olunabilecek bir bölge. Portekiz’in fayans duvarlı evlerini burada da çokça görebilirsiniz. Dikkat!! Her gördüğünüz fayansı fotoğraflamaktan sokakların güzelliklerini kaçırmayın. Yazının ilerleyen kısımlarında Fado dinlemek için elbette tavsiye edeceğim bir mekan olacak ama buradaki mekanların da çok iyi olduğuna eminim. Denemekten zarar gelmez 😉

 Bairro Alto-1 Bairro Alto-1
Bairro Alto-1
Bairro Alto-1

Sintra, Cabo da Roca, Cascais

Bir ülkeye gittiğimde, genelde sanki oraya gitmem bir daha hiç mümkün olmayacakmış gibi olabildiğince (fazla koştur koştur olmamak kaydıyla) çok yer gezmeyi seviyorum. Bunu Avrupa ülkelerinde yapmak genellikle çok kolay oluyor. Lizbon da bana bu fırsatı tanıyan şehirlerden oldu. Yarım gün ayırarak, Lizbon’a çok kısa mesafede bulunan bu kentlere gitmeniz oldukça kolay. Üstelik dönüşte gün batımına ve denize karşı buz gibi biranızı içecek vaktiniz de kalacaktır 😉

Lizbon’dan Rossio Meydanı’ndan Sintra trenine binerek yaklaşık 45 dk.lık bir yolculuktan sonra Sintra‘ya vardık. Burası ve yazının devamında anlatacağım diğer ufak kentler Lizbon’un popülerliğinden oldukça faydalanıyorlar. Hatta bu üç yer arasında ring yapan otobüsler bile mevcut. Sintra’da indiğinizde Pena Palace’a giden otobüsü sorduğunuzda zaten oradaki görevli bu sorunun cevabını vermek için bekliyor olacak. Pena Palace, Sintra’da bir tepe üzerine kurulu ve yazlık olarak kullanılan, son derece renkli bir saray. İçi de dışı kadar renkli ve cezbedici. Tabii ki manzarası da görülmeye değer.

Pena Palace
Pena Palace

Pena Palace’a gitmek için bindiğiniz otobüs sizi bıraktığı yerden alacak ve otobüse ilk bindiğiniz yere götürecektir. Bu sefer, aynı yerden 403 numaralı otobüs sizi alacak ve Avrupa kıtasının en batı ucu olan Cabo da Roca’ya götürecektir. Cabo da Roca, eşsiz manzarasıyla sizi çok etkileyecek. Kayalıkların üzerine oturun, ayaklarınızı uzatın ve karşı kıyıya, Amerika kıtasına selam verin 😉

Cabo da Roca
Cabo da Roca
Amerika'ya Selam :)
Amerika’ya Selam 🙂

Sizi Cabo da Roca’ya getiren 403 numaralı otobüs aynı yerden alıp Cascais‘e de götürecektir. Yine indiğiniz yerden binerseniz, Lizbon’un sosyetik sahil kenti Cascais’e rahatlıkla gidebilirsiniz. Cascais, Sintra’ya göre daha büyük ve yerleşimin daha yoğun olduğu bir kent. Bu kentte vakit geçirmenin en güzel yolu, kordonunda ve sokaklarında yürümek… Zaten bu tur çok vaktinizi almayacak ve vakitlice Lizbon’a dönüş yoluna geçebileceksiniz 🙂

Cascais
Cascais

Nerelerde Yemek Yiyelim

Portekiz tam bir deniz ürünleri cenneti. Sadece balıkla yetinmeyip denizden babam çıksa yerimcilerdenseniz size hayatınız boyunca yiyeceğiniz en iyi balık ve deniz canlıları için bir kaç mekan tavsiye edeceğim.

Gittiğimizde tam olarak ne ile karşılaşacağımızı bilemediğimden ve Portekiz’in son derece turistik bir bölge olduğunu düşünerek rezervasyon yaptırmayı tercih ettim. Ancak gittiğimizde gördük ki, ne yazık ki, hiç bir mekan elimde rezervasyon onayına ilişkin e-mail olmasına rağmen, aslında rezervasyonu yapmamıştı. Bizim gittiğimiz dönem kış dönemine geldiği için bu bizim için sıkıntı olmadı, ama yazın gitmeye karar verirseniz aman dikkat !!

Lizbon’da ilk akşam Aqui Ha Peixe isimli balık restaurantına gittik. Burasıyla ilgili söyleyebileceğim tek bir şey var, o da hayatımda yediğim en güzel levreği burada yediğimdir. Mutlaka ama mutlaka burada okyanus levreği yemeyi es geçmeyin. Balık çok büyük olduğundan ortaya 1 porsiyon söylemek ve 2 kişi paylaşmak en mantıklısı. Yazarken bile ağzım sulandı 🙂

Lizbon’da uğranması gereken yerlerden bir diğeri de Cervejaria Ramiro. Burası rezervasyon almayan ve Lizbon gezisi için yapacağınız araştırmalarda çokca karşınıza çıkacak bir yer. Hatta o kadar meşhur ki, Türkçe menüsü bile mevcut. Ramiro’da balık yerine sadece deniz böcekleri servis ediliyor ve Pazartesi günleri kapalı. Biz gittiğimizde Portekizlilerin akşam yemeği için erken bir saat olduğu için çok rahatlıkla yer bulduk, ancak bizim yemeğimiz bitip de kalktığımızda kapının önünde sıra olduğunu gördük. Rahat bir yemek istiyorsanız en ideali saat 17:00-18:00… Aman sakın daha fazla geçe kalmayın…

Cervejaria Ramiro
Cervejaria Ramiro

Gelelim Fado’ya…Fado, her ne kadar dünyada İspanya’nın Flamenkosu kadar yer edinememiş olsa da iyi bir ses tarafından söylendiğinde, içinize işleyen ve son derece etkileyici bir müzik türü. Fado, aslında eski zamanlarda kadınların denize giden kocalarının arkasından yaktıkları bir ağıt. Dolayısıyla hikayesini bilerek bir kadın sesinden bu olağanüstü müziği dinlemek insanı derinden etkiliyor. Yukarıda da anlattığım gibi Bairro Alto’da çokca Fado mekanı bulabilirsiniz. Biz, uzun ve derin araştırmalarım sonunda bu bölgeye göre oldukça uzakta sayılabilecek (ancak tabi ki yürüme mesafesinde) bir mekanı tercih ettik, Sr.Vinho. Burası salaş bir mekandan çok, derli toplu bir restaurant havasında. Kış mevsiminde seyahat etmenin avantajını kullanarak toplam 2 masa, Fado’nun keyfini çıkardık. Yani mekanı kapattık desem yalan olmaz 🙂 Sr. Vinho’da fix menu tercih ettik. Balık, içecek, meyve, tatlı ve Fado 2 kişi toplam 100 Euro ödedik. Portekiz gezimizin en pahalı durağıydı, ama buna değdiğini kesinlikle söyleyebilirim.

Belem semtinde doğup tüm Portekiz’i etkisi altına alan Pastel de Belem tatlısının mucidi Pasteis de Belem‘e (Belem Pastanesi) uğramayı ihmal etmeyin. Belem’e gittiğinizde zaten önündeki kalabalıktan ve merkezi bir yerde olmasının avantajıyla bu pastaneyi hemen tanıyacaksınız. Portekiz’e kadar gitmişken bu tatlıyı kaynağında yemek lazım…


PORTEKİZ HAKKINDA UFAK NOTLAR

  • Havaalanında toplu taşıma için 2 binişlik bilet alırken, “nasıl olsa 2 binişlik ben şimdiden 4-5 tane alayım da bulunsun” demeyin 🙂 2 binişlik biletinizi uzatabilirsiniz. Neticede aldığınız her bir kart için ufak da olsa bir tahsilat yapıyorlar 🙂
  • Havaalanı şehre çok yakın. Dolayısıyla 3-4 kişilik bir arkadaş grubuyla seyahat ediyorsanız şehir merkezine gitmek için taksiyi tercih edebilirsiniz. DİKKAT!!Otelden taksi rezervasyonu yaptırmayın, dışarıdan çok daha uygun fiyata bulabilirsiniz.
  • Her restauranta gittiğinizde, size önden zeytin, tereyağ gibi yemek gelene kadar oyalanabileceğiniz ufak atıştırmalıklar getireceklerdir. Türkiye’de olsa böyle bir durum için misafirperverliğinizi, “adamlar taaa uzaklardan gelmiş, bunlar için bir de para mı alacağız” şeklinde gösterebilirsiniz, ancak aynısını Portekizlilerden beklemeyin. Zira aynı nezaketi göstermiyorlar 🙂
  • Portekiz, dünyaca ünlü futbolcu “Cristiano Ronaldo” nun “Kriştino Hunaldu” (H’ler gırtlaktan) olarak dile getirildiği bir yer. Dolayısıyla, telafuzlar ve kelimeler bize oldukça uzak 🙂 Ama Portekizlilerin sıcak kanlılığı yeter, size yardımcı olduklarında veya bir restauranta gittiğinizde “Obrigado” (Teşekkürler) demeyi unutmayın 🙂

Instagram: anilaakin

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here